Hindistan Dış Politikasında Bağlantısızlar Hareketi ve BRICS

Dünya Savaşının ardından gelişen siyasi gelişmelerle birlikte ABD Ve SSCB haricindeki devletlerin bu iki ülke arasında bir seçim yapması üzerine dayanan bir uluslararası sistem ortaya çıktı. İki bloktan herhangi birine katılmak istemeyen Çin, Hindistan gibi devletlerin girişimleriyle Bağlantısızlar Hareketi kuruldu. Bu hareketin üyesi devletler bloklar arası seçim yapmak yerine her iki blokla da çeşitli ilişkiler kurma yoluna gittiler. Hindistan özelinde ise; sömürge döneminden sonra bağımsız olan Hindistan tekrar bir süper gücün kendisi üzerinde baskın olmasını istememiş ve Bağlantısız kalmayı tercih etmiştir.

Ekonomik gelişmesini henüz tamamlamadığı için harekette önemli bir rol alamayan Hindistan 2000’li yılların başında ortaya çıkan BRICS oluşumunda çok daha önemli sorumluluklar almaya başlamıştır.

Hindistan’ın da üye olduğu BRICS oluşumu ise giderek küreselleşen uluslararası sistemde batının hegemonyasını kıracak önemli bir oluşum olarak göze çarpmaktadır. Türkiye özelinde bakacak olursak; Türkiye, değişen ekonomik ve siyasal dengenin farkındadır ve bu kapsamda BRICS topluluğuna üye devletlerle kapsamlı ticari ve siyasi ortaklık anlaşmaları yapmaktadır.

YAZININ TAMAMI (PDF)

Asya – Pasifik Güç Mücadelesinde Hindistan’ın Rolü

Dünyanın en hızlı büyüyen ekonomilerinin Asya’da yer alması küresel güç dengelerinin yön değiştirmesine ve büyük güçlerin yeni ittifak arayışlarına girmesine yol açmıştır.  SSCB’nin dağılmasıyla mutlak zafer kazandığını düşünen Batı ve tek süper güç olarak kalan ABD, özellikle ekonomik alanda rakip gördüğü Çin‘in yükselişi karşısında tedirginlik yaşamaktadır. Küresel güç mücadelesinin merkezinde yer alan Hindistan ise son yıllarda gerçekleştirdiği ekonomik ve siyasi açılımlarla bölgede ihtiyaç duyulan bir aktör haline gelmiştir. 1950 sonrası Bağlantısızlar Hareketi tecrübesiyle elde ettiği kazanımları unutmayan Hindistan, atacağı adımlarla her iki tarafı da küstürmeden ABD-Çin arasındaki rekabetten maksimum faydayı elde etme siyaseti güderek bölgesel güçten küresel güce ulaşma yolunda ilerlemektedir.

 

YAZININ TAMAMI (PDF)

İran’da Toprak Reformu ve Sonuçları

Muhammed Rıza Şah 1953 yılında, babasının 1941’de bırakmak zorunda kaldığı yerden yola devam etti. İlk işi devletini ayakta tutan üç temel dayanağı sağlamlaştırmak için kolları sıvamak oldu; bunlar ordu, bürokrasi ve saray patronaj sistemiydi. Ufak tefek farklılıklar göstermekle birlikte, Muhammed Rıza’nın saltanatı pek çok açıdan badasınkinin devamı niteliğindeydi. Babası Faşizm çağında hüküm sürüp treni kaçırmamak gerektiğini açıkça söylerken, oğlu Soğuk Savaş’ın doruğa ulaştığı yıllarda yaşamıştı. Dolayısıyla otokrasi ve ırkçılık söylemlerinden kaçındı. Ama o da Aryamihr(Aryan Güneşi) gibi yepyeni bir isim eklemekten geri kalmadı. Muhammed Rıza Şah babası Rıza Şah’ın muazzam bir devlet inşa etme düşünü gerçekleştirmişti. Bu hayale ulaşması artan petrol gelirleri sayesinde oldu.

Pehlevi devletini ayakta tutan üç dayanaktan biri olan ordu ayrıcalıklı muamele görmeye devam ediyordu. Şah Savunma Bakanlığı’nın adının tekrar Savaş Bakanlığı yapmıştı. Askeri bütçenin çoğu gelişkin silahlara harcanıyordu. Silah tüccarları şahın, tıpkı Playboy okuyan adamlar gibi, silah kullanma kılavuzlarını yalayıp yuttuğu konusunda fıkralar anlatıyorlardı.

Şah’ın askeri ilgisi silah alımlarıyla sınırlı değildi. Bütün askeri konularda yakında ilgilenirdi: eğitim, harekât, kışla ve subayların genel refahı. Şah ayrıca askeri darbe olasılığını durduracak önlemler de almıştı. Kişisel deneyimi ona geri planda kalmış subayların iş karıştırmasından korkmak gerektiğini öğretmişti. İstihbarat başkanlarıyla gizli servis yetkililerinin birbirleriyle doğrudan haberleşmesini yasakladı. Bütün haberleşmeler saray aracılığıyla yürütülürdü.

 

YAZININ TAMAMI (PDF)

Nasıreddin Şah Dönemindeki Reuter İmtiyazları

1796 yılında İran topraklarında iktidarı ele geçiren Kaçar Hanedanı, bu yıllardan sonra birçok siyasi ve ekonomik sıkıntılar ile baş başa kalmıştır. 19. yüzyıldan sonra sömürgeci devletlerin eline düşen Kaçarlar, sömürge devletlerinin planları arasında mücadele etmek ve kendine yaşam alanı sağlamak için sömürge devletlerine bazı imtiyazlar vermiştir. Söz konusu imtiyazlar Kaçar iktidarı boyunca ülke ekonomisinin zarar görmesine neden olmuştur. Bu makalede söz konusu imtiyazlar arasında Kaçar Hanedanı’nın önemli yöneticilerinden biri olan Nasıreddin Şah’ın döneminde verilen “Reuter İmtiyazları” olarak bilinen imtiyazlar incelenecektir.

YAZININ TAMAMI (PDF)

Doğu Çin Denizi’ndeki Hâkimiyet Mücadelesi

Çin Halk Cumhuriyeti yaklaşık 1,397 milyarlık nüfusu, hızlı şekilde büyüyen ekonomisi, ileri düzeydeki teknolojisi ve son yıllarda artan dış diplomasi trafiğiyle süper güç olma yolunda hızla ilerleyen bir ülke olarak karşımıza çıkmaktadır. 9,6 milyon kilometre karelik toprak parçası ve hak iddia ettiği 3,7 milyon kilometrekarelik denizalanı ile dünyanın toplam alan bakımından en büyük 3. ülkesi olan Çin, artan diplomasi trafiği ve askeri harcamalarıyla birlikte, kontrol etmeye çalıştığı büyük alandaki anlaşmazlıklarla da sık sık gündeme gelmektedir. Asya Kıtası’nda bulunan 9,6 milyon kilometre karelik alanda İç Moğolistan, Sincan Uygur Özerk Bölgesi, Tibet toprakları, Hong Kong gibi bölgelerde bazen iç dinamikler sebebiyle, bazen de komşu ülkelerin hamleleriyle sıcak çatışmanın eşiğine gelen Çin, benzer sorunları hak iddia ettiği Çin Denizi’nde de yaşamaktadır. Bu sorunların altında tarihten gelen husumetlerin de yattığı ise su götürmez bir gerçektir.

Sahip olunan kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölgelerdeki hak iddialarının sebep olduğu Çin Denizi’ndeki hâkimiyet mücadelesi genel olarak iki ana başlık altında incelenmektedir. Bu başlıklardan ilki Güney Çin Denizi’nde Brunei Darü’s-Selam Devleti, Çin Halk Cumhuriyeti, Çin Cumhuriyeti (Tayvan), Malezya, Endonezya, Filipinler ve Vietnam devletleri arasında, daha çok bölgedeki zengin doğal kaynaklar ve kullanım hakları sebebiyle hem bahsi geçen ülkelerde hem de dünyada gündemi meşgul etmektedir. İkinci başlık ise Doğu Çin Denizi’nde Çin Halk Cumhuriyeti, Japonya ve Güney Kore devletleri arasında olup, daha çok askerî ve ekonomik sebeplerle devletleri karşı karşıya getirmektedir. İki başlık altındaki sorunların çözümü için ülkeler arasında değişik zamanlarda çeşitli platformlar kurulmaya çalışılmış, ancak sorunlar günümüze kadar varlıklarını sürdürmüştürler.

Bu makalede son dönemde dünyanın birçok ülkesinde yükselişe geçen militarizm, güvenlik stratejilerine yöneliş ve silahlanma yarışıyla beraber tekrar ve bu sefer daha da tehlikeli bir şekilde gündeme giriş yapan bu iki büyük ve girift sorundan Doğu Çin Denizi’ndeki hâkimiyet mücadelesinin ve bugün gelinen noktanın küçük bir çerçevesi çizilmeye çalışılacak.

YAZININ TAMAMI (PDF)

Çin Afrika’da Ne Arıyor?

Kapılarını dünyaya açtığı günden beri süratli bir ekonomik büyüme ile hatrı sayılır bir güç haline gelen ÇHC ekonomik ,askeri ve siyasi manada dünya üzerinde etkili bir devlet haline geldi.Bu etkisini daha da  artırmak isteyen  Pekin yönetimi tarihsel öneminin yanında zengin yeraltı kaynağı ve gelecekte ilk sırada yer almasını beklenen aktif genç nüfusu ile  çok cazip topraklar olan Afrika Kıtası üzerinde de devasa yatırım ve işbirlikleri ile elini güçlendirmek niyetinde .Hem yerel hem de küresel güçlerce bazı noktalarda “Modern Emperyalizm ” ile suçlansa da Pekin yönetimi çift taraflı win-win politikası izleyerek bu eleştirileri boşa çıkartma gayretinde. Batıdaki muadillerinin aksine emperyal bir geçmişinin olmaması Pekin yönetiminin bir nevi avantajı ve bu kozunu her fırsatta dile kullanıyor. Çinli yöneticiler, Pekin yönetimi kıta üzerinde en çok enerji yatırımları ile dikkat çekiyor. Zira dünyanın en büyük enerji ithalatçısı konumundaki Çin yoğun sanayi faaliyetinin devamı için enerjisini “sağlama  almak” zorunda. Bu amaçla da Afrika ülkelerinin hükümetleri ipe “yakın ilişki “içerisinde. Bonkör dış yardımlarında en büyük kalemlerden biri Afrika yerel hükümetleri. Trump yönetiminin agresif tavırları ve Pekin yönetiminin geri adım atmaması ile kızışan ABD ve ÇHC arasındaki ticaret savaşları Afrika kıstasınızda bir rekabet alanı olarak kullanıyor. Çin’in devasa ekonomik hamlelerine Washington yönetimine askeri olarak daha cüretkar hamlelerle bölgede nüfuzunu artırma peşinde.

YAZININ TAMAMI (PDF)

 

Neo-Emperyalizm ve Borç Tuzağı Eleştirileri Çerçevesinde 21. Yüzyılın En Büyük Kalkınma Projesi : Kuşak ve Yol Girişimi

Çin Halk Cumhuriyeti, 2000’li yılların başından itibaren çevresindeki ülkeler başta olmak üzere dünyanın birçok yerinde altyapı yatırımları, dış yardım faaliyetleri ve sayısı hızla artan birbirinden bağımsız projeleri ile adından söz ettirmektedir.

Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Başkanı Xi Jinping’in 2013 yılında Kazakistan’ı ziyareti esnasında ilk defa bahsettiği Bir Kuşak Bir Yol (One Belt One Road-OBOR) projesi ise bu projelerin başında yer almakla beraber Çin Halk Cumhuriyeti’nin küresel yatırım vizyonuna bambaşka bir boyut kazandırmaktadır. Modern İpekyolu olarak nitelendirilen bu devasa projenin amacı Asya, Avrupa ve Afrika’yı kara yolları, deniz yolları ve ekonomik koridorlar ile birbirlerine bağlayarak küresel bir altyapı ağı kurmak ve Çin’i küresel ekonominin merkezine koymaktır. Ayrıca Çin Halk Cumhuriyeti, bu ticaret yolları ve bağlantılar ile alternatif güzergahlar ortaya koyarak ithalat ve ihracatını güvence altına almak istemektedir.

Söz konusu proje, 3 kıta ve 68’den fazla ülke ile küresel GSYİH’nin %40’ını kapsamaktadır. Dünya nüfusunun %62’sini doğrudan etkileyen bu projeyle, projede yer alan ülkeler arasında fiziki bağlantıların yanı sıra siyasi, ekonomik, stratejik ortaklıklar ile finansal ve halklar arası entegrasyonun sağlanması amaçlanmaktadır.

Xi Jinping, Kazakistan’daki konuşmasında “Ülkeler arasındaki ekonomik bağlantıları daha da yoğunlaştırmak, karşılıklı iş birliğini daha da derinleştirmek ve gelişme için daha geniş bir ufuk açmak için yaratıcı bir ruhla iş birliği modelini geliştirerek ‘İpek Yolu Ekonomik Kuşağını’ ortaklaşa oluşturabiliriz. Bu güzergahta yer alan bütün ülkelerin mutluluğuna hizmet edecek muhteşem bir dava olacaktır” diyerek projenin katılımcı ülkelere bakış açısını net bir şekilde ortaya koymuştur. Çin Halk Cumhuriyeti, Kuşak ve Yol Girişimi ile ortaya sürdürülebilir bir kalkınma programı koyduğunu ve bu projenin sadece kendi büyümeleri için değil katılımcı ülkelerin büyümeleri için de büyük bir öneme sahip olduğunu vurgulayarak projenin kazan-kazan özelliğini ön plana çıkarmaya çalışmaktadır.

Kuşak ve Yol Girişimi, 1978 yılında Deng Xiaoping’in Çin Halk Cumhuriyeti ekonomisini dünyaya açan reformlarıyla başlayıp 2001 yılında Çin’in Dünya Ticaret Örgütü’ne üye olması ile devam eden sürecin ulaştığı son noktadır. Çin 40 yıl boyunca kademe kademe küresel ekonomik düzene entegre olmuştur. Yıllar boyunca ‘dünyanın fabrikası’ olan Çin, 2017-2018 döneminde 2263 milyar dolarlık ihracatı ile bir kez daha en çok ihracat yapan ülkeler sıralamasında birinci olmuştur. Günümüzde ise yüksek seviyelere ulaşan ekonomik gücünü kullanarak bölgesel ve küresel bazda politik etkinliğini arttırma amacıyla dünyanın birçok yerinde yatırımlar yapmaktadır. Çin Halk Cumhuriyeti yetkilileri bu yatırımları yaparken karşılıklı fayda ve gelişmeyi göz önünde bulundurduklarını sık sık belirtse de özellikle batı dünyası, projeyi sert bir şekilde eleştirmekte ve proje hakkında birçok iddia ortaya atmaktadır.

YAZININ TAMAMI (PDF)

Prof. Dr. Özden Zeynep OKTAV

Biyografi

İstanbul Medeniyet Üniversitesi’nde Profesör olarak görev yapmaktadır Master ve doktora derecelerini Boğaziçi Üniversitesi’nden almış olan Oktav, Turkey in the 21st Century Quest for a New Foreign Policy, Routledge, 2011 Limits of Relations with the West: Turkey Syria and Iran, The Changing Dynamics of the Arab Gulf and Saudi Arabia-US-Iran Relations, Beta, İstanbul, 2011 başlıklı kitapların yazarıdır.
Ayrıca, Violent Non-State Actors and Syrian Civil War The ISIS and YPG Cases, (Springer, 2018), GCC-Turkey Relations: Dawn of a New Era, (GRC Press in Cambridge, Cambridge, 2015), 2000’Lİ YILLARDA TÜRK DIŞ POLİTİKASI: Fırsatlar, Riskler ve Krizler başlıklı kitapların editörlüğünü yapmıştır. Oktav’ın pek çok kitapta yazmış olduğu bölümlerden bazıları ise sırasıyla aşağıdaki gibidir. “The Syrian Uprising and Turkey-Syria Quasi Alliance: A View from Turkey”, Turkey-Syria Relations Between Enmity and Amity, ed. Raymond Hinnebusch & Özlem Tür, Aldershot, Burlington: Ashgate, 2013, “Minority Protection: A Thorny Issue in Turkish-EU Relations,” Human security in Turkey; challenges for the 21st century. (Security and conflict management), ed. Alpaslan Özerdem & Fusun Özerdem, Routledge, 2013. and “The Gulf States and Iran: A Turkish Perspective”, Middle East Policy, Vol. XVIII, No. 2, Summer 2011. Türk Dış Politikası, Ortadoğu, Amerikan Dış Politikası, Çatışma Çözümleri gibi konularda ders veren Oktav, YÖK bursuyla İngiltere, Cambridge Üniversitesi’nde ve TUBİTAK bursuyla İskoçya, St Andrews Üniversitesi’nde misafir araştırmacı olarak bulunmuştur.

Prof. Dr. Berdal Aral

Biyografi

1994 yılında “Turkey and International Society from a Critical Legal Perspective” (Eleştirel Hukuk Açısından Türkiye ve Uluslararası Toplum) başlıklı çalışmasıyla Glasgow Üniversitesinde doktorasını tamamlayan Prof. Dr. Berdal Aral’ın, hem verdiği dersler, hem de yaptığı çalışmalar özellikle uluslararası hukuk ve insan hakları alanında yoğunlaşmıştır. Kendisinin Türkçe olarak kaleme aldığı üç kitap çalışması vardır: “Uluslararası Hukukta Meşru Müdafaa Hakkı” (1999), “Üçüncü Kuşak İnsan Hakları Olarak Kolektif Haklar” (2010), ve “Küresel Güvenlikten Küresel Tahakküme: BM Güvenlik Sistemi ve İslam Dünyası” (2016). Ayrıca, Türkçe ve İngilizce olarak hem yukarıda sözü edilen konularda, hem de İslam dünyasının bütünleşme meseleleri ile Türkiye’nin dış politikası alanında yayınlanmış makaleleri ve kitap bölümleri vardır. Kendisi İstanbul Medeniyet Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır.

Yrd. Doç. Dr. Halil Kürşad Aslan

Biyografi

Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ), Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi (Ankara/TÜRKiYE) 1994 yılı mezunudur. Kent State Üniversitesi bünyesinde (Ohio/ABD) doktora çalışmalarını tamamlamıştır (2011
Daha önce görev yaptığı yerler: Ohio-Kent State Üniversitesi (Okutman 2007-2010), Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (Yar. Doç. Dr. 2011-2015).
Araştırma alanları: Uluslararası Politik Ekonomi, Dış Politika, Karşılaştırmalı Ekonomik ve Siyasi Kalkınma, Araştırma Yöntemleri, Avrasya Siyaseti