Çin Raporu – Ahmet Masum Aydın

Çin’in Dünya’daki Konumuna Bir Bakış

Çin Halk Cumhuriyeti binlerce yıllık bir tarihin mirasçılığını yapan bir devlettir. Çin tarih boyunca Asya’daki en etkin devlet olarak varlığını sürdürdü. Asya’daki diğer milletlerin dilini, dinini, kültürünü ve devlet sistemlerini kimi zaman direkt etkisi altına aldı kimi zamanda bu devletlere bir model teşkil etti. Örnek olarak Çin etkisinden yüz yıllar boyunca kalan Kore ile ilişkiler genellikle direkt nüfuz şeklinde iken Japonya gibi anakaradan uzak ancak bölgedeki Çin nüfuzuna ticaret ve diplomasi yoluyla muhatap oldu. Tabi ki bu iki devletin kendi benliklerinden uzak bir kültür ve siyasi model oluşturdukları anlamına gelmiyor ancak iki devletinde Çin’de ortaya çıkan modelden pek çok açıdan etkilendiklerini ortaya koyuyor.

Çin’den genel olarak bahsedebilmek için öncelikle Çin’i tanımlamak gerekiyor. Çin 9,596,960 km2’lik toplam kara parçasıyla dünyanın en büyük 4. ülkesidir. Toplamda 14 ülkeyle (Afganistan {91 km}, Bhutan {477 km}, Myanmar {2,129 km}, Hindistan {2,659 km}, Kazakistan {1,765 km}, Kuzey Kore {1,352 km}, Kırgızistan {1,063 km}, Laos {475 km}, Moğolistan {4,630 km}, Nepal {1,389 km}, Pakistan {438 km}, Rusya {4,133 km}, Tacikistan {477 km} ve Vietnam {1,297 km}) 22,457 km kara sınırına ve 14,500 km kıyı şeridine sahiptir.[1] Doğal kaynaklar açısından kömür, demir, azda olsa petrol, doğalgaz, alüminyum ve uranyuma sahiptir.  Bunun yanında hidroelektrik potansiyeli ve kullanımı açısından da Çin dünyada 2016 rakamlarıyla lider konumundadır.[2] Son olarak coğrafi olarak pek çok iklimin görüldüğü Çin’de Güney’de yoğun yağışlar, Kuzey’de şiddetli kar ve soğuk, iç bölgelerde kuru ancak ağırı sıcağın olduğu yazlar görülür.

Çin 1,379,202,771’lık nüfusuyla dünyanın en kalabalık ülkesidir. Bu nüfusun %91,6’sı kendini Han olarak tanımlayan etnik gruba aittir. Bu grup Çin’in ana kemiğini oluşturan etnik gruptur ve yüzyıllardan beri bu coğrafyada yaşayan halkın bugün ki akrabalarıdır. Bunun haricinde Çin hükümeti tarafından resmi olarak tanınan 56 adet etnik grup vardır. Bunlardan bazıları Hui, Uygur, Yi, Tibet, Moğol, Mançu, Kazak, Koreli ve Miao olarak sayılabilir. Çin coğrafyasının tamamında resmi dil Putonghua denilen ve Pekin lehçesinden oluşturulmuş olan Çince’dir. Ancak Çince pek çok farklı lehçeye sahiptir ve bu nedenle Çin’in neredeyse her bölgesi kendine has bir yanı olan lehçeler geliştirmiştir. Örneğin Wu lehçesi Şangay’da konuşulmakta, Yue (Kantonca) özellikle Hong Kong ve Çin’in Güney kesiminde konuşulmaktadır. Bunun yanında özerk bölgeler olan Sincan (Xinjiang) bölgesinde Uygurca, yine özerk olan Tibet’te Tibetçe (Xizang), Çin’e bağlı İç Moğolistan’da Moğolca ve ülkenin çeşitli yerlerinde Kırgızca resmi dil olarak tanınmaktadır. Çin Halk Cumhuriyeti’nin resmi olarak her hangi bir dinle bağlantısı yok ve Çin Komünist Partisi (ÇKP) Marksist-ateist karakteri ile biliniyor ancak Çin Halk Cumhuriyeti’nde yaşayan halk için ülkede 5 dini (Budizm, Taoizm, İslam, Katoliklik ve Protestanlık) resmi olarak tanıyor. Yahudilik örneğin resmi din tanımlamasına girmediği için devletten her hangi bir destek alamıyor ve Sinagog açılmasına müsaade edilmiyor (ancak bunun resmi söylem olduğunu unutmamak lazım, Çin’de hali hazırda Sinagoglar mevcut). Nüfusun dağılımına gelinecek olursa, Çin nüfusunun 2017 rakamları ile %57,9’u şehirlerde [en büyüğü Şangay olmak üzere (23,741 milyon) Pekin (20,384 milyon), Chongqing (13,332 milyon), Guangdong (12,458 milyon), Tianjin (11,210 milyon) ve Shenzhen (10,749 milyon) Çin’in en büyük şehirleridir {Hong Kong ve Makao Özel Yönetim Bölgesi olduğu için bu sıralamada yer almaz}] yaşamaktadır. Çin bu açıdan hala ciddi bir rakamı kırsal kesimde yaşayan bir ülkedir. Bu durum özellikle ekonominin sektörlere göre dağılımında da kendini göstermektedir. Çin ekonomisinin 2016 rakamlarına göre %51,6’sı hizmet, %39,8’i sanayi ve %8,6’sı tarım sektöründe çalışmaktadır (CIA World Factbook). Çin,  GSYİH’sı 10,3 trilyon $ ile dünyanın en büyük 2. ekonomisidir. Son olarak Çin nüfusunun %96,4’ü okuma-yazma bilmektedir.

Çin ulaşım noktasında da çok büyük yatırımlar yapmakta olan bir ülkedir. Ülkede toplamda 509 tane havalimanı bulunmakta ve bu sayı hali hazırda artmaktadır. Özellikle Pekin’de ve Şangay’da yapılan uluslararası havalimanları hem Asya’daki hava taşımacılığı için hem de Çin’in dünyaya açılan kapısı olmaları sebebiyle oldukça önemlidir. Özellikle Şangay’daki Pudong Uluslararası Havalimanı ile şehir arasında hizmet veren Manyetik Levitaston Treni (MAGLEV)[3] dünyada ilk ve tek olma özelliğine sahiptir ve hem Şangay’ın bir dünya şehri olması için uğraşan Çin Halk Cumhuriyeti’nin hem de Şangay’ın gurur kaynağıdır. Bunun yanı sıra Çin toplam 124,000 km uzunluğu ile dünyanın 3. en büyük demiryolu ağına sahiptir. 22,000 km’si ise hâlihazırda hızlı tren hattıdır. Demir yolları hem ulaşım açısından ve çok aktif bir nüfusu olan Çin açısından çok önemli olmakla birlikte, ülkenin iç kesimlerindeki fabrikalardan ürünlerin dünya pazarına satılmak üzere limanlara getirilmesini sağlaması açısından da büyük öneme sahiptir. Çin, Dünya’daki 10 büyük konteyner limanının 7’sine sahiptir. Bu durum Çin’in ihracat odaklı bir ülke olmasının ve yoğun bir şekilde süren enerji ithalatının bir sonucudur. Ayrıca deniz yollarının dünyadaki ticarette büyük rol oynadığını unutmamak gerekir. GSYİH’nın %1.9’u (2016 rakamlarına göre) askeri harcamalara gitmektedir ve 18-24 yaş arası 2 süreyle zorunlu askerlik hizmeti vardır.

Çin’in hükümet sistemi ise merkezden yönetilen komünist devlet şeklindedir. Çin 23[4] adet eyalet[5], 5 özerk bölge (Guangxi, İç Moğolistan, Ningxia, Sincan Uygur ve Tibet), 4 merkezden yönetilen büyük şehir[6] (Pekin, Şangay, Chongqing ve Tianjin) ve 2 Özel İdare Bölgesi[7] (Hong Kong ve Makao)’dan oluşmaktadır. Çin Komünist Partisi (ÇKP) ve devlet iç içe geçmiş yapılardır. Çin devlet başkanı aynı zamanda ÇKP’nin genel sekreteridir. Bunun yanı sıra Çin Halk Kurtuluş Ordusu’nun da başkomutanıdır. Çin’in en üst karar mercii Politbüro’dur. 25 üyeden meydana gelir, 9 kişilik alt grup olan Yürütme Komitesi tarafından temsil edilir. Yürütme komitesi tüm sistemin en tepesinde bulunur ve Çin’deki en güçlü organdır. Tüm kararlar kapalı kapılar ardında yapılır ve bu kurulların her hangi bir mercie hesap zorunluluğu yoktur. Çin 35 kişiden oluşan bir Devlet Konseyi’ne sahiptir ve bürokratik işleyişten sorumludur. Ancak pratikte en önemli işlevi ekonominin yönetimidir.[8] Ayrıca Çin meclis işlevi gören Çin Komünist Partisi Ulusal Kongresi de, beş yılda bir toplanarak Çin’i yönetecek kadroları belirliyor. Ülkenin çeşitli yerlerinden gelen 2,200+ delege Politbüro delegelerini belirliyor. Bir diğer mesele olan yargı noktası ise Çin’de oldukça tartışmalı bir mevzudur. Çin Halk Cumhuriyeti bir anayasa mahkemesine sahip değildir.[9] Mahkemeler ve hukuksal işleyişte oldukça soru işaretleri barındıran bir mevzudur. Buna ek olarak ÇKP kendi içerisinde bir Disiplin Komitesine sahiptir ve bu parti içerisinde en korkulan kurumdur. Bu komite gerekli durumlarda parti üyelerinin görevlerini elinden alabilir, soruşturmalar yürütebilir ve verdiği kararlar idam hükümlerini dahi içerebilir. Bunun en büyük örneği hâlihazırdaki başkan Xi Jingping döneminde yaşanmaktadır. Xİ’nin üzerinde ısrarla durduğu yolsuzlukla mücadele soruşturmaları sırasından yüzlerce parti görevlisinin parti ile ilişkileri kesilmiş bazıları ise idam cezasına çarptırılmıştır.[10] Son olarak Çin uluslararası anlaşmaların pek çoğunda taraftır ve bu anlaşmalardaki yükümlülüklerle bağlıdır ancak Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yetki alanında değildir. Bu da özellikle Çin’in en çok eleştirildiği noktalardan biri olan uluslararası anlaşmazlıklarda ve insan hakları meselelerinde Çin’in tek taraflı tanımamazlığı söz konusudur. Ek olarak Çin Birleşmiş Milletlerin 5 daimi üyesinden biridir.

Son olarak, Çin’in uluslararası arenada karşısında olan problemler hem coğrafyayı hem de ÇKP’nin gelecekte vereceği cevapları anlamak açısından önemlidir. Bu sorunlar şu şekilde sıralanabilir:

  1. Çin’de hali hazırda yakalanan bu büyüme trendi, gelecek yıllarda da bu başarılı yükselişi sürdürebilecek midir? Tabi ki bu soruya cevap vermek oldukça zor görünmektedir. Ancak hali hazırda yakalanan büyüme rakamlarının gelecek yıllar içerisinde devam etmesine şüpheyle bakılmaktadır. Bu meşrutiyetini büyük oranda hâlihazırda ki başarısını ekonomiye borçlu olan ve bunu çok iyi reklam yapmayı başaran ÇKP için büyük bir risktir. Ayrıca ekonomideki en ufak bir dengesizliğe içeride parasal gücü ciddi boyutlara ulaşan üreten kesimin nasıl bir tepki vereceğini kestirmek zordur. Bunun yanı sıra Çin yakaladığı büyüme rakamlarına rağmen tam anlamıyla bir sosyal adalet temin edebilmiş değildir. Örneğin nüfusun %3.3’ü yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır ve bu rakam Çin’in yoksulluk sınırı olarak belirlediği 2,300 RMB üzerinden verilmektedir.[11]
  2. Çin’in uluslararası alanda başını ağrıtan en çetrefilli mevzu Güney Çin Denizi sorunudur. Güney Çin Denizi bölgedeki 6 ülke [Çin (Tayvan’da bu soruna taraftır), Malezya, Bruney, Singapur, Vietnam ve Filipinler] arasında uzun dönemli bir sorundur. Çin bölgenin tarihsel olarak kendine ait olduğunu iddia etmekte, buna karşılık diğer ülkeler kendi kıta sahanlıkları ve çıkar alanları sebebiyle Çin’in bu iddialarına karşı direnmektedir. Burada en önemli mevzu bölgedeki ticaret yollunun kimin kontrolünde olacağı mevzusu ve buna ek olarak Çin’in kendisi için hayati öneme sahip olan enerji nakil hattını korumak istemesidir. Bu sorun özellikle yakın zamanda Filipinlerin Çin’i Uluslararası Mahkemeye vermesi ve Mahkemenin Filipinler’in iddialarını haklı bulması ile yeniden alevlenmiştir. Çin mahkemeyi siyasi olmakla suçlamış ve bu kararı kesinlikle tanımayacaklarını dünya kamuoyuna duyurmuştur.[12]
  3. Tayvan, Çin için beklemede olan ancak çok hassas bir konudur. Çin Halk Cumhuriyeti kurulduğu günden buyana asla Tayvan’ı topraklarının bir parçası olarak görmekten vaz geçmedi. İki tarafta çok ciddi ekonomik iş birliği ve çıkar ilişkilerine sahip olsa da, kimi zaman tansiyonun yükselmesine neden olan olaylar yaşanmaya devam etmekte. Özellikle Tayvan’da artmaya başlayan bağımsızlık söylemleri, anakarada çok sert tepkiye neden olmakta ve Tayvan’da hali hazırda yükselişte olan Tayvan milliyetçiliği (özellikle Tayvan’daki genç nüfus arasında)[13] ÇKP tarafından tehdit olarak görülmektedir. Ayrıca ABD’nin Tayvan ile olan ilişkileri ve Tayvan’ın stratejik önemi bu sorunun daha uzun süre Çin’in başını ağrıtacak gibi görünmektedir.
  4. Çin-ABD ilişkileri çok boyutluluğuyla hem ulusal hem de uluslararası politikalarda belirleyicidir. Hali hazırdaki ticaret hacmi ve bunun sonuçları ABD açısından kimi zaman rahatsız edici seslerin yükselmesine neden olmaktadır. Özellikle ABD başkanı Donald Trump’ın sürekli bu olayı gündemde tuttuğu ve seçim kampanyasında kullandığı görülmüştür. Ancak iki ülkenin de var olan düzeni değiştirmeye pekte gönüllü olmadıkları aşikârdır. Ayrıca hem uluslararası strateji tartışmalarına konu olan dünyada egemen gücün kim olacağı ve tek kutupluluktan çok kutupluluğa doğru bir yönelmenin olduğu noktasında çeşitli teoriler mevcuttur. Özellikle Çin’in var olan düzeni sarsıp ABD’ye meydan okuyacağı şeklinde bir düşünce uzun süreden beri uluslararası literatürü meşgul etmekte. Ancak Çin’in şuan aldığı pozisyona bakıldığında sisteme tam uyum ve olabildiğince problemlerden kaçınarak herkese eşit mesafeli bir dış politika izlediği görülmektedir.[14] Güney Çin Denizi sorununda ABD ile bir karşılaşma yaşadığı tarzında bir algı oluşmuş ancak bu asla bir çatışmaya dönüşmemiştir. ABD ile Çin arasındaki bir diğer sorun Kuzey Kore krizi yüzünden çıkmaktadır. Çin’in stratejik ve tarihsel ortağı Kuzey Kore’yi desteklediği bir gerçektir. ABD’nin kuruluşundan buyana bir tehdit olarak algıladığı Kuzey Kore’ye karşı Çin’in tutumunu hiç hoş görmemektedir. Ancak bun rağmen Çin BM’de alınan tüm yaptırım kararlarında ABD’nin yanında yer almış ve bu yaptırımları veto etmemiştir.
  5. Çin dünyanın en büyük üreticilerinden birisi olmasının da bir sonucu olarak Dünya’da çevre kirliliğinde başı çeken ülkelerden biridir. Bu durum Çin’de özellikle kuzey bölgelerde çok ciddi sağlık sorunlarına ve şehirlerde insan hayatını olumsuz etkileyecek koşulların oluşmasına neden olmaktadır. Çin’in özellikle enerji üretiminde uzun yıllardır bağımlı olduğu tükenebilir enerji kaynakları (özellikle termik santraller) bu sorunun başlıca nedenidir. Ancak son yıllarda Çin bu kaynaklara bağımlılığı azaltmak için oldukça hırslı bir yenilenebilir enerji programı yürütmektedir. Ülkenin çeşitli bölgelerinde çok büyük güneş çiftlikleri ve hidroelektrik santrallerine her gün bir yenisi eklenmekte, pek çoğu da proje aşamasındadır.
  6. Çin’in bölgesel liderliğe soyunmuş olması ve bunun yarattığı sonuçlarda Çin açısından hem bölgesinde hem de uluslararası alanda önemli bir meseledir. Bölgede uzun yıllardır ABD’nin müttefiki ve önemli güç olan Japonya, Güney Kore ve Tayvan, Çin’in yükselişini kendi ulusal güvenlikleri için tehlikeli görmektedir. Bunun yanı sıra Çin’e çok yakın bir nüfus oranına sahip olan ve bölgesinde liderlik mücadelesi veren Hindistan’da Çin’in bölgedeki etkinliğinden oldukça rahatsızdır. Hindistan ile zaten var olan sınır anlaşmazlığı da bu problemin daha da derinleşmesine neden olmaktadır. Ek olarak Çin’in ortaya koyduğu Bir Kuşak Bir Yol projesi ve bunun bölgedeki etkileri komşu ülkelerin bazılarında çekincelere neden olmaktadır. Çin’in artan nüfuzunun hem bölgesel aktörlerin hem de küresel aktörlerin stratejilerinde değişimlere yol açacağı kesindir.
  7. Çin içerisindeki reform hareketlerinin geleceği ve ÇKP’nin geleceğe yönelik planları hem Çin’in iç siyasetinde hem de dış politikasında önemli rol oynayacaktır. ÇKP şu ana kadar reformları kendi istediği şekli ile büyük oranda kontrol etmeyi başarmıştır. Ancak ülkede artan internet kullanımı, hali hazırdaki komünist idealin oluşmamasından doğal hayal kırıklığı ve ÇKP’nin siyasi açıdan tam olarak bir meydan okumayla karşılaşmamış olması Çin’in içeride devam eden tartışmalardandır. Ancak şuana kadar ÇKP’nin politikalarının başarılı olmuş olması ve yaklaşık 30 yıllık bir süreçte elde edilen büyük ekonomik başarı dünyada acaba Çin modeli bir büyüme mümkün mü şeklinde tartışmaların yapılmasını sağlamıştır. Elbette Çin tarihsel olarak kendi pozisyonunu biricik olarak görmüş olsa da ileride bir rol model olma stratejisi ile hareket etmeyeceğinin bir garantisi yoktur. Ancak ÇKP’nin içerdeki sorunlarla tam anlamıyla yüzleşmeden böyle bir maceraya ne düzeyde girişebileceği bir başka soru işaretidir.[15]

Farklı Açılardan Çin’in Dünü ve Bugünü

Yukarıdaki genel bilgiler ışığında, daha özelde bir Çin ortaya koyulabilir.

Öncelikle Çin hala geleneksel değerlerle var olan bir ülke. Örneğin aile Çin toplumunda önemli bir yere sahip. Genellikle aileler bir arada yaşıyor, evliliklerde kız erkeğin evine taşınıyor ve erkeğin anne babasıyla birlikte yaşıyor. Tarihsel olarak Çin toplumunda bu tür bir yaşam tarzı zaten var ancak bugün bu daha çok ülkedeki ekonomik düzenle de ilişkilendirilebilir bir durum haline gelmiş. Çin’de var olan Hukou Sistemi[16] bir bireyin ülke içerisindeki hareketliliğini oldukça kısıtlıyor. Anne-baba genellikle çalışmaya kırsal kesimden büyük şehirlere gittiğinde, büyükanne-büyükbaba çocukları[17] yetiştirme görevini üstleniyor. Bu durum kimileri tarafından bir tür kültür aktarımı olarak değerlendirilse de, pek olumlu karşılanan bir durum gibi gözükmemektedir. Aileler ancak ulusal tatil zamanlarında bir araya gelebilmektedir. Ulusal tatiller Çin toplumu için çok önemli bir yere sahiptir. Özellikle Çin yeni yılı kutlamaları için köylerine geri dönen binlerce işçi, Çin içerisinde ufak çaplı bir göç dalgasına sebep olmaktadır. Bu tür zamanlar ailelerin bir araya gelmesini sağlayan nadide zamanlardır. Genellikle ailelerinden uzakta büyük şehirlerde yaşayan Çinli işçiler, yılda özellikle 2 defa (Çin yeni yılı ve Ulusal Bayram) aileleri ile bir araya gelmek için köylerine geri dönmektedir.

Bir diğer mevzu Çin’in kendi tarihini nasıl gördüğü sorusudur. Çin’in yüzyıllar boyunca bölgesindeki en önemli güç merkezi olduğu ve çevresini etkileyen bir medeniyet olduğu bir gerçektir. Çok uzun bir tarihe sahip olan Çin’in tarihine burada değinilmeyecektir ancak özellikle Çin’in toplumsal hafızasını etkileyen birkaç olaya temas etmek önemlidir. Öncelikle Çin[18] yüzyıllar boyunca kendini Dünya’nın merkezinden görmüştür. Ancak bu durum Afyon Savaşlarında yaşadığı büyük kayıplarla büyük bir utanca dönüşmüştür. İki yüzyılı aşkın süredir bu durum devam etmektedir. Batı’nın her açıdan gücünü acı tecrübelerle keşfeden Çin için son 30 yıl kendini yeniden tanımlama ve konumlandırmanın yılları olmuştur. Ancak hali hazırda var olan bu utanç tam anlamıyla silinip gitmemiştir. Bunun yanı sıra Japonya’nın 1937’den 1945’e kadar süren Çin işgali, Çin toplumsal hafızasında unutulması imkânsız acı hatıralar bırakmıştır. Bunu takip eden zamanda iç savaş (Komünistler ve Milliyetçi Çinliler arasında) ile birlikte Çin neredeyse bir yarım yüzyıl alacak olan gerileme dönemine girmiştir. Mao döneminde uygulanan devlet politikalarının ve özellikle Kültür Devrim’inin felaket düzeyine ulaşan sonuçlarını da unutmamak gerekiyor. İşte bu bağlamda bugün ki Çin’e bakıldığında hala o utancın emarelerini görmek mümkün ancak geçen yüzyıla göre kendinden daha emin ve eski ihtişamının özleminde olan bir Çin olduğunu söylemek mümkün. Bu tür bir yeniden güçlü Çin özlemini Çin halkının da sahiplendiği[19] bir gözlem olarak ifade edilebilir.

“Çin’de gitme şansı elde ettiğim müzelerde bu durumu gözlemleme şansım oldu. Özellikle anne babaların çocuklarını müzelere götürmesi ve yerinde bir tarih eğitimi vermeleri, Türkiye’de pek karşılaşmadığımız bir şey. Ebeveynlerin her bir eser tek tek açıklamaları ve çocuklara bu tarz bir yerinde eğitimin verilmesi dikkat çeken bir konu. Ancak bir taraftan da eserlere el sürme gibi oldukça garip bir durumun varlığı da bu ziyaretlerin sebebini sorgulatıyor. Defalarca şahit olduğum mevzuda, yüzlerce yıllık bir eserle bir anlamda oynamaya çalışan bir çocuğa yanında ki annesinin hiçbir tepki göstermemesi, acaba tarih algısı tam olarak ne sorusunu sormama neden oldu. Ancak her şeye rağmen sanat galerinde dahi çocukların olması dikkate değer bir durum. Tabi burada Çin’in Tek Çocuk Politikası’nın da bir sonucu olarak ailenin sahip olduğu tek çocuğun bir prens ilgisi ile el üstü tutulması bu mevzunun bir başka boyutunu oluşturuyor. Aileler bütün yatırımlarını tek çocuk üzerinden yaptıkları için onun bütün istekleri kabul görüyor. Bu da tabi yine gelecek noktasında ne kadar iyimser bir tablo olduğu sorusunu gündeme getiriyor. Zaten hali hazırda oldukça maddiyatçı bir toplum anlayışı olan Çin’de bu çocuklar kendilerini evrenin merkezinde görerek büyüyor. Ayrıca bu durum sınıfsal ayrımın uçurum boyutunda olduğu Çin’de toplumsal bir sorun olarak dikkat çekiyor.[20]

Üçüncü olarak, Çin’deki teknoloji kullanımına değinmek gerekiyor. Çin’deki toplam mobil telefon kullanımı 1,364.934 milyon ve toplamda ülkenin %53.2’si (730,723,960 milyon) internete erişim sahibi. Her iki alanda da Çin Dünya sıralamasında birinci. Tabi internet kullanımında Dünya’da birinci olsa da, aynı durum internet özgürlüğü konusunda geçerli değil.[21]  Ancak bu durumun sahadaki yansımalarını dikkate almakta önemli. Çin’de Dünya’nın hemen hemen her yerinde erişim imkânı olan Facebook, Twitter, Whatsapp (son birkaç ay içerisinde kısıtlamalar geldi ancak Şangay’da kullanılabiliyor fakat Pekin’de erişime izin verilmiyor), Google (tüm servislerine erişim engellidir, ayrıca Google Play gibi Android işletim sisteminin temeli olan sisteme de erişim yoktur), Line gibi sosyal medya ve uygulama sağlayıcılarına erişim Çin’nin Güvenlik Duvarı’nın[22] engellemesi nedeniyle yoktur. Bunun yanı sıra The New York Times, Finacial Times, The Wall Street Journal, The Economist Bloomberg, Reuters, LeMonde, L’Equipe, Netflix, Youtube, Vimeo, Daily Motion, Wikipedia (tamamiyle yasaklı olmasada, ÇKP’nin hassas olduğu tüm konu başlıklarına erişim yoktur.) ve Wikileaks gibi medya ve video sağlayıcılarına erişimde yoktur. Elbette Çinli internet kullanıcıları VPN yoluyla bu sitelerin pek çoğuna erişim sağlayabilmektedir. Ancak Çin’in bu yıl aldığı bir karara göre 2018 yılına kadar Çin’deki internet sağlayıcıları VPN’ide engelleyecektir. [23] Bu demektir ki bu sitelerin hiç birine bundan sonra her hangi bir şekilde erişim sağlanamayacaktır. Ancak internet kullanıcılarının yeni yöntemler bulacakları da düşünülmektedir.

“Özellikle yukarda bahsedilen Çin’deki internet sansürü pek çok açıdan özellikle Batı nezdinde Çin’i demokratik değerlerin olmadığı bir ülke konumuna soksa da içerden bir bakışın özellikle bu konuda gerekli olduğu kanaatindeyim. İlk olarak, Çin’de internet sansürü olmasına rağmen Çinliler ok yoğun bir internet kullanımı yapmaktadır. Çinli Şirketler olan Wechat (微信), Whatsapp’ın sahip olduğu tüm fonksiyonlara hatta bazı açılardan fazlasına sahiptir. Weibo (微博) Çin’in Twitter’ı şeklinde ve yüz binlerce kullanıcı olan bir uygulamadır. Youku Tudou (优酷土豆) Çin’de YouTube’un karşılığı olan bir uygulamadır. Binlerce kullanıcı temelli videonun yanında pek çok ülkeden dizi ve filmde bu site aracılığıyla Çinliler tarafından izlenebilmektedir. Dianping (大众点评) denilen bir diğer uygulama ise Yelp[24] işlevi görmektedir. Douban (豆瓣) ise tam olarak karşılığı olmasa da filmler, kitaplar, müzik ve etkinlikler hakkında kullanıcıların tartışabildiği bir platformdur. IMDb, Spotify ve Goodreads tarzındaki uygulamaların genel bir karşılığıdır. Yani yurtdışı menşeli siteler Çin’de yasak olmakla beraber Çinli karşılıkları hizmet vermektedir ve çok ciddi kullanıcı kitlelerine sahiptir. İkinci olarak, Teknoloji kullanımı açısından Çin oldukça şaşırtıcı bir yer. Örneğin büyük şehirlerde nakit para kullanımı neredeyse yok denecek kadar az. Ülkenin en büyük alışveriş ve teknoloji plaformu olan Alibaba’nın ödeme sistemi olan Alipay neredeyse her mağazada kullanılabilmektedir. Çinliler Alipay ve rakip firma olan WechatPay sistemlerini kullanaraktan herhangi bir şekilde nakit para taşımadan alışverişlerini yapmaktalar. Bu durum özellikle ABD’de kullanılmaya başlanan ApplePay’inde çok ötesinde bir durumdur. ApplePay hali hazırda birkaç ülkede (Çin’de dahil) hizmet vermekte olmasına rağmen, sektörler bazında ki dağılımı sınırlıdır. Bununla beraber Wechat ve Alipay yereldeki en küçük dükkânlarda bile çalışmaktadır. Tabi bu tarz bir kullanım Çin hükümeti açısından oldukça yararlı oluğu ifade edilebilir. Şöyle ki paranın kontrolü her geçen gün daha önemli bir mevzu haline gelmektedir. Teknoloji bu kontrolü sağlamada çok güçlü bir araç olabilir. Bir yandan devletlerin vergi toplamaları hızlı ve pratik bir sisteme bağlanmakta diğer yandan da paranın devlet tarafından denetimi çok basit hale gelmiştir. İşte bu nedenle elektronik ödeme sistemini yaygınlaştırmak, para aklama ve vergiden kaçma gibi eylemleri en aza indirme noktasında kullanılabilir. En basit ifadeyle para bankadan çıkmadan kullanılmaktadır. Üçüncü olarak, Çin’de teknoloji kullanımında dikkat çeken bir diğer nokta, kullanıcı kitlesinin yaş ortalamasıdır. Çin’de yaşlı nüfusun büyük bir ilgi ile teknolojiyi kullandıkları görülmektedir. Örneğin yaşlılarda tıpkı gençler gibi akıllı telefon kullanmakta bununla beraber bu kullanım sadece mesaj atma ve aramadan ibaret değildir. Yaşlı bireylerde teknolojiyi her alanda çok aktif bir şekilde kullanmaktadır. Gençler arasında ise mobil oyun sektörüne büyük bir ilgi olduğu dikkate değerdir. Gençler metrolarda, kafelerde ve hatta yürürken dahi oyun oynamakta ve Çin’i dünyanın geri kalanını sarmış olan mobil oyun furyasının bir parçası haline getirmektedir.”

Dördüncü olarak, Çin’in ulaşım sistemlerindeki gelişim uzun süreden beri devam etmekte özellikle Çin’in kendini dünyadaki gelişmelere en hızlı şekilde adapte etme noktasında özel bir çaba harcaması bu durumu son yıllarda ciddi şekilde hızlandırmıştır. Özellikle büyük şehirlerde ulaşım büyük çoğunlukla metro ağı ile sağlanmakta, şehirleri birbirine bağlayan hızlı tren altyapı çalışmalarına her geçen gün bir yenisi eklenmektedir. Örneğin Şangay kentinde şehrin en uç noktalarına bile metro ağı ile ulaşmak mümkündür. Bunun yanı sıra metrobüs benzeri bir yapıda şehirde kullanılmaktadır. Taksiler oldukça ucuz olmakla beraber son yıllarda Uber benzeri bir yapı olan Didi (滴滴出行) bu fiyatları daha da aşağıya çekmiştir. Bunun yanında özellikle Şangay’da bisiklet kullanımının oldukça yoğun olduğu göze çarpmaktadır. Bu uygulama son birkaç ayda başlamış olmasına rağmen, Şangay’da oldukça aktif bir şekilde kullanılmaktadır. Bunun yanında Şangay’daki 5 adet merkez tren istasyonu ülkenin geri kalanıyla şehri bağlamaktadır. Özellikle pek çok hatta yeni devreye giren hızlı trenler yılda milyonlarca yolcu taşımaktadır.[25] Bütün bunlara ek olarak havacılık sektörü de Çin’de oldukça aktiftir. Kayıtlı olan 58 havayolu şirketi bulunan Çin’de Şangay, Pekin, Shenzhen, Chengdu ve Guangzhou önemli hub şehirleridir.

“Çin’de en rahat ulaşım yollarından biri kuşkusuz hızlı trendir. Şuan büyük şehirlerin neredeyse tamamı hızlı tren hattıyla birbirine bağlıdır ve tren diğer ulaşım yöntemlerine göre hem oldukça hızlı hem de ucuzdur. Özellikle şuan da kullanılan trenler saatte yaklaşık olarak 300 km/h çıkabilmekle beraber yeni hizmet vermeye başlayan trenler 350 k/h kapasitesinde olacaktır. Rakamları daha anlamlı olabilmesi için örnek verilecek olursa, Şangay’dan Pekin’e (1318 km) yaklaşık olarak 5-5.5 saat gibi bir sürede gidilebilmektedir.  Bu İstanbul’dan kalkan bir trenin Hakkâri’ye 5-5.5 saat içerisinde gidebilmesi demektir. Çin hali hazırda var olan tren garlarını genişletmekte ve her geçen gün yenilerini eklemektedir. Diğer taraftan trenler oldukça konforlu ve neredeyse bir uçak gibi tasarlanmıştır ve genel olarak zaman çizelgelerine uygun çalışmaktadır. Tren teknolojisi yeni bir şey olmasa da özellikle Japonya ile başlayan hızlı tren sistemlerinin geliştirilmesi ve Çin’in bu konudaki kararlı çalışmaları ÇKP’nin propaganda sisteminde en çok sözü edilen icraatlardan biridir, özellikle Çin Devlet Televizyonu’nun bu konuyu sürekli olarak ülkedeki gelişme ve modernleşmeyle bir arada değerlendirmekte ve lanse etmektedir. Metro sisteminden daha ayrıntılı bahsedilecek olunursa, metro Çin’in pek çok kentinde bulunmaktadır (tabi burada kasıt özellikle büyük şehirlerdir). Dünya’daki en büyük metro sistemlerinden ikisi Çin’dedir (Şangay ve Pekin metro ağı)[26]. Şangay metrosu 1993’ten bu yana hizmet vermesine rağmen hali hazırda Dünya’daki en kalabalık metro sistemlerinden birisidir. Metro sistemi sadece ulaşım için değil aynı zamanda ticaret içinde önemlidir. Şangay’daki hemen hemen her metro istasyonunda bir alışveriş merkezi bulunmaktadır. Bazı istasyonlarda bu tünel sisteminin bir parçası olarak yeraltı çarşısı şeklinde kimi zamanda metrodan direkt geçişi olan ayrı bir yapı olarak bulunmaktadır. Metro oldukça dakik çalışmakta ve bir hat hariç oldukça yenidir. Son olarak şehirde karayolları oldukça geniş tasarlanmıştır. Şangay’da ızgara plan üzerine oturtulmuş olan şehir, en az iki geliş ve iki gidiş olmak üzere araç yolu ve motosiklet-bisiklet yolu olmak üzere 6 şeritten oluşmaktadır. Daha dar yollar sadece şehrin eski yerleşim yerlerinden bir kaçında rastlanmaktadır. Şehirde trafik yoğunluğu bazı noktalarda özellikle mesai bitiminden sonra olsa da genel olarak aşırı bir yoğunluk yaşanmamaktadır. Diğer taraftan Pekin (büyük oranda eski şehir kısmı yıkılıp yenilenmiş olsa da) dar sokakları ve çok yoğun trafiği olan bir şehirdir. Şehir tarihi dokusundan dolayı Şangay’ın (20-25 yıllık bir süreç içerisinde neredeyse tüm şehir baştan inşa edilmiştir) aksine yenilenme sürecini daha yavaş yaşamaktadır. Özellikle Pekin’de bulunan Hutong bölgesi neredeyse arabaların giremeyeceği kadar dar sokakları, kimi zaman çıkmaz sokakları ve oldukça geleneksel yapıları tarihi Çin’in bir yüzüdür.”

Beşinci olarak, Çin tarih boyunca dinlere karşı oldukça hoş görülü yaklaşmıştır. Tabi bu hoş görü tüm dinlerin devlet ile olan ilişkilerini belli bir düzeyde tutmaları ve her hangi bir şekilde iç karışıklığa mahal vermedikleri sürece devam etmiştir. İstatistiksel olarak bakıldığında Çin halkının %52.2’si kendini her hangi bir dinle ilişkilendirmiyor. Ülkede ki nüfusun %21.9’u yerel inanışlara  (yerel tanrılar, Taoism ve Konfiçyancılık gibi), %18.2’si Budizm’e, %5.1’i Hristiyanlığın çeşitli kollarına, %1.8’i İslam dinine, %1 Hindizm’e, 1’den azı Yahudiliğe ve %1’lik kalan kısımda diğer dinlere kendini mensup olarak tanımlıyor.[27] Çin tatihi boyunca tüm dinlerin yaşanabildiği bir yer olmuşken bu durum günümüzde (özellikle araştırmalar boyutunda) değişmiştir. Çin’de devletin dinler üzerinde baskısı olduğu uluslararası kamuoyunda sürekli gündeme gelen bir mevzudur. Özellikle iki özerk bölge Tibet ve Sincan hem ÇHC hem de ÇKP’nin yumuşak karnını oluşturmaktadır. Bu iki bölgede yaşanan olaylardan Çin her açıdan etkilenmekte ve özellikle Tibet Budizm’ini kontrol altında tutmak için pek çok yolu denemektedir. Bunun yanı sıra Sincan’da Müslüman azınlığa karşıda pek çok sınırla getirilmekte ve baskı yapıldığına dair hem uluslararası kuruluşlardan hem de bağımsız toplum kuruluşlarından çeşitli zamanlarda sesler çıkmaktadır. Ayrıca Çin, dünyada artmakta olan radikal hareketlere karşı içeride oldukça sert bir tutum takınmakta, bu hareketlerin risklerini oldukça ciddiye almaktadır. Tabi bu durum tarihte yaşanmış olaylarında bir sonucudur. Çin’deki dinler şayet devlet işlerini etkilerlerse mensupları öldürülüş veya hapsedilmiş ve bu dine ait yapılar yıkılmış ya da tahrip edilmiştir. Devlet dini siyaset alanından uzak tutma noktasında bir tavra her zaman sahip olmuştur. Bugün dahi ÇKP Marksist-ateist kimliği ile bilinmekte ve üyelerinden de bunu beklemektedir. Parti bu kurala uymayanların disiplin soruşturmasına maruz kalacağını ve cezai yaptırımların olabileceğini vurgulamıştır.[28]

“Unutulmamalıdır ki Çin’deki kapalılık nedeniyle dinle alakalı bazı konular tahminlere dayanmaktadır. Ancak deneyim olarak denilebilecek şey, özellikle ziyaret ettiğim şehirleri ele aldığımda Çin’de din özgürlüğünün olduğudur. Örneğin Şangay kentinde 6 tane cami bulunmaktadır. Bu camiler izlenmekte ve özellikle radikalizm endişesi nedeniyle kontrol altında tutulmaktadır fakat buna rağmen Müslümanların ibadetlerini yapmalarının önünde bir engel yoktur. Aynı durumun Sincan bölgesi için söz konusu olup olmadığı ise bir soru işareti. Çinliler bölgede bir baskının olduğunu her şartta reddetmekteler.[29] Ancak bu tür bir baskının varlığı noktasında kanıt hem bölgeye gidenlerin şahit oldukları hem de bölgede var olan ağrı sansür nedeniyle ortaya konulmaktadır. Bunun yanı sıra Çin hükümeti Katolik Kilisesinin de Çin içerisinde faaliyetlerine uzun süre izin vermemiştir ve bu konuda hala eşitli seviyelerde müzakereler yapılmaktadır. Konfiçyancılık ve Taoizm varlığını sürdürmekte ancak bunların bireylerin yaşamsal faaliyetlerine etkisi oldukça sınırlıdır. Son olarak halk seviyesinde dinin oldukça az bir yer tutmakta oldukça az yer tuttuğu görülmektedir. Bunun en belirgin nedeni Çin’de çok ileri seviyede madde odaklı bir anlayışın olmasıdır. Para Çin’in şuan ki tanrısıdır.”

Son olarak, Çin toplumu incelendiğinde uç noktalarda olan gruplar dikkat çekmektedir. Çinliler pek çok zaman bilinenin aksine oldukça sevecen ve arkadaş canlısıdırlar. Bu belki bir seviyeye kadar var olan yabancılara özel ilgiden kaynaklanmaktadır. Özellikle bu ilgi bazen çok garip noktalara çıkmaktadır. Diğer taraftan Batılılara karşıda özel bir ilgi dikkatleri çekmektedir. Beyaz adamın üstün olması noktasındaki algıya Çin’de pek çok kişinin halen bile sahip olduğu bir gerçektir. Ancak uzun süreden beri var olan ve son yıllarda artış gösteren milliyetçilik, Çin’in uzun vadede bu yüzünü değiştirebilir. Ülkede bir kısım yabancıların varlığını tehdit olarak görmekte, kimin zaman ise siyahiler özellikle hedef alınmaktadır.[30] Ancak bir diğer taraftan bakıldığında Amerikan hayranlığı özellikle genç nesil tarafından hem sözel hem de alışkanlıklar açısından pek çok kez ortaya konulmaktadır.

[1] Kaynak: https://www.cia.gov/library/publications/the-world-factbook/geos/ch.html

[2] Dünya Enerji Konseyi. (2016). Dünya Enerji Kaynakları Raporu. World Energy Council. https://www.worldenergy.org/wp-content/uploads/2017/03/WEResources_Hydropower_2016.pdf adresinden alındı

[3] Bu tren saatteki yaklaşık hızı 450 km’ye kadar çıkabilir ve teorik olarak bunun çok üzerinde potansiyele sahiptir. İlk defa bu tarzda hıza sahip bir trenle alakalı çalışmalar Japonya’da başlamış ve halen devam etmekte olsa da, Dünya’da ki tek aktif hat Çin’dedir.  Yapımı oldukça maliyetli ve çok kısa mesafede hizmet vermesi nedeniyle Çin içerisinde de pek çok tartışmaya neden olmuştur.

[4] Çin Halk Cumhuriyeti’ne göre 23. eyalet Tayvan (Çin Cumhuriyeti)’dır. Bu hem uluslararası ilişkilerin hem de Çin’in en önemli sorunlarından birisidir. Birleşmiş Milletler’in 2758 Sayılı kararına göre Çin’in Güvenlik Konseyindeki yeri Çin Halk Cumhuriyeti’ne devredildi ve Tayvan’ı o dönemden beri süren belirsiz bir pozisyona itti. Ancak Çin hali hazırda fiili olarak Tayvan adasına sahip değildir. Bunun yanında Tayvan kendi hukuk sistemi, kendi yasama-yürütmesi olan bir bölgedir. Hali hazırda Dünya’da Çin Cumhuriyeti’ni tanıyan 22 ülke bulunmaktadır ve bunlar Çin Halk Cumhuriyeti’ni tanımamaktadır.

[5] Burada ki eyalet ifadesini ABD’deki eyalet sistemi ile karıştırmamak gerekir. Çin her şeye rağmen üniter bir devlettir yani merkezde verilen kararlar ulusal çapta uygulanır. Bu açıdan eyaletler sadece merkezin kendilerine izin verdiği ölçüde güce ve yetkiye sahiptir.

[6] Özellikle Çin’deki bazı şehirlerin metropol haline gelmesinden sonra uygulanmaya başlanan bir sistemdir. Bu şehirler Çin’deki diğer şehirlere göre daha ayrıcalıklı bir konumdadır ve nüfus açısından da oldukça yoğun nüfuslu yerlerdir.

[7] Özel İdare(Yönetim) Bölgesi [Special Administration Region(SAR)] Özerk bölgelerin aksine Çin tarafından direkt yönetilmemektedir. Örneğin Hong Kong kendi para birimi olan, iç hukukuna sahip, yasama ve yürütme yetkisi olan bir bölgedir. Ulusal güvenliği ve uluslararası ilişkilerdeki temsili Çin tarafından yapılmakla beraber iç işlerinde bağımsızdır. Ancak son yıllarda yaşanan ve Çin’in oldukça artan etkisi bu dengelerin eskisi gibi olmayacağının bir işareti olabilir. Özellikle Çin’in Hong Kong’un eğitim sisteminde daha milliyetçi bir planın izlenmesi noktasındaki değişikliği diretmesi ve bunun Hong Kong’un geneline yayılan bir eyleme dönüşmesi sonrası Çin-Hong Kong ilişkileri gerilmiştir.  Yaşanan olaylar ve göstericilere yapılan müdahaleler Hong Kong’ta yaşayan nüfusta da Tek Ülke-İki Sistem anlayışının sonu mu geliyor noktasında şüpheler doğurmuştur.

[8] Aljazeera. (2012, Kasım 9). Aljazeera Türk. Ekim 5, 2017 tarihinde http://www.aljazeera.com.tr/haber-analiz/cin-ulusal-kongresi adresinden belli bilgiler alındı.

[9] Çin bir anayasaya sahiptir ancak yargısal açıdan bunu güvence altına alan bir kurum yoktur. Tabi bu kıyaslama dünyada hali hazırda ki normal çerçevesinde yapılmaktadır.

[10] Amensty International’in verdiği rakamlara göre (resmi olmadığını belirtmek gerekiyor, çünkü Çin bu konuda resmi rakamlar açıklamıyor) Çin dünyada idam cezasını en çok uygulayan ülke. 2009’dan beri Amnesty’nin raporunda yayınlanmamakla beraber (çünkü Çin bu cezalarla ilgili bilgileri devlet sırrı sayıyor) hala ölüm cezalarında dünyada 1. sırada. Rapora ulaşmak için: https://www.amnesty.org/en/what-we-do/death-penalty/

[11] Verilen rakam özellikle şehirde yaşayanlar için oldukça düşük bir miktardır ve bununla birlikte Çin’in nüfusu düşünüldüğünde %3.3’lük bir rakam bile oldukça yüksektir.

[12] Phillips, T. (2016, 8 13). The Guardian: https://www.theguardian.com/world/2016/jul/13/china-damns-international-court-after-south-china-sea-slapdown adresinden alındı.

[13] Bu durumun bir benzeri Hong Kong’daki öğrenci ayaklanmasında da yaşandı. Umbrella Movement (Şemsiye Hareketi) adı verilen ve büyük çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu grup Hong Kong’da günlerce eylem yaptı ve bu durum uluslararası alanda Çin’in imajına zarar verdi. Özellikle Hong Kong polisinin olaylara müdahalesinin yankıları uzun bir süre devam etti. Bu durum Hong Kong’da hali hazırda var olan Hong Kong milliyetçiliğini daha da körükledi.

[14] Tabi Çin’in BRİCS (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’nın oluşturduğu sosyo-ekonomik blok) gibi uluslararası sistemi bir şekilde büyüyen ekonomilerinde sözünün olduğu bir yere çekmeye çalıştığı kesindir. Ancak bu hareketin başarısı oldukça şüpheyle bakılan bir mevzudur. Hem bu ülkelerin kendi aralarında yaşadığı sorunlar, hem bu ülkeler arasındaki sınırlı oranda ki işbirliği ve kültürel farklılıklar temel tartışma mevzularıdır. Ancak kimi yorumlara göre böyle bir hareketin emekleme düzeyinde olsa bile varlığı gelecek noktasında ve çok kutuplaşma açısından atılmış ilk adım olarak değerlendirilebilir.

[15] Çin özellikle Afrika’da kendisini oldukça güçlü bir konuma getirmek için mücadele etmektedir. Afrika’nın pek çok yerinde alt ve üst yapı çalışmaları yapmanın yanı sıra, kendine ait askeri üstlerde inşa etmektedir. Bunun yanı sıra BM Barış Gücü’ne ciddi oranda destek vermekte ve bu şekilde bir başka nüfuz alanı oluşturmaya çalışmaktadır. Çin’in hali hazırda hem askeri alanda devam ettirdiği modernizasyon ve özellikle uçak gemisi inşa süreci oluşturulmak istenen güç projeksiyonunun işaretidir. Ancak burada özellikle altı çizilmesi gereken nokta Çin’in tüm bu çalışmaları olabildiğince barışçıl amaçlarla yaptığı noktasında Dünya’yı ikna etme çabasıdır. Halen Dünya geçmişi ve komünist sistemi nedeniyle Çin’e şüphe ile bakmaktadır ve bu kolayca yok olabilecek bir algı gibi görünmemektedir.

[16] Huhou Sistemi Çin’de hali hazırda uygulanmakta olan bir tür oturma izni sistemidir. Herkes doğuştan bir Hukou ya sahiptir ve bunun değiştirilmesi neredeyse imkânsızdır. Hukou bir bireye iş, sağlık ve eğitim sistemine erişim, devlet kurumlarından tam yararlanma hakkı gibi yararlar sağlamaktadır. Ancak bir işçi büyük şehirlere çalışmaya gittiği zaman Hukou’suda onunla birlikte değişmemektedir. Bir tür yasadışı işçi gibi gittiği şehirde yukarıda bahsedilen hizmetlere erişim sağlayamamaktadır. Bu nedenle aileler çalışmaya gittiklerinde çocuklarını yanlarında götürmemektedir. Ancak bu durum ciddi sosyal sorunlara sebep olmaktadır. Ebeveynleri olmadan büyüyen bir nesil oluşmaktadır Çin’de ve bunun ileride oluşturacağı başka problemleri kestirmek zordur. Çin son yıllarda bu sistemi bir şekilde dönüştüreceğine ve daha makul hale getireceğine dair planlardan ÇKP bahsetmiştir. Ancak hali hazırda bir değişim sağlanmış gözükmemektedir. Kaynak: https://www.thoughtco.com/chinas-hukou-system-1434424

[17] Çin 2015 yılında aldığı kararlar 1979’dan beri uygulamakta olduğu tek çocuk politikasından vaz geçti. Tek çocuk politikası gereği Han etnik grubuna dahil olan Çinlilerin bir çocuktan fazla çocuk sahibi olmaları kanunla yasaklanmıştı. Ancak diğer etnik gruplar ve kırsal kesimde yaşayanlar (2 çocuk yapma izinleri vardı) bu kanundan muaftı. Kaynak: https://www.thoughtco.com/chinas-one-child-policy-1435466

[18] Çin ismi Çincede 中国 (Zhōngguó) yani Merkez Krallık/Ülke’dir. Bu da Çin’in tarih boyunca kendini nasıl konumlandırdığı ile alakalı önemli bir göstergedir.

[19] Tabi bu durum ne düzeyde kendini propagandaya borçlu, sorgulama yapılması gereken bir mevzu. ÇKP milliyetçi söylemleri uzun yıllardır kullanmakta ve şu ana kadar bu konuda başarıya ulaşmış görünmektedir.

[20] Bu konu ile ilgili daha detaylı bilgi öğrenmek isteyenler için: https://www.youtube.com/watch?v=MFJBgsr939c. Çin’in zengin çocuklarının özellikle Çin dışında nasıl hayatlar sürdüğü ile ilgili oldukça çarpıcı bir belgesel.

[21] Freedom House’un raporuna göre Çin’in internet sansürü noktasında skoru 100 üzerinden 88 ile özgür değil statüsündedir (0’a doğru özgür-100’e doğru özgür değil). Bu derecelendirme 3 ölçüt üzerinden yapılıyor: 1-) Erişim önündeki engeller, 2-) İçerik Sınırlamaları ve 3-) Kullanıcı Haklarının İhlali. Çin 2016’da yayınlanan rapora göre birinci ölçütten 25 üzerinden 18, ikincisinden 35 üzerinden 30 ve üçüncüsünden de 40 üzerinden 40 almış durumda. Raporun ayrıntısı için bakınız: https://freedomhouse.org/report/freedom-net/2016/china

[22] The Great Firewall of China için bakınız: https://www.opendemocracy.net/china-correspondent/great-firewall-of-china

[23] Haas, B. (2017). China moves to block internet VPNs from 2018. the Guardian. Erişim 6 Ekim 2017, Ayrıntı için bakınız: https://www.theguardian.com/world/2017/jul/11/china-moves-to-block-internet-vpns-from-2018

[24] Yelp 2004 yılında ABD’de kurulmuş olan bir servis sağlayıcısıdır. Özellikle bir bölgedeki restoranlarla alakalı kullanıcıya yönelik her türlü bilgiye erişilebilecek kullanıcı bazlı bir puanlama sistemi olan uygulama, Dünya’da pek çok ülkede popülerdir.

[25] Daha ayrıntılı istatistiklere ulaşmak için bakınız: http://www.stats.gov.cn/tjsj/ndsj/2016/indexeh.htm

[26] Şangay metrosu toplamda 337 istasyona ve 15 tane hatta sahiptir halen bu sayı artmaktadır. Toplam hat uzunluğu 548 km ve bunun 800 km’ye çıkartılması planlanmaktadır. Pekin metrosu ise toplamda 319 istasyona ve 527 km uzunluğa sahiptir.

[27] Chinese Religion | Data on Chinese Religions | GRF. (2017). Globalreligiousfutures.org. Erişim 9 Ekim 2017, ayrıntılar için bakınız: http://www.globalreligiousfutures.org/countries/china#/?affiliations_religion_id=0&affiliations_year=2010&region_name=All%20Countries&restrictions_year=2015 Not: Bu araştırma Pew Research Center tarafından yapılmış olup, Pew uluslararası önemli bir araştırma grubudur.

[28] Ayrıntı için bakılabilir: https://www.thetimes.co.uk/article/china-bans-religion-for-communists-bqd80zhn9

[29] Bunun nedeni Çin devletinin orada terörizmle mücadele ettiğini iddia etmesidir. Çin özellikle bu bölgede artan El-kaide ve İŞİD aktivitesini kendi iç güvenliğine en büyük tehditlerden biri olarak görmektedir. Ayrıca Orta Doğu bölgesine gitmiş olan Uygur kökenli İŞİD sempatizanlarının Çin’e geri dönmeleri Çin için çok büyük bir endişe kaynağıdır. Ayrıca bu bölgede uzun yıllardan beri var olan bağımsızlık düşüncesini de dikkate almak gerekiyor. Sincan’da yaşayan Uygur haklı bağımsız bir Uygur devletinin varlığını istemekte ancak böyle bir durum Çin açısından asla mümkün görünmemektedir. Bölgenin bir tür tampon bölge işlevi görmesi, Çin’in nüfuz alanı içersin de olması, yeraltı zenginlikleri ve Çin’in tarihsel iddiaları nedeniyle bölge Çin açısından çok değerli ve stratejiktir. Bu mesele Türkiye ile Çin arasında uzlaşmanın olmadığı en önemli sorun olarak varlığını sürdürmektedir. Çin hem Türkiye’deki Uygurların faaliyetleri noktasından hem de Türkiye’nin Uygur mevzusunda ki tutumu noktasında Türkiye ile güven inşa edememektedir. Türkiye pek çok noktada ki haklı taleplerini devam ettirmekte ancak bu durum uzun vadede iki ülke ilişkilerinin düzelmesine büyük engel teşkil edecek gibi görülmektedir.

[30] Özellikle ifade etmek gerekiyor ki bu tarz bir söylem kesinlikle Çin’in tümü için geçerli değildir. Irkçı söylemler var olsa bile bu oldukça sınırlı düzeydedir. Yabancı düşmanlığı ise Çin’de var olmakla birlikte pratikte karşılaştığım bir şey değildir.

Çin Raporu – Ahmet Eryiğit

Kişisel Deneyimler:

BYP yaz programı çerçevesinde Çince öğrenmek Çin kültürünü ve insanını daha yakından tanımak maksadıyla gerçekleştirdiğimiz yaklaşık 2 aylık Şangay seyahati benim ikinci yurt dışı seyahatim oldu. Bundan 1 yıl öncesine kadar haritada yerini göstermekte zorlanacağım Çin Halk Cumhuriyeti, insanları ve kültürü ile benim için bir bilinmez ve herhangi bir öğrenme girişimi isteğimin olmadığı bir konuydu fakat Tügva bünyesindeki bölge uzmanı yetiştirme programıyla birlikte bu konuda daha fazla bilgi edinmek benim için bir zaruret oldu. Şu an hayatımdaki en büyük önceliklerimden biri Çin hakkında her şey ve tabi ki Çince olmuş durumda. Bu yazımda ilk defa Çin’de bulunmuş bir öğrencinin gözlemlerini okuyacaksınız.

Toplum:

Çin toplumu daha havaalanına ilk indiğimiz andan itibaren beni hep şaşırttı. Zira medyada ve film sektöründe hep göregeldiğimiz Çin ve insanları daha farklı idi. Geleneklerine bağlı halen eski tip kıyafetler giyen Çinliler yok neredeyse bir Avrupalı kadar Batılılaşmış bir toplum ve yapısı mevcuttu Çinliler (özellikle çok daha zengin olan Şangaylılar) neredeyse her köşebaşında görebileceğiniz giyimden teknolojiye yeme-içmeden iletişime kadar her yerde olan batılı şirketler ile devlet yapısındaki komünizmden tam zıt bir görüntü çiziyordu. Hatta diyebiliriz ki yıllardır kendini batıya kabul ettirme gayreti içerisinde olan Türkiye’den daha Batılılaşmış fakat bunu batılılaşmanın asıl unsurları olan kökleri tamamen terketmeme ve teknolojide ve ekonomide de bu kalkınmayı desteklemişler ve neredeyse başarmışlarda. Tabi tüm yönlerle Batılılaşmak bizim arzu ettiğimiz şey değildir fakat Çinlilerin bunu kökten zıt değerler sahip olması ve halen batıya uzak bir kültür ve devlet politikasına sahipken başarabilmiş olması takdire şayandır.

Şangay’dayken okumuş olduğum Çin hakkında her şey isimli kitapta Çin halkının geçmişini unutmadığı ve büyüklere saygı eskiyi baş üstünde tutma gibi değerleri çok önemsediği yazılıydı fakat ben günlük hayatta böyle bir şeyin pek olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim. Sanıyorum Çinliler de batılılaşma adı altında köhnemiş batı ahlakını benimseme yolundalar.

Çin toplumu hakkında mutlaka söylenmesi gereken bir hususta pazarlık huyları eğer alışveriş yapıyorsanız mutlaka pazarlık yapın yarı fiyatından daha ucuza alabileceğiniz çok fazla şey olacaktır bu birçok teknolojik üründe de geçerli.

Çevre:

Biz vaktimizin çoğunu Şangay’da geçirdiğimiz ve Şangay’ın ülkenin geri kalanından çok çok daha müreffeh olduğu göz önünde bulundurulursa çevrenin genel izlenimi için yazdıklarımızın Çin’in geri kalanı için çok daha vahim olduğu düşünülebilir.

Çin’de çevre denince benim aklıma ilk kötü koku geliyor. Her an her yerde karşılaşabileceğiniz bir kötü koku. Eğer 100 metre rahat nefes alarak yürüdüyseniz (ki bu da yüksem nemden pek mümkün değil) 101. metrede mutlaka berbat bir kokuyu solumak durumunda kalıyorsunuz. Sanıyorum bunun sebebi yüksek sıcaklık ve Çinlilerin çevre temizliğine pek dikkat etmemesi. Kötü koku dışında bir diğer olumsuz hususta Çinlilerin yere tükürmesi sümkürmesi ve taharetlerini umarsızca kaldırıma yolun ortasına yapmaları ağaçların dibine küçük ihtiyacını yetişkin insanlar dahil utanamadan yapmaları. Çocuğunun herkesin gözü önünde ağacın dibine yolun kenarına fark etmeksizin ihtiyacını gidermesine yardımcı olan ebeveynler. Çin böyle iğrençlikler konusunda zengin bir ülke.

Çevre konusunda olumlu olarak söyleyebileceğim şey ise güzel bir çevre düzenlemesi ve yeşilliğin bol olduğu cadde ve sokaklar. Bu konuda takdir edilebilir.

Ulaşım:

Şangay’da hayran kaldığım bir husus oldu, ulaşım. Yoğun nüfus büyük ve iyi hazırlanmış projeler yapmaya mecbur bırakmış Şangay yönetimini ve bunda büyük ölçüde de başarılı olmuşlar. Şangay’da toplam 14-15 tane metro hattı var bunlardan bazıları  büyük istasyonlarda birleşip yolcu alışverişinde bulunuyorlar. Şehrin her yerine metrodan neredeyse hiç inmeden varabilmeniz mümkün kılınmış bu mükemmel metro ağıyla. İstanbul’da böyle bir metro ağının olduğunu düşünmek bile müthiş bir duygu umarım bir gün biz de bunu başarır ve bir kabus olan İstanbul trafiğinden hem yolcuları hem şoförleri kurtarırız.4-5 çeşit ticari taksi var bunlar farklı boyut ve kalitede açılış ücretleri de farklı tabii. Taksilerin dışında sanıyorum korsan olarak işleyen 2 kişilik oturma yeri olan motosikletler de var bunlar nispeten daha ucuz eğer pazarlık yaparsanız. Şangay zengin bir şehir olduğundan özel araç sayısı da oldukça fazla ara ara lüks araçlar görmekte mümkün fakat bunu diğer bölgeler için söylemenin pek mümkün olduğunu sanmıyorum.

Günlük Yaşam:

Çinliler 7’den 70’e spor yapan hareketli bir millet futbola pek meraklı değiller en azından oynamaya. Büyük bir halı sahanın içinde futbol oynayan 5-10 turist varken sahanın etrafında koşan yüzlerce Çinli var. Güne erken başlıyorlar 6-7 gibi toplu taşıma en yoğun anlarını yaşıyor yollar arabalar ve bisikletlerle dolu. Bisiklet kullanımı çok yaygın öyle ki her kaldırımda yan yana dizilmiş onlarca bisiklet görebiliyorsunuz. Bisikletlerin çoğu kiralık usulü 2 büyük bisiklet kiralama şirketi var: Ofo ve Mobike. Bisikletler telefondaki bir program üzerinden aktive ediliyor. Bu yönden örnek alınılacak bir ülke Çin. Bir çok Çinli gün boyu yanında bir suluk taşıyor sulukta bazen su bazense çay bulunuyor. Çok fazla sıvı tüketen bir toplum.Fazla sıvı tüketiminin hastalık oranlarını düşürme de büyük etkisi olduğunu düşünüyorum.Gün boyu sıvı tüketmek ve her fırsatta spor yapmak bisiklete binmek yürümek gibi sağlıklı aktivitelerin yanında Çinlilerin çok büyük bir zaafı var: Sigara. Çin dünyada en fazla sigara nedenli ölümlerin yaşandığı  ülke. Onlarca çeşit yerli ve ithal sigara var Türkiye’nin aksine sigaralar genelde Tobacco Shoplarda satılıyor. Fabrikaların çokluğundan zaten berbat bir halde olan hava (özellikle Pekin’de) yoğun sigara tüketiminin de etkisiyle iyice çekilmez bir hal alıyor.

Günlük rutinlerin dışında Çinliler hakkında bir şeyler söylemek gerekirse genel itibariyle güler yüzlü bir toplum yardımsever oldukları da söylenebilir Türkiye dışında bir adres sorduğunuzda size bu kadar yardımcı olacak birkaç milletten biridir sanıyorum. Fiziksel olarak onlardan biraz farklı olduğumuzdan (sakal vs.) Gittiğimiz çoğu yerde garip bakışlara maruz kaldık tabi bu olumsuz bir bakış değil de alışık olunmayan bir manzaraya karşı bir bakış gibi bu sebepten ben bundan pek rahatsız olduğumu söyleyemem. Bazı mekanlarda insanlar toplanıp bize bakarak gülüşmeleri biraz rahatsız etmişti gerçi. Gittiğimiz bazı turistik mekanlarda bizimle fotoğraf çekinmek isteyenler bile oldu.

Bu bölümde kısaca Çin halkının Türkiye ve Türklere olan bakış açısından  da biraz bahsetmeliyim: Çinlilerin çoğu maalesef Türkiye’yi bilmiyor bu sebepten ülke tanıtımını gerek sinema televizyon vasıtasıyla gerekse oradan turist çekerek daha da artırmamız gerektiği çok açık. Türklere karşı ne tarihten gelen ne de günümüzde ki ilişkilerden kaynaklı bir önyargıları yok en azından bize böyle bir şey hissettirmediler. Bu aynı durum Müslümanlar için de geçerli herhangi bir olumsuz önyargıları yok fakat Müslümanların bazı haklarını devlet maalesef kısıtlamış mesela ezanı hoparlörden okumaya müsaade etmiyorlar. Bu ve bunun gibi bazı engellemeler inşallah son bulur.

Turistik Yerler:

Çin tarihin en eski yerleşim yerlerinden biri olması sebebiyle turistik yer bakımından oldukça zengin bir ülke Şangay gelişmişliğin verdiği imkanlarla da bu konuda daha da zenginleşmiş tarihi müzeler olduğu kadar modern anlamda sanat ve teknoloji alanında da müzeler mevcut. Aynı Türkiye’deki gibi Çin’de de öğrencilere indirimli bilet mevcut bu sebeple bilet masrafı beklendiği kadar yüksek olmuyor. Bir çok Budizm ve Konfüçyanizm tapınakları gezilebilecek yer sayısın daha da artırmış. Tabi Çin deyince akla ilk gelen şey olan Çin seddi imkanı olanların mutlaka gidip görmesi gereken bir yer. Çin Seddi Pekin merkezine çok uzak olduğu için bireysel değil de oradaki turlardan biriyle anlaşarak (pazarlık mutlaka yapılmalı) gitmek daha mantıklı Çin Seddi insan gücünün yaptığı en devasa en ilginç yapılardan biri gördüğünüzde hak vereceğinize inanıyorum. Çin kesinlikle gidip görmeye değer bir ülke

İzlenimler:

Çin açıkçası beklediğimden çok daha modern ve gelişmiş bir ülke özellikle Şangay gerek mimari gerekse diğer konularda inanılmaz bir şehir. Mimari de sanıyorum dünyanın en ileri şehirlerinden biri. Dünyanın en uzun ikinci binası Şangay Tower manzaranın en iyi görülebildiği yer. Şangay Tower dan manzaraya bakmadan dediğimi tam manasıyla anlamanız mümkün değil. Şangaya giderseniz mutlaka Şangay Tower’a çıkın giriş biraz pahalı ama buna kesinlikle değiyor emin olun. Son olarak imkanı olanların Çin’e gidip orayı görmelerini gönül rahatlığıyla tavsiye edebilirim.

Çin Pekin Raporu – Abdullah Tanrıkulu

Bu yazımda Pekin gezimizin en canlı renklere sahip ve doğanın insan yapılarıyla birlikte güzel bir etkileşime girdiği Yazlık Saray’ı anlatacağım. Çincesi ‘’颐和园’’ yani ‘’uyumu koruyan bahçe’’ anlamına gelmektedir. Yaklaşık 3 km2 alanda kurulu olan bu saray 1998 yılında UNESCO tarafından Dünya Mirası Listesi’ne alınmıştır.

Yazlık Saray’ın inşası Jin Hanedanlığına kadar dayanmaktadır. İmparator Wanyan Liang başkenti Huining’den Yanjing’e (bugünkü Pekin) taşıdı ve bu Pekin’in kuzeybatısında bir sarayın inşası emri verdi. 1271 yılında Kubilay Han Yuan Hanedanlığını kurduğu zaman başkenti Hanbalık yani bugünkü Pekin’e taşıdı. Zamanın mühendislerinden Guo Shoujing saraya su taşınması için bir proje geliştirdi. Bugünkü Kunming Gölü üzerine inşa edilen su şebekesi ile bu proje hayata geçirildi. Ming Hanedanlığı zamanında ise saraya tapınaklar inşa edildi ve imparatorluk bahçeleri yapıldı. İmparator için gölde tekne turu ve eğlence bahçeleri de halen bugün görülebilmektedir.

Saray asıl ihtişamını Qing Hanedanlığı zamanında kazandı. İmparator Qianlong annesinin 60.doğum günü vesilesiyle tepelerden birinde bir saray inşa ettirdi. Saraya gelen suyun kanalları tekrar onarıldı ve batıdaki gölden iki tane daha göl oluşturulması için emir verdi. Bu göller Gaoshui ve Yangshui gölleridir. Bu göller sadece imparatorluk sarayı için değil tarım alanları için de su kaynağı olmaktaydılar. Sarayın inşaatı 1764 yılında tamamlanmış ve toplamda 4,8 milyon gümüş tael’e mal olmuştu. Tamamlandığında ismi ‘’清漪园’’, ‘’Qing Yi Bahçesi’’ olmuştu.

Yazlık Saray’ın tasarımı bir Çin efsanesine göre doğu denizinde bulunan üç kutsal dağa dayanır. Bunlar Penglai, Fang Zhang ve Yingzhou. Kunming gölünde bulunan üç adacık da bu dağları temsil etmektedir. Bu adacıklar Nanhu, Tuancheng ve Zaojiangtang’dır. Göl de Hangzhou’daki Batı Gölü’nün taslağı üzerine yapılmıştır. Sarayın birçok yerinde bulunan çeşitli tasarımlar ise Çin’in farklı bölgelerinde bulunan çeşitli efsane ve kültürel motifleri içerir. Örneğin; Anka Kuşu İskelesi, Tai Gölünü; Jingming Kulesi, Yueyang Kulesini; Wangchan Köşkü ise Sarı Vinç Kulesine benzemektedir. Pazar alanları ise Suzhou ve Yangzhou’dakilerden taklit edilmedir. Sarayın merkezinde sanatsal süslemelerle döşenmiş 700 metre uzunluğunda bir Uzun Koridor da vardı. Saray, uzun süreli kalma ve devlet işlerinin günlük yönetimi için olanaklarla donatılmadığı için, İmparator Qianlong neredeyse burada hiç yaşamıyordu ve ziyaret ettiği gün orada kalırdı. Qing İmparatorluğu, İmparator Daoguang döneminden (1820-1850) sonra düşmeye başlayınca, Yaz Sarayı giderek daha fazla ihmal edildi ve bakım masrafları çok yüksek olduğu için üç adadaki mimari özelliklerin sökülmesi emrini verdi.

1860’da Fransızlar ve İngilizler, İkinci Afyon Savaşı’nın bitiminde Yaz Sarayını yağmaladılar ve 18 Ekim 1860’da İngilizler yakındaki Eski Yaz Sarayı’nı (Yuanmingyuan) yaktı. Sarayın tahrip edilmesi sırasında, İngiliz Yüksek Komiseri olan Lord Elgin tarafından Çin’e gönderildi. İki İngiliz elçisinin, The Times gazetecisinin ve eskortlarına işkence edilmesi ve öldürülmesine tepki olarak bu tahribat gerçekleştirildi. Yaz Sarayının büyük bölümlerinin tahrip edilmesi Çin’deki bazı insanlar arasında hala güçlü duygular uyandırmaktadır. 1888’de saray restorasyonu bitti ve sarayın adı bugünkü adını aldı.

1900 yılında Boxer İsyanının sonlarına doğru Yaz Sarayı, Sekizinci Uluslar Birliği ittifaklarının imparatorluk bahçelerini yıkması ve saraydaki birçok eseri ele geçirmeleri üzerine bir kez daha zarar gördü. Saray iki yıl sonra restore edildi. 1912’de, Son İmparator Puyi’nin görevden alınmasının ardından Yaz Sarayı, eski imparatorluk ailesine ait özel mülk haline geldi. İki yıl sonra Yaz Sarayı halka açıldı ve giriş biletleri satıldı. 1924’te Puyi, Yasak Şehir’den Feng Yuxiang komutası tarafından uzaklaştırıldıktan sonra, Pekin Belediye Yönetimi Yaz Sarayı idaresini üstlendi ve onu bir kamusal park haline getirdi.

1949’dan sonra, Yaz Sarayı Çin Komünist Partisi Merkez Okulu’nu barındırıyordu. Mao Zedong’un arkadaşlarının ve Liu Yazi ve Jiang Qing gibi Komünist Partideki önemli şahsiyetlerin birçoğu da orada yaşıyordu. 1953 yılından bu yana, birçok turistik cazibe merkezi ve park olarak halka açık olan Yaz Sarayı’nda büyük çapta restorasyon ve yenileme çalışmaları yapılmıştır.

Kasım 1998’de Yaz Sarayı, UNESCO tarafından Dünya Mirası Listesi’ne eklendi. 2006 yılının sonlarına doğru, Çin hükümeti ayrıca, Yaz Sarayı’nı dünyanın kültürel mirası olarak kutlamak için hatıra paraları dağıtmaya başladı.

Yazlık Saray hakkındaki bilgilerden sonra benim kendi gözlemlerimi sizlere aktarmak istiyorum. Saray gerçekten geniş bir alan üzerine kurulmuş ve bir insanlık harikası olarak göze çarpıyor. Çin halkı tarihine olan ilgisini burada da gösteriyor ve saray gerçekten çok kalabalık kitleler ile ziyaret ediliyor. Yaşlılar ve çocuklar aileleri ile birlikte sarayın her bir köşesini gezmekte ve atalarının yaptığı bu eseri yaşayarak gezmekteler. Sarayın farklı bölgelerine yürüyerek gidilmekte ve gezerken kalabalık yüzünden zor anlar da yaşadım. Her köşesinde tarihi bir eser olan bu saray doğal güzellikler ve insan yapılarıyla gerçekten bir uyum içerisindedir. Pekin gezisinde kesinlikle gidilmesi gerekilen tarihi yerlerden birisidir. Ben gezimiz sırasında çektiğim fotoğraflarla sizlere sarayı tanıtmak istiyorum.

Çin Şanghay Raporu – Abdullah Dumangöz

3 Temmuz 2017 Pazartesi günü İstanbul Atatürk Havalimanı’ndan yolculuğumuza başladık. Emirates Havayolları ile ilk olarak Dubai’ye, oradan Şanghay Pudong Havalimanı’na uçtuk. (Pudond, Asya Kıtası’nın en büyük havalimanı. Şehirde Hongqiao adında bir havalimanı daha var ve iç hat uçuşları buradan gerçekleşiyor. Bu arada THY ile direkt Şanghay’a uçabilirsiniz.) Şanghay zaman dilimine göre, 4 Temmuz Salı saat 23.00 gibi Şanghay’a ulaştık. Bu kadar uzun sürmesinin sebebi, Dubai’de aktarma sırasında 8 saat beklememizdi. Şanghay UTC+08:00 saat dilimine göre yaşıyor yani Türkiye saatine göre 5 saat ileride.

Havalimanından çıktığımız ilk anda havadaki nemi ve havanın ağırlığını hissettik. Nefes almaya alışmak 5 dakikamızı aldı. Havalimanından gideceğiniz yerlere birçok şekilde ulaşabilirsiniz. Metro, maglev, taksi veya bizim gibi kalabalık gruplar için otobüs kiralama gibi seçenekler mevcut.

Kaldığımız yer Shanghai International Studies University Hongkou kampüsünde bulunan, otel olarak da kullanılan Sisu Guest House idi. Kampüs gayet merkezi bir yerde. 10 dakika yürüyerek Hongkou alışveriş merkezine ve Shanghai Shenhua takımının kullandığı Hongkou stadyumuna ulaşabilirsiniz.

Şanghay Hakkında Genel Bilgilendirme

Çincede ‘denizin üzerindeki şehir’ (Shanghai) anlamına gelen Şanghay, Çin’in doğusunda Yangtze Nehri’nin deltasında kurulmuş bir şehirdir. Şehir iki yakadan oluşuyor: Pudong ve Puxi. Bu iki bölgenin arasından Huangpu Nehri akmaktadır. Doğuda bulunan Pudong sonradan şehre dahil edilen, şehrin gökdelenlerle dolu bölgesi.  Batıda bulunan Puxi ise müzelerin birçoğuna ve tarihi mekanlara ev sahipliği yapıyor. Şanghay’a ilk yerleşimin altı bin önce olduğu düşünülmektedir. 1930’lu yıllara kadar balıkçı kasabası olan Şanghay, bu tarihten sonra limanıyla tüccarların ilgisini çekmiş ve ilk bankalar böylece açılmıştır.  24 Milyonluk nüfusu ile dünyanın en kalabalık şehri olan Şanghay; Çin Halk Cumhuriyeti’nin en büyük, dünyanın ise sekizinci büyük şehridir. Ayrıca şehir Çin Halk Cumhuriyeti’nin en büyük ticaret ve finans merkezidir.

Şanghay’da sokaklar gayet düzenli. Otobanlar highway şeklinde ve şehir içindeki trafiği etkilemiyor. Sokaklar temiz gözüküyor ama sürekli insanı rahatsız eden bir koku mevcut. Tabii ki Çinli arkadaşlarımız bu kokulardan rahatsız olmadıklarını hatta sokakların kokmadığını söylüyorlar ama alışmak gerçekten bizi zorladı.

Toplum

Şanghay şehri 44 farklı etnik unsuru içinde barındırıyor. Şehir Çin Halk Cumhuriyeti’nin en çok ilgi çeken şehri. İnsanların yaşayış tarzı tamamen Avrupai. Özellikle 19 ve 20. yüzyıllarda İngilizlerin bölgeye olan ilgisi bu şehirde yoğunlaşmış, bu da şehrin bugünkü toplumuna sirayet etmiştir.

Çin’de yaklaşık 23 milyon Müslüman bulunuyor. Çoğunluğu ülkenin batısında ikamet eden Müslümanlara Şanghay’da da rastlamak pek tabii mümkün. Şehirde 7 tane cami var. Bazı camilerin etrafında cuma günleri yiyecek pazarı kuruluyor.

Şanghay’da yaşayanların refah durumuna gelecek olursak, ülke geneline göre üst seviyede. Yollarda gördüğümüz arabaların çoğu ithal ve lüks arabalar. Şehirde konut kiraları gerçekten pahalı. Şehre öğrenci olarak gelen birçok Çinlinin zorlandığını duyduk.

İnsanlar siyahla beyaz gibi farklılık gösterebiliyor. Kimisi adres sorduğunuzda kırk yıllık dostunuz gibi size yardımcı olmaya çalışıyor, hatta gideceğiniz yere götürmeyi teklif ediyor, kimisi ise umursamaz bir tavırla git başımdan diyor. Ama genel olarak insanlar sıcakkanlı ve yardımcı olmaya çalışıyorlar.

İnsanlar farklı kültürleri öğrenme konusunda çok istekli ve meraklı. 2017 Mayıs ayında Şanghay’da düzenlenen SIAL Gıda Fuarında ülkemizden katılan şirketler önemli bir etki bırakmış. İnsanlara Türk’üz dediğimizde hemen yedikleri yemekleri ve özellikle dondurmayı bize anlatmaya çalışıyorlardı.

Teknoloji tamamen hayatlarının bir parçası. İnsanlar cüzdan taşımıyorlar. Her yerde ödemelerini Wechat Pay ve Alipay ile akıllı telefonlarından gerçekleştiriyorlar.

Toplum kapitalist bir toplum. Üzerine bir model çıkmış bir telefonu ya da bilgisayarı bulmak imkânsız. En son hangi model çıktıysa mağazalarda o satılıyor.

İnternet alışverişi çok yaygın. İnsanlar çoğu zaman market alışverişlerini bile internetten yapıyorlar. Bu alanda birçok site birbiriyle yarışır durumda.

Ulaşım

Bisiklet kullanımı çok yaygın. Her sokakta, her caddede bisikletliler için ayrıca bir yol var. Sokaklarda yayalardan daha çok bisikletliye rastlamak işten bile değil. Tabii ki herkesin şahsi bisikleti yok. Şöyle bir sistem geliştirilmiş: Şirketler kendi bisikletlerini sokağa bırakıyorlar. Bisikletlerin arkasında bir kilit var. Telefondan mobil uygulamayı indiriyorsunuz ve karekod sistemiyle ödemeyi yapıp kilidi açıyorsunuz. Kaldırımlar bu bisikletlerle dolu. Şu an için 2 şirket bu alanda bir hayli yol almış ve piyasanın neredeyse tamamını bu 2 şirket kontrol ediyor.

Ve tabii ki Şanghay’ın en hayran kalınası özelliği, devasa metro ağı…  Şu an faal olarak 14 ağ hizmet veriyor. 4 tanesi yapım aşamasında ve planları tamamlanıp henüz yapımına başlanmayan 7 ağ var. Bu ağlar birçok yerde kesişiyor. Şanghay’ın bir ucundan diğer ucuna maksimum 1 saatte ulaşabiliyorsunuz. Durakların arasındaki mesafe ülkemizde olduğu gibi kısa değil ve metrolar gayet hızlı. Dünyanın en büyük metro ağına sahip bu şehirde ulaşım insanların sıkıntılarında biri değil. Üstelik Şanghay dünyanın en kalabalık şehri olmasına rağmen iş çıkış saatleri hariç metrolarda insanı bunaltan bir kalabalık yok. Ücretlendirme gidilen mesafeye göre belirleniyor. Sabit bir fiyat yok ve sistem ülkemizde olduğu gibi değil. Bütün vatandaşlar aynı ücretlendirmeye tabi. Öğrenci veya iş adamı olmanız bir şey ifade etmiyor. Şehir içi ulaşımda otobüsler de sıkça kullanılıyor. Bir kısmı elektrikli olan otobüslerin maliyeti ise gayet uygun.

Taksilere gelecek olursak, iki tip taksi var. Birisi bilinen standart taksi diğeri ise ‘expo’ denilen geniş taksiler. Taksi fiyatları uygun denilebilir. Taksimetre açılışı normal taksilerde 14, expo taksilerde ise 16 yuan. 7 kilometrelik bir mesafe 30 yuan. (17 Tl) Korsan taksicilik çok yaygın. Özellikle Şanghay’ın kalbi olan The Bund ve Nanjing Caddesi çevresinde dolaşan her turiste yanaşıp nereye gideceğini soran korsan taksiciler var. Fahiş fiyatlar önerip sonrasında biraz indirimle turistleri kolayca kandırıyorlar. Ulaşımda tek bir kart işinizi görüyor. Shanghai Public Transportation Card. Taksi, metro ve otobüslerde bu kartı kullanabiliyorsunuz.

Şehirler arası ulaşımda ise en çok tercih edilen ulaşım aracı hızlı tren. Hızlı tren ağı ülke içinde gayet yaygın. 1214 kilometrik Şanghay-Pekin ulaşımını 5 saatte tamamlıyor. Maliyet olarak biraz tuzlu. Şanghay-Pekin bileti 583 yuan. (305 Tl) Uçak biletlerinin çok daha pahalı olması insanları hızlı trene yönlendiriyor.

Günlük Yaşam

Günlük hayatta insanlar sürekli hareketli. Her daim gezmeye, yeni şeyler denemeye çalışıyorlar. Şehir birçok çeşitli festival, konser ve eğlencelere ev sahipliği yapıyor. Bunun yanında futbol Çin’de büyük bir hızla yükseliyor. Çin Süper Ligi’nde her kulüp haftada 2 kere maç yapıyor ve bunlardan biri kendi sahasında oluyor. Son zamanlarda astronomik bonservis ve yıllık ücretlerle transfer edilen yıldız oyuncular halk üzerinde etkili olmuş ve halkın büyük bir kısmı futbola ilgi duyuyor. Kaldığımız yere 10 dakika mesafede bulunan, Shanghai Shenhua takımının kullandığı Hongkou Stadyumu, haftalık 20.000 seyirci ortalamasına sahip. Şehirin iki tane büyük futbol takımı var. Shanghai SIPG ve Shanghai Shenhua. Orada bulunduğumuz sürede, Shanghai Shenhua-Beijing Guoan maçına gitme fırsatımız oldu. Türkiye’de imkânım el verdikçe takımımın maçlarına giderim ve kıyas yapacak olursak ülkemizdeki kadar fanatizm Çin’de yok. Ayrıca herhangi bir tribün kültürü de yok. İnsanlar, olması gerektiği gibi futbol maçlarına sosyal aktivite olarak bakıyorlar. Statta oturup maçı izliyorlar ve sorunsuzca dağılıyorlar. Bu iki takım arasında ezeli bir rekabet olmasına rağmen Beijing Guoan taraftarları maç öncesinde formaları ile gayet rahat bir şekilde stat çevresinde dolaşıyorlardı.

İnsanlar sağlıklı yaşam ve spora da gayet önem veriyorlar. Kampüsümüzde bulunan, halkın kullanımına açık jimnastik salonu ve koşu parkuru saat 17.00-20.00 arasında sürekli dolu oluyordu. Çin’de obezite son yıllarda patlama yapmasına rağmen yaklaşık 2 aylık sürede sadece 2 kere obez insan gördüm. Obezitenin daha çok kırsal kesimde yaygın olduğunu öğrendik. Sokakta kilolu bir insanla karşılaşmak bile sık yaşanan bir şey değil. Sürekli noodle ve hamur işi gıdalar tüketmelerine rağmen formda olmaları gün içindeki hareketli hayatlarından ötürü.

Gezilecek Yerler

The Bund : Huangpu Nehri boyunca uzanan 1 kilometrelik kıyıya kurulmuş olan The Bund, Şanghay’ın sembolü olarak kabul edilir. Tarihi 19. yüzyıldaki sömürge dönemine kadar dayanır. Batı yakası Puxi’de barok, gotik ve romanesk gibi mimari stillere rastlamak mümkün. Doğu yakası ise gökdelenleri ile boy gösteriyor. Şanghay’da görülmesi gereken yerlerin başında gelir. Eğer doğu yakasında iseniz  Shanghai Tower veya Pearl Tower’a da kesinlikle çıkmalısınız.

Yuyuan Garden : Çin’in her bölgesinde kraliyet aileleri tarafından yaptırılmış bahçelere rastlamak mümkün. Şanghay’da bulunan Yuyuan Garden bunların en meşhurlarından. 1577 yılında Ming hanedanlığı üyelerinden biri olan Pan Yunduan tarafından yaptırılmıştır. Yapıldığı tarihten bu yana birçok değişikliğe uğramıştır. Ming hanedanlığının yıkılış döneminde tahrip olan bahçe yenilense de savaşlar ve isyanlar sonucu tekrar harap bir hale gelmiştir. En son 1956 yılında tekrar restorasyona alınmış ve 5 yıl süren çalışmalar sonucunda bugünkü halini almıştır. Bahçe yaklaşık 20.000 metre üzerine kurulmuştur. İçinde kaya ocakları, salonlar ve göletler bulunmaktadır. Bahçenin en dikkat çeken kısmı yüksekliği 3,5 metreyi bulan Jade kayasıdır.

Zhujiajiao Antik Kenti : The Bund’dan yaklaşık 50 kilometrelik mesafededir. 47 kilometrekarelik bir alanı kapsayan antik kentin diğer bir adı da İnci Nehri’dir. Avlulu geleneksel Çin evleri, tarihi köprüleri ve yeşil alanlarıyla görülmeye değer bir yerdir.  En ünlü köprüsü bir taş köprü olan Fansheng Köprüsüdür. Diğer bir ünlü köprüsü de Huimin adında ahşap bir köprüdür. Ming ve Qing hanedanlarına ait birçok yapının bulunduğu bu antik kent, Şanghay’da bu zamana kadar en iyi muhafaza edilmiş antik kenttir.

The Jade Buddha Temple : en ünlü Buddha tapınaklarından olan bu tapınak, birçok dini etkinliğe sahiplik yapan sessiz ve sakin bir yerdir. Tapınak 1882 yılında inşa edilmiştir. Halen aktif olarak 70 tane rahip bu tapınakta görev almaktadır. En etkileyici eser 250 kilogram ağırlığında ve değerli taşlarla süslenmiş olan Buddha heykelidir.

Müzeler

Şanghay Müzesi : Halk Meydanı’nda bulunan müze eski Çin sanatlarına ev sahipliği yapmaktadır ve 120.000’i aşkın çok değerli sanat eserlerine ev sahipliği yapmaktadır. Müze yaklaşık 38 bin metrekarelik bir alan tekabül eder.

Şanghay Yahudi Mülteci Müzesi : Hongkou bölgesinde bulunan müze, 2. Dünya Savaşı sırasında Yahudilerin sığınma yeri olan Ohel Moshe sinagogunun değiştirilerek müze haline getirilmesiyle oluşmuştur.

1937-1941 yılları arasında Şanghay 25.000 Yahudiyi kabul ederek, savaş sırasında Yahudileri reddetmeyen tek metropol olmuştur.

Şanghay Bilim ve Teknoloji Müzesi : Şangay Bilim ve Teknoloji Müzesi, Huangpu Nehri’nin doğusunda, Century Meydanı’nda yer almaktadır. Bugün bu müzede görülenler ve yaşananlar insanların gelecekteki yaşantılarını olumlu yönde etkileyecek. Büyük ve modern yapıya sahip müze birçok insanın ilgisini çekmektedir.

Pakistan – Abdulkadir Aksöz

Giriş

Güneydoğu Asya bölgesinin Müslüman yoğunluklu ülkelerinden biri olan Pakistan, İslam dünyasının en kalabalık üçüncü ülkesi olmasının yanında nükleer güce sahip tek Müslüman ülke olarak dikkat çekmektedir. İkinci Dünya Savaşı sonrası 1947 yılında bağımsızlığını kazanan ülke, bölgesinde önemli bir konuma sahiptir. İngiliz coğrafyacı H.J. Mackinder’in kalpgah (heartland) olarak adlandırılan teorisinin iç hilal kısmında bulunan Pakistan’ın, Avrasya enerji geçiş güzergâhı üzerindeki konumu ve bölgenin doğal kaynaklarına yakınlığı jeopolitik değerini arttırmaktadır. Eski dünyanın beşiği Mezopotamya havzasında geçmişten günümüze birçok devlete ev sahipliği yapan Pakistan toprakları, tarihteki medeniyet merkezlerinden biridir. Amerika Birleşik Devletleri’nin bölgedeki en önemli müttefiki durumundaki Pakistan’ın Hindistan ile olan siyasi, askeri ve ekonomik rekabeti küresel ve bölgesel dinamikler açısından kaygı ve endişeyle takip edilmektedir. Ülkenin sosyal ve kültürel varlığının temel itici gücünü Hindistan karşıtlığı oluşturmaktadır.

Bu makalede temel olarak Pakistan İslam Cumhuriyeti’nin tarihsel gelişim süreci, siyasal yapısı ve dış politikası incelenecektir. Ardından ülkenin ekonomik, dini ve sosyo-kültürel yapısından bahsedilecek, son olarak Pakistan-Türkiye ikili ilişkileri hakkında değerlendirmelerde bulunulacaktır.

Tarihsel Arka Plan

Günümüzde Pakistan sınırları içerisinde yer alan *Mohenjo-daro ve **Harappa İndüs Uygarlığının merkezi olarak bilinmektedir. Tarihçi William H. McNeill’e göre İndüs Uygarlığının İ.Ö. 2500 dolayları ile İ.Ö. 1500 arasında serpilip geliştiğini söyleyebilmek mümkündür.[1] Bölgenin en eski yerleşim birimlerini oluşturan bu iki şehir, Pakistan’ın bilinen ilk tarihi şehirleridir. Kuzeydoğu Hindistan’da Nil nehrinin taşıdığı su miktarından iki kat daha fazla suyun taşındığı son derece verimli bir arazide kurulan ve büyük su ve kanalizasyon sistemlerini barındıran Mohenjo-daro ve Harappa şehirleri Arilerin Hindistan’ı işgal etmesi öncesinde alt kıtaya hâkim olan Dravidlerin yönetim merkezleridir.[2]

Büyük İskender’in Hindistan seferi sonrası işgal edilen bu topraklarda dünyada bilinen ilk Budist Krallık olan Maurya İmparatorluğu kurulmuştur. Maurya Kralı Asoka’nın Budizm’i benimsemesi sonrasında gelen ölümüyle imparatorluğu yıkılmıştır. Orta Asya’dan Hindistan’a açılan geçitlerden Yunanlar, Sakalar, Kuşanlar ve Partlar olmak üzere yeni istilacı dalgaları geldi.[3] Pek çok kavim ve grup Pakistan bölgesine yerleşerek varlık mücadelesi vermiştir. M.S. 7. yüzyılda İslamiyet’in bölgeye girişi başlamıştır. İran’ın ele geçirilmesinden sonra Hint altkıtasına yönelen Arap kuvvetleri Muhammed İbni Kasım önderliğinde Pakistan’ın Sind bölgesine kadar ilerleyerek İslamiyet’i yaymaya başlamışlardır. 10.yüzyılda Gazneliler Devleti’nin kurucusu Gazneli Mahmut’un fetih hareketleri sonrası Hindistan bölgesinde İslamiyet’in genişlemesi hızlanmıştır. Timur’un bölgeyi işgali sonrası Moğol hakimiyeti gözlenmiştir. 1526 yılında Babür Han tarafından kurulan ve kendi adıyla tarihte yer edinen Babür İmparatorluğu, Türk-Moğol kökenli olup Pakistan tarihinin en önemli dönemini teşkil etmektedir. Babürlüler’den mimari ve sanat alanında kalan eserler bugün, Pakistan’ın turizm ve kültür hayatının en değerli parçalarını oluşturmaktadır. 17. yüzyılın başlarında İngilizlerin kolonicilik faaliyetleri kapsamında bölgeye intikalleri ile birlikte uzun süreli bir mücadele ve çatışma dönemi başlamış, ancak Babürlülerin güçlerinin ilerleyen yıllarda azalmasıyla birlikte İngiliz egemenliği Hindistan-Pakistan hattında güçlenmiştir. British East India Company’nin bölgedeki hakimiyetiyle İngiliz sömürge kültürü hızla yayılmıştır. Bölgenin ele geçirilmesi sonrası İngiltere’nin temel dış politikası Hindistan yolunun güvenliği üzerine şekillenmiştir. İkinci Dünya Savaşı’na kadar etkinliğini sürdüren İngilizler, savaş sonrası yeni siyasi ortamın belirlenmesinde de kritik rol oynamıştır. Bu durum 1947 yılında birbirinden bağımsız iki farklı ideolojik saiklere sahip devletin ortaya çıkmasıyla kendisini göstermiştir.

Pakistan Siyasi Hayatı

İngiliz yönetimindeki Hindistan altkıtasında Hindular Hindistan adını alarak Müslümanlar ise Pakistan adını alarak bölünme gerçekleşmiştir. 1972 yılına kadar Batı Pakistan ve Doğu Pakistan olmak üzere aralarında 1700 km mesafe olan iki bölüme ayrılan Pakistan, Bangladeş’in bağımsızlığı sonrası bugünkü halini almıştır. Pakistan’ın bağımsız bir devlet olarak tarih sahnesine çıkışında başat rolü üstlenen ve bugün kurucu baba olarak tanınan Muhammed Ali Cinnah’tır. Ülkenin milli şairi olarak bilinen Muhammed İkbal bağımsızlık fikrini ortaya atan ilk kişi olması bakımından halk nazarında büyük bir saygıya ve değere sahiptir. 14 Ağustos 1947 tarihinde kurulan Pakistan, İngiliz kolonisi altında yaşayan Hint Müslümanlarının tamamını içerisine alacak şekilde planlanan bir devletti. Bu bağlamda çoğunluğunu Müslümanların oluşturduğu eyaletlerin birleştirilmesi sonucu Pakistan devleti meydana gelmiştir. Pakistan ismi de Hint kıtasındaki çeşitli Müslü­man toplulukların ve eyaletlerin baş harflerinin bir araya getirilmesiyle oluşturul­muştur; P=Pencap, A=Afganistan (bugünkü Peştun halkı ve Pakistan’da onların çoğunlukta olduğu Hayber Paktunva), K=Keşmir, S=Sind ve Tan= Belucistan.[4]    

Geride kalan 70 yıllık Pakistan siyasi hayatına genel olarak bakıldığında ülkenin demokrasi ile askeri vesayet arasında sıkışan bir yapısının olduğu göze çarpmaktadır. Kurulan hükümetlerin çoğu görev sürelerini tamamlayamadan sonlanmış, askeri otoritenin baskınlığı hemen hemen her dönemde fazlasıyla hissedilmiştir. Bu bağlamda Pakistan siyasi hayatı ordu-siyaset ilişkisi çerçevesinde şekillenmekte ve ülkenin siyaset mekanizması bu ilişkiden olumsuz yönde etkilenmektedir. Darbelerin ve suikastlerin yaşandığı ülkede siyasi istikrar önemli bir sorun olarak dikkat çekmektedir. Karmaşık siyasal yapı içerisinde toplumsal ve ekonomik ilerleme sağlanmaya çalışılsa da başarı düzeyi alt seviyede kalmaktadır.

Ülkenin önemli sorunlarından biri de Pakistan İslam Cumhuriyeti adının meşruiyetinin sağlanması konusunda kendisini göstermektedir. Zira ülkede yaşayan farklı etnik grupların çatı birleşimi İslam dinine mensup olmaları olarak kabul edilmektedir. Ancak İslam ideolojisiyle sağlanmaya çalışılan bütünlüğe rağmen federal yönetim sistemine sahip ülkede eyaletler arasındaki gelişmişlik farkından kaynaklanan sıkıntılar, etnik farklılık, bölgesel ve dini aidiyetler üzerinden şekillenen bölünmeler bu bütünlüğü tehdit edebilmektedir. Siyasal bölünmüşlük ülkenin temel açmazlarından biri olup asker-sivil dengesinin askeri kanada dönük olması politik düzlemi daraltmaktadır. Ülkenin iç içe geçen ve henüz ulusal düzlemde net olarak tanımlanmayan kompozisyonu bölgesel, dini-mezhepsel ve ekonomik alanda çatışmaların yaşanmasına ortam hazırlamaktadır. Siyasi istikrarsızlığa sebep olan bu durum, askeri bürokrasinin ülke yönetimindeki gücünü ve baskın otoritesini arttırmakta ve sık sık askeri müdahalelerin yaşanmasına yol açmaktadır.

Pakistan İslam Cumhuriyeti federal sisteme dayalı parlamenter yönetim şekliyle idare edilmektedir. Cumhurbaşkanın yetkileri sembolik düzeyde olup klasik parlamenter sistemlerdeki gibi başbakanın yetkileri ülke yönetiminde daha baskındır. Her eyaletin seçimle belirlenen kendi(federe) başbakanı vardır ve ayrıca merkezi idareyi temsil eden valiler de bulunmaktadır. 2017 yılı itibariyle ülkenin cumhurbaşkanlığı görevini Memnun Hüseyin, başbakanlığını ise Navaz Şerif üstlenmektedir.

Dış Politika

Pakistan dış politikası, sınır komşuları Afganistan, Çin, İran ve Hindistan olduğu göz önünde bulundurulduğunda stratejik hassasiyetleri yüksek seviyededir. Dış politikanın birincil sorunu Keşmir Meselesi’dir. Keşmir’in nihai statüsü hakkında Hindistan ile yaşanan sürtüşme savaşa kadar ilerlemiştir. Bugün Keşmir Sorunu olarak literatüre giren mesele özü itibariyle Müslüman çoğunluğa sahip Keşmir eyaletinin bir kısmının Hindistan yönetimi altında olmasından kaynaklanmaktadır. 1948 savaşı sonrasında oluşan ve bugüne dek pek değişmeyen ateşkes hattına göre Keşmir bölgesinin üçte birlik kesimi Pakistan kontrolünde, üçte ikilik kesimi ise Hindistan kontrolünde bulunmaktadır.[5] Azad Keşmir Pakistan sınırları içerisinde yer alırken Jammu-Keşmir Hindistan sınırları içerisindedir.

Keşmir Sorunu kapsamında bölge halkı Pakistan ile birleşme veya self-determinasyon hakkını kullanarak bağımsız olma yolunda irade ortaya koymaktadırlar. Hindistan yönetimi ise olası bir Pakistan ile birleşme veya bağımsızlık senaryolarına kesin olarak karşı çıkmakta ve askeri önlemler başta olmak üzere bölge üzerinde sert tedbirler almaktadır. Bu bağlamda Hindistan’a ait bir toprak olduğu vurgusu üzerinde durularak plebisit yapılmasına engel olunmaktadır. Keşmir Sorunu’nu her platformda gündeme taşıyan Pakistan, sorunun kalıcı olarak çözümü için Keşmir üzerindeki Hindistan egemenliğinin sonlandırılmasını şart koşmaktadır. Bu durum sorunun iki taraf içinde kangren haline gelmesine ve ülke siyasetini olumsuz yönde etkilemesine neden olmaktadır.

Pakistan dış politikasının ana karakteristik yapısı Hindistan’ı dengeleme ve mücadele etme üzerine dizayn edilmektedir. Dost-düşman ve müttefik tanımlamaları Hindistan ilişkileri çerçevesinde belirlenmektedir. İç ve dış politik ekseni Hindistan düşmanlığına dayanan Pakistan, Çin ve ABD gibi küresel güçler ile yakın işbirliği geliştirerek elini güçlendirmeye çalışmaktadır. Hindistan ile olan amansız düşmanlık ve rekabet ülkenin enerjisini dış politikada askeri argümanlara dayandırmasına zemin hazırlamaktadır. Dünyanın en büyük ordularından birine sahip olmasının altında yatan sebep de budur. İslam ülkeleri arasında nükleer silahlara sahip tek ülke olarak da Pakistan, dış politikasında caydırıcı bir güce sahiptir.

Dış politikanın diğer ayakları ise güvenlik ve terör bağlamında değerlendirilebilir. Pakistan Taliban’ı ile olan mücadele, ülkenin Afganistan sınırındaki uyuşturucu ticaretinin geçiş güzargahı üzerinde bulunması dış politikadaki kritik sorunları oluşturmaktadır. Küresel terörle mücadele Pakistan’ın temel açmazlarından birini oluşturmaktadır. Bu bağlamda ABD başta olmak üzere NATO üyeleriyle koordineli çalışmalar yapılmaktadır.  Demokratikleşme ve iç huzurun sağlanması konusu dış politikada Pakistan’a karşı bir baskı aracı olarak kullanılabilmektedir. Uluslararası arenada Pakistan’ın üyesi olduğu başlıca uluslararası örgütler Birleşmiş Milletler, İslam İşbirliği Teşkilatı, İngiliz Uluslar Topluluğu, Uluslararası Para Fonu (IMF), İslâm Kalkınma Bankası olarak sıralanabilir.

 

Ekonomik Yapı

Pakistan ekonomisi genel olarak tarım ve hayvancılığa dayalı olup sanayisi de tarımsal niteliktedir. İhracat kalemlerini tarımsal ürünler oluştururken ithal kalemleri genellikle enerji, makine ve cihazlar üzerine yoğunlaşmaktadır. İhracatında ilk üç ülke sırasıyla ABD, Çin ve Afganistan iken ithalatında ilk üç ülke sırasıyla Çin, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan’dır. Ülkede gayri safi yurt içi hasılanın yaklaşık %20’sini tarım sektörü oluşturmaktadır.[6] Pakistan ekonomisi ihracat ve ithalat dengesinde yaşadığı bozukluklar nedeniyle bütçe açığı vermektedir.

Pakistan’ın Dış Ticareti (milyon USD)

2010 2011 2012 2013 2014
İhracat 21.413 25.344 24.614 25.121 24.722
İthalat 37.537 43.578 43.813 43.775 47.545
Hacim 58.950 68.922 68.427 68.896 72.267
Denge -16.124 -18.234 -19.199 -18.654 -22.823

Kaynak: Trade Map

200 milyona dayanan nüfusunun çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu ülkede işsizlik önemli bir ekonomik sorundur. İşsizliğe bağlı olarak yoksulluk ve açlık üst düzeydedir. Çoğu Pakistanlı açlık sınırının altında çalışmaktadır. Ulaşım hizmetlerinin henüz tam manasıyla gelişmemesi eyaletler arası ekonomik uçurumun artmasına yol açmaktadır. Yabancı sermaye ve özel yatırım olanakları bakımından gelişme kaydedemeyen Pakistan çoğu hizmeti devlet eliyle gerçekleştirmek zorunda kalmaktadır. Altyapı ve enerji kesintileri sorunlarını fazlasıyla hisseden ülkede bu alanlardaki Çin yatırımlarına can simidi olarak bakılmaktadır.

Siyasi ve ekonomik istikrarsızlık Pakistan ekonomisine zarar vermektedir. Nitekim Pakistan’ın resmi para birimi Rupi bu bağlamda değer kaybetmektedir. İhracat alanının getirisi düşük ve dar sektörlere sıkışmış olması ekonomiyi kırılganlaştırmaktadır. Dış etkilere açık olan ekonomi liberal politikalar ile canlandırılmaya çalışılmaktadır.

Ülkenin Sind bölgesinin Belucistan yerleşiminde doğalgaz yatakları bulunmaktadır. Ayrıca ülkede kömür, tuz, kireçtaşı, demir ve bakır gibi madenlerin çıkarıldığı belirtilmelidir.

Dini ve Sosyo-Kültürel Yapı

Pakistan’ın dini yapısına bakıldığında çoğunluğu Sünni Müslümanların oluşturduğu görülür. %5 civarında Şii Müslüman bulunmaktadır. Ülkede pek çok dini cemaat ve tarikat faaliyet göstermektedir. Bunlardan en büyüğü siyasi yapıya da sahip olan Cemaat-i İslami’dir. 26 Ağustos 1941’de İmam Ebu’l-A’la el-Mevdudi tarafından Pakistan’ın Pencap eyaletinin başkenti Lahor’da kurulan Cemaat-i İslami, günümüzde Pakistan, Keşmir ve Bangladeş’te faaliyetlerini yürütmektedir. Cemaati İslâmiye’nin hedefi Pakistan’da gerçek manada İslami düzeni tesis etmektir. Bu bağlamda eğitim-öğretim faaliyetlerine ağırlık vermektedir. Diğer bir İslami cemaat Tebliğ Cemaati olup Cemaat-i İslami’den farklı olarak siyasi arenadan uzak duran bir görüntü çizmektedir.

Ülke %1-2 arasında değişen oranlarda Hindu, Hristiyan ve Sih nüfusu da barındırmaktadır. Pakistan bir Müslüman devlet temelinde kurulmuş ve mevcut anayasal sistemine göre bir İslam Cumhuriyeti’dir. Ancak değişen yönetimlere ve darbelere bağlı olarak laiklik ile İslam tartışmaları yaşanmış ve iki farklı ideolojik yapı arasında değişen dengeler gözlemlenmiştir.

Sosyo-kültürel hayat modernizm ile gelenekselciliğin iç içe olduğu bir yapıda kendini göstermektedir. Aynı şehir içerisindeki farklı yerleşim alanlarında dahi rahatlıkla tespit edilebilen toplumsal yaşayıştaki ayrım, Pakistan toplumsal yapısının globalleşme(küreselleşme) ile globalleşme (yerelleşme) arasında gelgit yaşadığını ortaya koymaktadır. Çoğu Pakistanlı geleneksel kıyafetleriyle toplumsal alanda kendisini ifade etmektedir. Trafik sosyal yaşamın en sıkıntılı sorununu oluşturmakta olup altyapı yetersizliği sorunu katmerleştirmektedir. Öte yandan toplumsal bir deşarj aracı olarak ülkenin milli sporu haline gelen kriketin popülaritesi oldukça yüksektir. Kültürel, mimari ve sanatsal eserler bakımından zengin bir geçmişe sahip olan Pakistan’da turistik mekanların sayısı fazladır. Ancak güvenlik, terör ve yeteri kadar ilgi gösterilmemesi yüzünden turizme dönük olumlu bir geri dönüş yapılamamaktadır. Önemli turistik ve tarihi mekanların başında Padişah Cami, Şalamar Bahçeleri, Minare Pakistan, Faysal Cami, Vezirhan Cami, Margalla Hills, Mazar-E-Quaid gelmektedir.

Pakistan-Türkiye İlişkileri

Geçmişten günümüze değin Pakistan-Türkiye ikili ilişkileri ‘‘dost ve kardeş ülke’’ mottosu üzerinden ele alınmıştır. İki ülke arasındaki tarihten beslenen dostane ilişkiler, günümüzde de artarak devam etmektedir. Hindistan Müslümanlarının kurduğu Pakistan, Türkiye’ye karşı daima bir sevgi ve muhabbet beslemiştir. Hindistan Müslümanlarının Osmanlılara ilgi duymaları Fatih Sultan Mehmet devrine kadar uzanmaktadır.[7] İslam dünyasının liderliğini üstlenen ve hilafet makamına sahip Osmanlı Devleti’ne karşı derin saygı ve bağlılık devletin yıkılmasına kadar sürmüştür. Özellikle 19.yüzyılda Osmanlı’nın girdiği zorlu savaşların hemen hepsinde Hint Müslümanları ayni ve nakdi yardımlarda bulunmuşlardır. Keza Sultan II. Abdülhamid Han tarafından yaptırılan Hicaz Demiryolu inşaatı için en fazla yardımı Hint Müslümanları göndermiştir. I. Dünya Savaşı sırasında padişah tarafından ilan edilen cihat çağrısına yine en fazla desteği Hint Müslümanları vermiştir. Milli Mücadele döneminin en sıkıntılı süreçlerinde imdada yine Hint Müslümanları yetişmiştir.

Hilafet ve saltanatın kurtarılması adına tüm Hindistan genelinde Hint Hilafet Hareketi kurulmuştur. İslam’ın tek bağımsız devleti olarak Osmanlı Devleti’nin korunması ve varlığının sürdürülmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda dünyadaki Müslümanların başı konumundaki halifeye bağlılık üst düzeydeydi. Ağa Han, Seyyid Emir Ali, Abdülbari, Yusuf Ali, Müşir Hüseyin Kıdwai ve Isfahani gibi Hint Müslüman önderleri Türkleri, Müslümanlık açısından destekleyen isimlerin başında geliyorlardı.[8] I. Dünya Savaşı sonrası Mili Mücadele’nin başlamasıyla sömürgeci güçlere karşı verilen istiklal mücadelesi büyük bir inançla desteklenmiştir. 8 Temmuz 1921’de Karaçi’de toplanan Hilafet Konferansı, Mustafa Kemal Paşa ve TBMM Hükümeti’nin verdikleri mücadelenin yanında olduklarını açıkça ilan etmiştir.[9] TBMM başkanı Mustafa Kemal Paşa da Hint Hilafet Komitesi’ne yazdığı bir mektupta Hindistanlı Müslümanlara yardımları sebebiyle Türkiye Müslümanlarının selamlarını sunmuştur.[10]

Milli Mücadele’nin başarıya ulaşması sonrası hilafet makamının kaldırılması Hint Müslümanları üzerinde derin bir üzüntüye ve hayal kırıklığına sebep olmuştur. Bugün dahi pek çok Pakistanlı Müslüman, Osmanlı dönemindeki hilafet makamının yeniden canlandırılması gerektiği fikrini taşımakta ve bu isteği dillendirmektedir.

Pakistan ile Türkiye arasındaki kuvvetli ilişkilerin mevcut olduğu bilinse de bu ilişkilerin düzeyi soyut düzlemden somut alana yeterince aktarılamamaktadır. Dostluk ve kardeşlik söylemlerine rağmen iki ülke arasındaki ekonomik ilişkiler düşük seviyededir.

İki ülke arasında yakın benzerlikler de dikkati çekmektedir. Ülke siyasetine damgasını vuran isimler çoğu kez birbirleriyle karşılaştırılmakta veya özdeşleştirilmektedir. İki ülkenin kurucuları Mustafa Kemal Atatürk ile Muhammed Ali Cinnah; idam edilen başbakanlar Zülfikar Ali Butto ile Adnan Menderes; ilk kadın başbakanlar; Tansu Çiller ile Benazir Butto arasında yakınlık ortaya konulmaktadır. Kültürel ve toplumsal ilişkilerde iki ülke halkının birbirlerini karşı gösterdikleri sevgi ve ilgi ileri düzeydedir. Ancak ilişkilerdeki bu mevcut potansiyel yeteri kadar kinetiğe dönüştürülememektedir.

Pakistan ve Türkiye dış politikada özellikle uluslararası platformlarda birbirlerini desteklemekte ve yaşadıkları sorunlara karşı yardım etmektedirler. Türkiye, Pakistan’ı Keşmir Sorunu konusunda desteklerken Pakistan da Kıbrıs’ta kalıcı çözüm için Türkiye’nin arkasında durmaktadır. Yine iki ülkenin mustarip olduğu terör sorununda birbirlerini en çok destekleyen ve terörle mücadelede birbirlerinin yanında duran bir profil çizmektedirler. Askeri işbirliği bu bağlamda yoğundur.

Pakistan ile Türkiye arasındaki yakın samimi dostluk diğer Müslüman ülkelere de örnek teşkil edecek türdendir. İki ülke ilişkilerinin olumlu seyri, arttırılabilir ekonomik işbirliği ile daha fazla bölgesel ve küresel yönetişime katkı sağlayacağı belirtilmelidir.

Sonuç

Bulunduğu coğrafyada önemli küresel güçlerin ortasında yer alan ve pek çok ekonomik geçiş kuşağının üzerinde bulunan Pakistan’ın önemi her geçen gün artmaktadır. Hindistan ile olan çekişme ülkenin enerjisini aşağıya çekse de ABD ve Çin ile geliştirilen yakın ilişkiler ülkenin bölgesindeki stratejik değerini korumasını sağlamaktadır.  İslam İşbirliği Teşkilatı’nın da en büyük üyelerinden biri olarak Pakistan, İslam dünyasında potansiyeli çok yüksek olan bir ülkedir. Ekonomik kalkınmanın ve siyasi istikrarın sağlanması durumunda ülkenin bölgesel ve küresel meselelerdeki rolü ve işlevi olumlu yönde değişebilecektir. Bu bağlamda ülkeye sermaye akışının sağlanması gerekmektedir.

Ordunun kilit bir unsur olduğu ülkede nükleer silahlar dış politikada caydırıcı güç kartı olarak kullanılmaktadır.  Ancak siyaseti domine eden ordu vesayeti ülkenin demokratikleşmesine ket vurmakta, uluslararası alanda saygınlığına zarar vermekte ve imajını olumsuz yönde etkilemektedir. Keşmir Sorunu’nun kaotik yapısı ve Hindistan ile rekabet stratejisi ülkeyi askeri argümanlara bağımlı hale getirmektedir.

Sonuç olarak pek çok alanda gelişim ve ilerleme kaydedebilme potansiyeline ve imkanına sahip olan Pakistan’ın ayağındaki prangalardan kurtulması gerektiği ifade edilmelidir. Başta ordunun siyasetten uzaklaştırılması olmak üzere, Hindistan ile olan ilişkilerin diyaloğa kapatılmaması, Keşmir Sorunu’nda daha fazla uluslararası kamuoyu desteğinin alınması ve ilgisinin çekilmesinin zorunlu olduğu belirtilmelidir.

 

Kaynakça

BAYUR Yusuf Hikmet , Hindistan Tarihi, c. III, TTK, Ankara 1950,

ÇEVİK Salim , ‘‘Pakistan Siyasetini Anlama Kılavuzu’’, SETA Yayınları, XXIII, Mayıs 2013

DAVUTOĞLU Ahmet, Medeniyetler ve Şehirler, Küre Yayınları, İstanbul, Haziran 2016

KIDWAİ Müşir Hüseyin, Osmanlı’nın Son Dostları, DBY Yayınları, Aralık 2015, İstanbul

MCNEİLL William H., Dünya Tarihi, İmge Yayınları, 16.Baskı, Ankara, Kasım 2015

ÖZEV Muharrem Hilmi, Küresel ve Bölgesel Güçlükler Karsısında Pakistan’ın Demokratiklesme Çabaları, Güvenlik Stratejileri Dergisi, Yıl: 8, Sayı: 16 (ss 147-177)

T.C. Ekonomi Bakanlığı, Pakistan, ‘’Genel Ekonomik Durum’’, http://www.ekonomi.gov.tr/portal/faces/home/disIliskiler/ulkeler/ulke-detay/Pakistan

[1] İndüs Uygarlığı hakkında ayrıntılı bilgi için; William H. McNeill, Dünya Tarihi, İmge Yayınları, 16.Baskı, 2015

*Mohenjo-daro( Urduca: موئن جودڑو) bugün Pakistan’a bağlı Sind eyaleti içerisinde yer alırken **Harappa( Urduca: ہڑپہ )  Pencap eyaleti içerisindeki Lahor’da kurulmuştur.

[2] Ahmet Davutoğlu, Medeniyetler ve Şehirler, Küre Yayınları, İstanbul, 2016, s. 132.

[3] McNeill, a.g.e

[4] Salim Çevik, ‘‘Pakistan Siyasetini Anlama Kılavuzu’’, SETA Yayınları, XXIII, Mayıs 2013

[5] Çevik, A.g.e

[6] T.C. Ekonomi Bakanlığı, Pakistan, ‘’Genel Ekonomik Durum’’, http://www.ekonomi.gov.tr/portal/faces/home/disIliskiler/ulkeler/ulke-detay/Pakistan

[7] Müşir Hüseyin Kıdwai, Osmanlı’nın Son Dostları, DBY Yayınları, Aralık 2015, İstanbul

[8] Kıdwai, A.g.e

[9] Yusuf Hikmet Bayur, Hindistan Tarihi, c. III, TTK, Ankara 1950, s. 547.

[10] ‘’Atatürk’ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri’’, c. IV, Ankara 1964, s. 479-480.

Belarus Raporu – Murat Kahveciler

Minsk Şehir Yapısı

Asırlar önce Minsk bir nehrin yanıbaşında kurulmuş. Bir daire oluşturacak şekilde çeperlere doğru genişlemiştir. Kentleşme hızı çok yüksektir. Buna yönelik barınma ve ulaşım alanında kent çalışmaları 15, 20 sene sonrasına dek planlanmıştır. Paintte harita üzerinde kabataslak belirtmiş olduğum bir takım işaretleri açıklamalıyım. Zihinde canlandırmaya yardımcı olacaktır.

  • Kırmızı daire: Nyamiha and Svislach nehirlerinin kesişimi. Minsk’in ilk yerleşim yeri.
  • Sarı daire: Rus İmparatorluğu ve Sovyetler döneminden kalan mimarinin neredeyse tamamı muhafaza edilmiş parça (2. Dünya Savaşından sonra birçoğu restorasyon görmüş.) Minsk’in kalbi sayılmaktadır. Kültürel ve turistik mekanların % 90’ı bu max. 10 km2’ olan alan içerisindedir.
  • Kahverengi hatlar: Moskovskaya, Avtozavodskaya ve yapım aşamasında olan Zyaloni isimli metro hatlarıdır. Şehrin iskeletini oluşturmaktadır. Metrolar sadece 10-15 metre derinlikteler.
  • Mavi şeritler: Tarihi mimarinin aksine modern yüksek binaların ve otoparklı sitelerin yapıldığı yeni yerleşim alanlarıdır.

Genel Gözlemler

Opera, bale, tiyatro, konser, sinema, sirk vb. faaliyetler şehir insanı için çok büyük önem arz ediyor. Bilet gişeleri genelde kalabalık, aylar sonrasının biletlerini alan insanlar var. Ağustos ayının talihsizliği diyebilirim, sezon sonu olduğu için bu tarz etkinlikler tamamen tatilde. Bir kaç tane tiyatro binası gösterilere devam ediyordu. Ben de bir tanesine gittim fakat pek yakın hissettiğimiz bi olgu sayılmaz. Hatta ilginç olan cumhurbaşkanımızın AKM yerine Opera binası yapılması hususunda gösterdiği direnci Minskte tanık olduğum bi nevi temsilcisi olduğu tarihi ve kültürel değerden sonra daha iyi anlamış bulunuyorum. Ayrıca insanların eğlence hayatını şekillendiren iki şey var müzik ve alkol. Haftaiçi akşam saatleri 7-8 suları kararan caddeler, haftasonu yerini hep canlı müzik yapanlara, sarhoşlara bırakıyor. Neredeyse bütün gençler sabah eve giriyor. Bizdeki gibi meydan ve sokak kültürü zaten yok. Bir de hep kapalı mekanlar veya trafiğe kapalı bir kaç merkezi sokakta millet vakit geçiriyor. Şehrin bütünü 1 haftadan az sürede gezilebilir.

Kadın nüfusu çok fazla. Neredeyse nüfusun hepsi -öğrenciler hariç- çalışıyor. 60 yaşındaki kadınlar çöpçü, park sulayıcısı, otobüs şoförü, biraz daha genç olanları inşaat iskelelerinde alçı badana ile uğraşıyor. Genç kadınlar yalnız başlarına haftasonları hep çocuk arabalarıyla parklarda geziyor. Aile kurumu zannediyorum ki oldukça zayıflamış halde. Daha önce ortodoks papazların videolarını izlemiştim nüfusun gerilemesiyle ilgili. Erkeklerin sosyal hayattaki rolleri belirli alanlar hariç çok etkisiz hale gelmiş de denebilir. Bu konuda Minskli Katya hanım da çokça bahsetti. Kendisi 2008’de internetten bir Türkle tanışmış ve evlenmiş. 7 sene Ankara’da yaşamış. 4 yaşında bir kızı varmış. Geçtiğimiz ocak ayında eşi vefat etmiş ve Minsk’e geri dönmek zorunda kalmış. Türkiyeye acayip derecede hayran. Yeniden dönmek istiyor. Her neyse. Özetle şunu belirtti ki, Rus kadınlar aile kurumunu çok önemserler diyor. Yalnız Rus erkeklerin de tam tersine çok başıbozuk olduğunu belirtti. Bu durum nüfusla ilgili meseleleri anlamada etkili diye düşünüyorum.

Şehir merkezinde her köşede kilise, anıt, heykel, kahramanlık sembolleri bulunmakta. Bütün tarihlerini sokaklarda ve müzelerde yansıtmışlar. Şehirde 20’ye yakın müze, 150’ye yakın kütüphane bulunmakta. 2 milyon nüfuslu Minsk için çok iyi bir rakam. Ayrıca Belarus’ta eğitim kalitesinin çok iyi olduğundan bahsetmekteler fakat bu pek inandırıcı gelmiyor. Yine de yabancı özellikle Kazak, Türkmen, Azeri, Tacik vd. milletlerden lisans okuyan öğrenci sayısı oldukça fazla.

Her Cuma Tatar camine gittik. Öyle güzel bir buluşma noktası halini almış ki cami, Türkiye’ye nazaran acayip keyifli oluyor cumaları. Diyanet Vakfının 3,5 milyon dolar bağışladığı ve bu sayede 2004’ten beri yapımı sürdüğü halde bitirilemeyen cami 2 senede tamamlanmış. Cami cemaati Türklere ayrı bir hürmet duyuyor. Cami açılışı vesilesiyle yönetimin Türklere mi yahut Tatarlara mı devredileceği de çok önem arz ediyordu. Tabi camide Süleymancıların ağırlığı kendisini hissettiriyor. Orada yurtları da bulunuyormuş. Bu hafta cemaat liderlerinin vefatı sebebiyle Belarus’tan gelen hayli iş adamı olmuştur diye tahmin ediyorum.

Kimse devlet başkanının ismini ağzına almıyor. Acayip bir sinmişlik ve korku var yüzlerinde. Hatta 11 eylül’de parlemento seçimleri olmasına rağmen, televizyonlardaki anlık reklamlar, caddelerde karşılaştığımız birkaç reklam panosu hariç vitrinlere asılı A4 boyutu kağıtlardan başka seçimi hatırlatan bir şey yok. Ülkemizdeki seçim yarışlarını, marşları, mitingleri ve ekranlardaki tartışma programlarını düşününce siyaseten acayip ölü bir ülke. Zaten nüfusun büyük çoğunluğunun da sivil polis olduğuna inanılıyor. Bu sebeple güvenliği tehdit eden hiç birşey yok desem abartmış olmam.

Belarus çok transit bir coğrafyada bulunuyor. Avrupa’ya geçişler kuzeyde Sankt Petersburg’dan ve buradan yapılmaktadır. Ayrıca Sovyetler zamanında burası çok büyük bir sanayi merkeziymiş. Böylece bir sürü bilgisayar donanımları ve ihracatının da büyük bir payını oluşturan beyaz eşya (Atlant), traktör (MTZ) ve asansör sistemlerinin (Mogilev) üretimleri burada yapılmış ve günümüzde de devam etmektedir. Bu alanda yerli malı kullanımı da çok yüksektir. Bununla birlikte ihracatın genel yüzdesini komşu ülkeler ve Batı Avrupa ülkeleri oluşturmaktadır.

Yurtta bir gün çamaşır yıkamak istedik. Çamaşır makinelerini çalıştırmak için en az 5 kilo eşya ve bankaya 1,8 ruble yatırmak gerekli. Bu işlemi halletmem 2 saat sürdü. Sonra düşündüm muhtemelen devlet en ufak bir para trafiğini dahi takip etmek istiyor. Parasal işlemler gerektiren bu vb. konularda hiç iş görme kültürü yok.

Çalışma ücretleri çok düşükmüş de. 4 hafta derse giren Ludmila hoca, 20 senedir üniversitede ders veriyor ve aylık 450 dolar alıyormuş. Genele göre çok iyi de bir paraymış. Örneğin bir kasiyerin aldığı asgari ücret 100-150 dolar arası değişiyormuş. Konuştuğum bir taksici, günde 13, 14 saat mesaiyle haftada 6 gün çalışarak aylık yalnızca 300 dolar kazanıyormuş. Yalnız bununla beraber herkesin sağlık sigortası varmış ve kiralar da bir o kadar ucuzmuş. Doğrusu orta sınıf nüfus az, fakirler ve zenginler arasındaki mali uçurumun fazla olduğu tespitlerini paylaşmalıyım. Fakat günlük hayata statüden kaynaklanan farklılıklar pek yansımamaktadır.

Bir haftasonu Polonya sınırına 10 km uzaklıkta bulunan Brest şehrine gittik. Dindarlığın kamusal görünümü çok yüksek. Minsk’te çok az Ortodoksla tanışmama rağmen Brest neredeyse tamamen Ortodoks nüfustan oluşuyor. Başörtülü genç yaşlı kadınlar, bakışları önde zayıf erkekler kilise önlerinden geçerken saygı duruşunda bulunup daha sonra yoluna devam ediyordu. 2. Dünya Savaşının sembolik bir sahası halini almış Brest-Fortress Sovyet ruhunu çok iyi resmediyordu. Daha sonra Brest’e 2 saatlik mesafede bulunan ülkenin en büyük ikinci ormanına 30 senelik eski püskü Isuzu marka bir dolmuşla gittik ve yolculuk boyunca köy girişlerinde büyük ve süslenmiş haçlar dikiliydi. Aynı şekilde yol kenarlarında bir sürü mezarlıklar ve tarım arazileri yer alıyordu. Farklı bir tecrübe olmuştu doğrusu.
Daha eklenecek bir sürü şey var yalnız geçen ay sanki bir hafta gibi geçtiği için daha sonra akla gelenleri başka bir raporda yazmak istiyorum.

Son olarak yüzyüze iletişim kurmak Belarus’ta daha kolaydı. Bu durum Minsk’in yerlisi olmamanın getirdiği rahatlık hissinden de kaynaklanabilir. Yalnız 4 haftalık yurtdışı programını İstanbul’daki bir aylık yaz programıyla kıyaslayınca gerçekten çok daha verimli olduğunu söylemeliyim. Yaz programının bütünüyle yurtdışı eğitimine ayrılması daha güzel olur elbette. Tabii bunu kim istemez ki.

Belarus Raporu – Muhammed Enes Akgün

Coğrafi Konum

Beyaz Rusya ya da resmî adıyla Belarus eski bir SSCB ülkesidir. Kuzey Avrupa’da yer alan ülkenin komşuları batıda Polonya, kuzeybatıda Litvanya, kuzeyde Letonya, doğuda Rusya Federasyonu ve güneyde Ukrayna’dır.

Başkent ve Önemli Şehirler

Belarus başlıca 6 idari bölgeye ayrılmaktadır. Bu idari bölgeler Rusça область (oblast) olarak adlandırılmaktadır. Başkenti Minsk olan ülkenin diğer 5 oblastı Gomel, Mogilev, Vitebsk, Grodno ve Brest’tir.

Fiziki yapı ve İklim Koşulları

Belarus denize kıyısı olmayan 44 dünya ülkesinden biridir, toprakları gayet düz ve birçok geniş bataklık arazileri bulunmaktadır. Henüz uçaktan inmeden havadayken gördüğümüz geniş ve büyük ovalar bu bilgiyi doğrular nitelikte. Ülkenin sokaklarında gezerken yokuşa rastlamak bile mümkün değil.

Karasal iklimin etkisi altında olan ülkede yazlar serin ve nemli kışlar ise gayet soğuktur. Ülke topraklarının önemli bir kısmı ormanlık alanlardan oluşur. Avrupa ortalamasının neredeyse iki katına yakın orman zenginliğine sahiptir.

Resmi Dil, Para Birimi ve Din

Ülkenin resmi dili Belarusça ve Rusçadır. Halkın ve özellikle gençlerin büyük bir bölümü günlük hayatta Rusça konuşmaktadır. Fakat Devlet binalarının tabelalarında -sadece devlet binaları değil aynı zamanda hastaneler, üniversiteler, ulaşım araçları vs..- Belarusça kullanılmakta. Kısacası Belarusça’yı tabelalardan başka bir yerde görmek çok zor.

Ülkenin Para birimi Belarus rublesidir. Kısa bir zaman önce yapılan düzenleme sonrası para biriminden 4 sıfır atılmıştır ve bozuk madeni para kullanımı ülkede başlamıştır. Belarus halkı Sovyet döneminden bu yana ilk defa madeni para kullanımına bu sene başlamış. Biz de bu yeni paralarla tanışma fırsatı bulmuş olduk.

Dini yapısına baktığımızda ise Doğu Ortodokslarının oranı %80, diğer (Roma Katolikleri, Protestanlar, Museviler ve Müslümanlar) ise %20’lik bir orana sahip. Ülkede Müslümanların ibadetini yapabildiği sadece 1 cami bulunmakta. Zaman zaman Katolik kiliselerine rastlamak mümkün. Minsk şehrinde insanların pek fazla dini ibadetleri önemsediğini söylemek güç. Ama Minsk’ten ayrılıp gezi için gittiğimiz bir başka oblast olan Brest’te insanların çoğu kilisenin önünden geçerken bile bazı ritüeller yapıp kiliseye selamını verdikten sonra yoluna devam ediyor. Küçük şehirlerde dini hassasiyetin biraz daha fazla olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Siyasi ve İdari yapı

Belarus Cumhuriyeti Sovyetler Birliği içindeki egemenliğini 27 Temmuz 1990 tarihinde, bağımsızlığını ise 25 Ağustos 1991 tarihinde ilan etmiştir.

Bağımsızlık döneminin ilk anayasası 15 Mart 1994 tarihinde kabul edilmiş, Temmuz 1994’te yapılan seçimler sonucunda bu görevi halen sürdürmekte olan Aleksandr Lukaşenko Cumhurbaşkanlığına seçilmiştir.Ülkede Cumhurbaşkanın yetkileri oldukça fazladır. Öyleki Eski ABD Dışişleri bakanı Condolezza Rice 2008’de bir demeç vererek Belarus’un Cumhurbaşkanı Aleksandr Lukaşenko’yu “Avrupa’nın son diktatörü” olarak  nitelendirmiştir. Cumhurbaşkanı Lukaşenko, ülkede 19 Aralık 2010 tarihinde gerçekleştirilen son seçimleri % 79 oyla kazanarak dördüncü defa bu göreve seçilmiştir.Fakat seçimlerin ne kadar demokratik bir şekilde gerçekleştiği bir soru işareti.Belaruslularla bu konular hakkında sohbet etmek istediğimiz zaman genelde ret cevabı alıyoruz.Bir takside Lukaşenko ismini söylediğimiz için uyarı aldığımız bile oldu.Genel olarak bu konular hakkında konuşmayıp apolitik kalmayı tercih ediyorlar.Ama şunu rahat olarak söylemek mümkün ki o da şu:Halkın pek fazla liderini sevdiği yok.Bunun en önemli nedeni ise hiç kuşkusuz ekonomik nedenler.Fakat tüm bunları bir kenara bırakacak olursak Lukaşenko’nun ülkesinde suç oranı hemen hemen sıfıra yakın ve hiç kuşkusuz Avrupa’nın en güvenli ülkesi.Yerel halktan öğrendiğimize göre birine yumruk atmak veya benzeri bir davranışta bulunmanın cezası 3 ay hapis yatmaktan geçiyormuş.Bağıran veyahut bir başkasını rahatsız eden hiç kimseyle karşılaşmamamız ülkenin ceza koyucu mercilerinin caydırıcılık hususunda başarılı olması durumunu özetler nitelikte. Ayrıca Belarus’un Avrupa kıtasında idam cezasını uygulayan tek ülke olduğunu da unutmamak gerekiyor.

Ekonomik Yapı

Belarus, coğrafi konumu bakımından stratejik bir öneme sahip.Gerek AB ülkeleri Gerek Rusya için önemli bir ulaşım merkezi.Rusya doğal gazının ve petrolünün Avrupa’ya ulaştırılmasında önemli bir transit ülke olan Belarus’ta gaz, petrol ve petrol ürünleri boru hatlarının çokluğu dikkat çekmekte.Ekonomisine genel olarak bakıldığında Rusya ile ilişkileri önemli bir yer tutmakta.Rusya’da yaşanan siyasi ve ekonomik bir kriz Belarus’u doğrudan etkileyebilmekte.Ülkedeki tarım alanları 1986 yılında yaşanan Çernobil faciasından sonra önemli ölçüde radyasyona maruz kalmış.Bu nedenle tarım sektörünün geliştiğini söylemek çok zor.Ülkenin ekonomisinde ahşap ihracatının önemi büyük ve bunun nedeni hiç kuşkusuz Belarusun en önemli doğal zenginliği olan ormanların çok fazla olması.

Daha önce yapmış olduğum okumalardan birkaç anekdotu da buraya not etmek isterim:

Belarus hükümeti ülke ekonomisinin büyük bir bölümünü kontrol etmekte bunun yanında finansal ve ekonomik sistemlerinde piyasa ekonomisine adapte olabilmek için çeşitli reformlar ve liberalizasyon çalışmaları yapılmaya çalışılsa da SSCB’nin dağılışı sonrası yeni düzene entegre olma konusunda hala bazı eksiklikleri bulunuyor.

Tüm bunların dışında Belarus ekonomisinin yüksek enflasyon ve para biriminde değer kaybıyla uğraştığı bir realite.2016 yılında ortalama enflasyon %18 civarında ve rubledeki hızlı değer kaybı bu orandaki en önemli etken. Tabiiki de ekonomideki bu olumsuz gelişmeler doğrudan halkı etkilemekte. Az çok anlaşabildiğimiz kişilerden duyduğumuz en büyük şikâyet maaşların yeterli olmaması ve buna bağlı olarak yaşanan geçim sıkıntısı.

10 doların Belarus Rublesi olarak karşılığı. Üstte Dobro pojalovat v belarus-Belarusa Hoşgeldiniz.

 

Belarusluların sosyal medya hesaplarında sık rastladığım bir fotoğraf.Resimde yazan 2017 senesinde Belarus…Zordu Ama Alıştık..Ekonomik problemlere ithafen.

Eğitim

Belarus’ta 41 üniversite bulunmakta. Bu üniversiteler ağırlıklı olarak ekonomi, pedagoji, ziraat, ulaştırma, teknik, tıp alanlarında eğitim vermekte. Üniversitelerin 30’a yakını Minsk şehrinde bulunmakta. Halk eğitime çok önem veriyor. Ülkede okuma yazma oranı oldukça yüksek. Üniversite yurtları belli bir bölgeye toplanmış ve büyük bir alan üzerine kurulmuş. Yurtdışında özellikle Türki cumhuriyetlerden gelen yabancı öğrencilerin çokluğu dikkat çeken bir diğer husus. Eğitimin kendi ülkelerine kıyasla daha ucuz olduğunu söyleyen Türkmenistanlı birçok genç Belarus’ta üniversite hayatına devam ediyor.

Diğer Bilgiler

Belarus 2.Dünya Savaşı’nın yıkımını en ağır yaşayan ülkelerden biri. Bulunduğumuz şehir Minsk, Nazilerin %75 ini yakıp yıkmaları sonucu baştan inşa edilmek zorunda kalınmış. Kentin düzeni, temizliği ve gürültü kirliliğinin olmayışı şehri yaşanacak bir hale getiriyor. Bununla birlikte geniş caddeleri ve trafik sorununun olmaması da ayrı bir güzellik. Trafik düzeni tamamen yayaların önceliğine dayalı. Bir Sovyet klasiği olarak büyük meydanlara, anıtlara, heykellere her yerde rastlayabiliyorsunuz. İnsanların yabancılara karşı hiçbir önyargısı yok. Milliyetçi, ırkçı birtakım hareketlerde bulunan insan sayısı çok ama çok az. Yolda geçen herhangi birine bir adres sorduğunuzda eğer bilmez ise telefonundan bir yakınını arayıp adresi öğrenmeye çalışabilir. Hatta ve hatta gideceğiniz yere yürüyerek sizi bırakabilir.

Alkolün yaşamlarında yeri inanılmaz derecede büyük. Ülkedeki alkol fiyatları su fiyatlarından daha ucuz. Özellikle erkekler vodkayı bir yaşam amacı olarak görmekte. Çoğu kere yaşadığım bir olayda Yolda yürürken orta yaşlarda bir erkeğin önce kendini tanıtıp daha sonra kibar bir şekilde, ‘Sizden bir isteğim olacaktı, Vodka almak için 15 kopeykim (kuruş) eksik sizden dilesem verebilir misiniz?’ sorusuyla karşılaşmaktı. Bir başka dikkat çeken husus ise sabahları ellerinde büyük boy meyve sularıyla dolaşan insanların birden çantalarından vodka şişelerini çıkarıp o saatte içki içmeleriydi. En başta da belirttiğim gibi alkolün yaşamlarında inanılmaz bir yeri var. Bu her gayrimüslim ülke için geçerli olabilir ama Belaruslular ve Rusların alkolle olan ilişkisi, kanaatimce diğerlerine göre çok çok daha farklı.

Kadın nüfusun inşaat sektörü, otobüs, taksi, troleybus şöförlüğü dahil her alanda çalışması dikkat çeken bir diğer nokta.

Metro ulaşımı sadece Minsk şehrinde bulunuyor.

Taksileri yol kenarında durdurup binmeniz mümkün değil ancak arayıp çağırdığınızda binebiliyorsunuz.

Ülkede gece olunca büyük meydanlar ve caddeler dışında ışıklandırma oldukça az. Sebebini sorunca aldığımız cevap ise belediyenin tasarruf  yapmak  istemesi oldu.

Ülkenin hemen hemen her kurumunda inanılmaz ağır bir bürokrasi işliyor. Okula kayıt yaptırırken ve yurda giriş yaparken yaşadığımız çile bunu anlamamız için yeterli oldu. Örneğin Yurt çamaşırhanesini kullanmak için 1.5 ruble(75 cent) civarı bir ücret ödenmesi gerekiyor. Türk lirasıyla 3 lira bile olmayan bu ücreti elden almak yerine bankaya yatırmamız gerektiğini söylüyorlar. Bankada 2 saat sıra bekleyip dekont aldıktan sonra görevliye dekontu teslim edip çamaşırlarımızı ancak yıkayabildik. Bu ve bunun gibi yaşadığımız bir çok olayı düşününce insan sormadan edemiyor: ’İşleri kolaylaştırıp daha hızlı adımlar atmak yerine niçin bu denli yavaş ve katı kurallara sahip bir sistem mevcut?’ Bu sorunun cevabı muhtemelen kurumlarda yaşanacak rüşvet, yolsuzluk ve yozlaşmanın önüne geçmeyle alakalı olacak. Şu bir gerçek ki Belarus’ta rüşvet ve yolsuzluk yok denecek kadar az. Ülkedeki sivil polis sayısının diğer polislere oranla daha fazla olması insanlarda her an takip edilme ve bir başkası tarafından izlenme hissini uyandırmış. Düzenin koruyuculuğunu üstlenen devletin, insanları her an kontrol altında tutabildiği bu mekanizma komünist dönemden kalma izlerin etkisini hala ağır bir şekilde hissettirdiği gerçeğini gözler önüne seriyor.

Belarus Raporu – Abdülselam Başarı

Öncelikle uçağa ilk bindiğimizde bizi şaşırtan şey pilotun sadece Rusça konuşması oldu. Hiç İngilizce konuşmadı. Ama dönüş yolculuğunda pilot İngilizce de konuştu. Fakat telaffuzu berbattı. İngilizce konuştuğu bile anlaşılmıyordu. Zaten sonradan görecektik ki Belarus’ta İngilizce bilenlerin sayısı yok denecek kadar az. Okullarda İngilizce dersi pek verilmiyor. Yani bizdeki gibi her okulda İngilizce dersi yok. Ayrıca şehirde bütün tabelalarda yazılan yazılar hep Rusça ve Belarusça. Resmi diller de Rusça ve Belarusça. Halkın çoğu Rusça konuşur. Minsk’te bu oran %95 civarıdır. Diğer şehirler de özellikle de küçük köylerde daha Belarusça konuşma sıklığı artar. Sonuç olarak hiç bir yerde İngilizce göremezsiniz. Zaten şehirde turist sayısı çok az. Turizmin gelişmesi için bir çaba sarf ettiklerini söylemek güç. Ama yabancılar için ayrımcılık yapmazlar. Genelde iyi karşılarlar.

Uçak Belarus’ a yaklaşınca ülkenin baya yeşil ve düzlük olduğunu gördük. Zaten verilere göre ülkenin %40 ormanlardan oluşuyor. Ayrıca bir sürü küçük göl dikkatimizi çekti. Verilere göre Belarus’ta 11.000 adet göl bulunmaktadır. Uçaktan inince bizi şaşırtan şey bütün Belaruslu yolcuların alkış tutması oldu. Sebebini tam çözemedik. Ama dönüşte kimse alkış tutmadı. Ki dönüşte de Yolcuların yarısı Belaruslu idi. Belki de vatana dönüşte yapılan bir şeydir. Diğer bizi şaşırtan şey ise pilotların da bizimle beraber uçaktan inmesi ve otobüse binmesi oldu. Türkiye’de böyle bir şeye denk gelmemiştik. Girişte pasaport kontrolündeki kişi resmen pasaportu mikroskop ile inceledi. Fotoğraf ile beni baya uzun süre kıyasladı. Bu durum bize abartılı geldi. Hava limanı şehir merkezinden taksi ile 40-45 dk uzaklıkta. Zaten tek uluslararası hava limanı da Minsk’te bulunuyor. Diğer şehirlere gidecek kişiler tren ve otobüs ile gidiyorlar. Şehire Pazar akşama doğru vardık. Ama sokaklarda baya az insan vardı. Sonradan görecektik ki zaten halk genel olarak erken uyuyor. Evlerin ışıkları da erken kapanıyor. İlk gün hafta sonu gitmemiz hasebiyle yurda alımda sıkıntı çıktı. Bir sürü telefon görüşmesi olmasına rağmen -bu görüşmeler bir saate yakın sürdü- hiç bir sonuç alınamadı. İlk gün kişi başı 20$ olan otelde kaldık. Oteller Türkiye standardının altında. Bu ülkede en göze çarpan şeylerden biri sokak ve caddelerin çok temiz ve düzenli olması. Etrafta hiç çöp göremezsiniz. Üstüne üstlük doğru dürüst çöp kovası da yok sokaklarda. Çöp kovaları metro giriş ve çıkışlarında. Şehirde göze çarpan başka bir şey de merkezde hiç yüksek bina yok ve de bütün binalar aynı hizada. Merkezdeki binalar hep Sovyet mimarisi ile yapılmış ve de oldukça düzenli. Merkezden uzaklaştıkça yeni yapıları görmek mümkün. Bunlar klasik bizdekine benzer yapılar. Şehirdeki binalarda genelde asansör yok ya da çalışmıyor.

Caddeler ve sokaklar oldukça geniş. Trafik oldukça rahat akıyor. Caddeler üç aracın gidiş üç aracın da gelişine izin verecek kadar geniş. Arada herhangi bir engel olmamasına rağmen kimse yol ortasında yönünü değiştirmiyor. Boş bir yolda bile hiç bir yaya karşıdan karşıya gitmeye çalışmıyor. Meğer geçmenin cezası yayalara 10$ imiş. Ülkede güvenlik çok iyi durumda. Üniformalı polisten çok sivil polis olduğu söyleniyor. Konuştuğum Belaruslular da bunu doğruladı. Zaten biz de Brest’e olan yolculuk sırasında sivil bir polisin bize pasaport sorması ile doğrulamış olduk bunu. Bu durum halk tarafından da içselleştirilmiş olacak ki insanlar hiç açıktan politik konulara girmiyor. Hatta devlet Başkan’ı Lukaşenko’ nun adını dahi anmaya çekiliyorlar. Bir taksi yolculuğumuz sırasında Lukaşenko adını anınca taksi şöförü dışarda adını söylemememiz konusunda bizi uyardı. Ayrıca duyduklarımıza göre bütün telefonlar dinleniyormuş ülkede.  Ulaşım olarak metro sadece Minsk şehrinde bulunuyor. İki tane uzun metro şehri çaprazlamasına kaplıyor.Tam ortada aktarma yapmak mümkün Herbiri ortalam 30 km uzunluğunda. Gece 01.00 a kadar çalışıyorlar. Ayrıca tramvay, traleybus ve otobüs imkanı da var. Bir bilet Türk parası ile 50 kuruş kadar. Ulaşım oldukça ucuz. Hatta metro dışında diğer ulaşım araçlarına bilet basmadan girmek de mümkün. Bilet kontrolü olmayınca çoğu kişinin bilet basmadığına şahit oldum. Ama genel olarak ulaşım şehrin her noktasına oldukça rahat ve ucuz. Taksi ücretleri de en fazla 7-8 Ruble olur oda 11-12₺ kadar. Taksileri kendiniz çağırtmasanız hemen bulduğunuz taksiye atlarsanız daha fazla ücret ödersiniz. Bu sebeple taksi çağırılır. Takside birşey unutursanız bize  geri getirileceği söylendi. Şehirde her yerde park ve yeşillik görmek mümkün. Yeşilliği iyi korumuşlar. Akşama doğru sokaklar çabuk boşalır. Ayrıca Minsk şehir merkezi olmasına rağmen ara sokaklarda sokak lambaları yanmaz tasarruf için. Buna rağmen bir sorun çıkmıyormuş. Sokaklarda kavga ve gürültüye de şahit olamazsınız. 25 gün boyunca hiç korna sesi duyduğunu hatırlamıyorum. Etrafta komünizme dair etkileri görmek ve hissetmek de oldukça mümkün. Bir Lenin heykeli hükümet binasının tam önünde. KGB binası hala aynı isimle Belarus’ta faaliyet gösteriyor. Metrolarda Lenin heykeli ve orak sembollerini görmek de mümkün. Zaten metrolar da oldukça eski. İki kere metronun tümüyle boşaltılıp tamire götürülmesine rast geldim. Metrolar mesai giriş çıkış saatlerinde tıkış tıkış.

Eğitime gelince ülkedeki üniversitelerin çoğu Minsk’ te. Bir sürü yerde farklı üniversite görmek mümkün. Üniversiteler Türkiye’ye nazaran daha küçükler. Kampüs şeklinde değiller. Eğitimin kalitesi de çok kaliteli değil. Dünya sıralamasında gerilerdeler. Türkiye’de denklikleri de yok. Ama ülkede eğitime önem veriliyor. 24 saat açık market bulmak mümkün değilken sırf öğrenciler için yurt yanında bulunan Market 24 saat açık turluyor. Yurt ve eğitim ücretleri düşük.

Belarus Devlet Başkan’ı da okulları ziyaret edip öğrenciler ile birlikte oluyormuş. Bazı uluslararası şirketler ile okulların elaman alımı üzerine anlaşmaları varmış. Bu şirketler daha çok teknik ve yazılımsal alanlarda iş yapan şirketler. Ayrıca Orta Asya ülkelerinden eğitim almak için gelen çok sayıda kişiye rastlamak mümkün. Biz Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan, Azerbaycan hatta Çin ve Venezuela’dan gelen öğrencilere rastladık. Burada eğitim almalarının sebebi de eğitimin kendi ülkelerine nazaran ucuz oluşu ve yurt dışından alınan diplomanın cazip oluşu ve işe alımı kolaylaştırması. Ama rastladıklarımız genelde Rusça bölümündeki öğrencilerdi. Belki de popülerliği daha çok Rus dili ile ilgili bölümlerdedir. Eğitim ve Öğretim yılı başlangıcı Belarus’ta 1 Eylül, öğrendik ki Rusya’da da 1 Eylül’de okullar açılıyormuş. Sınıf düzeni lise gibi. Amfi tarzı sınıf görmedik hiç. Zaten Türkiye’de 250 kişilik amfilerde ders gördüğümüzü söyleyince şok oldular.

Ekonomik duruma gelince halk genel olarak bundan oldukça şikayetçi. Hatta devlet Başkan’larını sevmemelerinin birinci nedeni bu. Ailedeki 18’den büyük bütün fertler çalışıyor. Anne, baba ve çocuk. Hatta daha küçük yaşlarda dahi çalışan kişilere sık rastlanıyor. Mesela bizim Doçent olan hoca 450$ maaş alıyor. Doktor maaşı da buna yakınmış. Diğer meslek grupları daha da az alıyor. Hatta Sankt Petersburg’a gitmiş biri oradaki fiyatların Minsk’ten az birşey fazla olmasına rağmen maaşların Belarus’a göre iki katı fazla olduğunu söyledi. Ayrıca ülke parasını yenilemiş ve parasından dört sıfır eksiltmiş. İlk defa bozuk para kullanımına başlamış. Zaten eski paralardan bir tomara sahip olunca kendinizi bir an zengin sanıyorsunuz ama gerçekte hiç bir değeri yok. Market ödemelerinde bir kuruşun hesabını yaparlar. Ama her zaman paranızı tam alırsınız. Ülkenin en büyük sorunu orta sınıfın bulunmayışı. Herkes çok fakir ve çok çalışıyor. Az bir kesim de çok zengin. Zengin kişilerin yaşadığı semtte biraz gezdim. Bütün evler villa tarzı ve güvenlikli. Önlerinde de oldukça lüks arabalar. Kendilerini halktan soyutlamışlar. Zaten bu kişilerin gelir kaynağı yurt dışı kaynaklı imiş. Yani paralarını ülke içindeki bir işten kazanmıyorlar. Ayrıca belirtmek isterim ki buranın halkında para biriktirmek gibi bir huy da yok. Hafta içi çalışırlar hafta sonları parlarını orda burda bitirirler. Özellikle gençler için bu durum geçerli. Ülkenin ekonomiye müdahalesi çok fazla. 1994 ten beri ülkenin başında olan Lukaşenko’ nun bunda etkisi oldukça fazla. Kendisi zaten asker kökenli. Avrupa’nın son diktatörü diye adlandırılıyor. Avrupa’da idam cezasının uygulandığı tek ülke. Ekonomiye dönecek olursak hükümet para üstünde büyük kontrole sahip. Bir örnek verecek olursak yurtta çamaşırhaneye elbiselerimizi yıkamak için götürdüğümüzde bize bankaya para yatırıp sonra da dekontu kendilerine teslim ettikten sonra çamaşırlarımızı yıkayacaklarını söylediler. Arkadaş bunun için bankada 1.5 saat sıraya girdi. Ayrıca benzer durum üniversiteye kayıt sırasında da oldu.

Kayıt için para bankaya yatırmak gerekiyormuş. Yine bankada bir sürü kuyruk varmış. Ülkede bu şekildeki bürokratik işlemler çok uğraştırıyor ve zaman alıyor. Kimse de inisiyatif almıyor. Hatta evin çatısına uydu yayını için anten yerleştirebilmek için bile devletten izin almanız lazım. Ama ülkedeki insanlar sanki herşeyi kabullenmiş gibi hiç seslerini çıkarmıyorlar. Sanki birşey onları hiç şaşırtmayacakmış gibi bakıyorlar. Bunda ülkenin çok eski tarihinden beri Rusya , Polonya ve Almanya arasındaki savaş ve anlaşmazlıkların göbeğinde yer alması ve iki taraftan da zarar görmesi yatıyor olabilir. Belki de o kadar çalışmanın yoruculuğu ve her zaman izleniyor olma psikolojisi onları baskı altında tutuyordur. Yani bunun özel olarak incelenmesi lazım. Ayrıca insanlarda bireyselleşme gözümüze çarptı. Markete giren arkadaşların her bir en ufak şeyin parasını ayrı ayrı ödemesi. Kimsenin kimseye pek ısmarlama alışkanlığı olmadığını gösterdi biraz. Bunu sınıf  hocamıza yemek ısmarlarken de gördük. Sanki ilk defa biri kendisi yerine birşeyin fiyatını ödüyormuş gibi. Kapitalist ekonominin yeni yeni girdiğinin bir başka belirtisi de yeni yeni açılan Domino’s ve Burger King markaları. Geçen seneye kadar Burger King yokmuş. Uluslararası markalar yeni yeni ülke pazarında yerini alıyor. Ülkede tekstil ürünleri oldukça kalitesiz. Yabancı tekstil ürünleri de Türkiye’ye göre oldukça pahalı. Türk markalı porselenlerin marketlerde satıldığını ve restoranlarda kullanıldığını gördük.

Doğal kaynaklar açısından oldukça kısıtlı olan Beyaz Rusya’da, hafif ve ağır makine sanayi, hayvancılık, bilim ve kültür oldukça gelişmiş. Optik, motor, otomobil, traktör alanlarında da iyi bir düzeyde. Zaten kendine ait otomobil, traktör ve beyaz eşya fabrikası var.

Genç nesil arasında, özellikle erkekler, yazılım mühendisliği popüler bir meslek. Bunun sebebi de geçmişe dayanıyor. Sovyetler zamanında Belarus, Sovyetler’in  Silikon vadisi gibiymiş. Sovyetlerdeki bilgisayar ve bilgisayar parçalarının %50 si Belarus’ta üretiliyormuş. Bu sebeple ülke içerisindeki popülerliğini şimdiye kadar korumuş. Sovyetler Birliği döneminde üç Baltık devleti hariç en gelişmiş cumhuriyet olan Beyaz Rusya, bugün Avrupa’nın en yoksul ülkelerinden biri. Bunun sebebi belki de küreselleşen dünyaya iyi entegre olamayışı ve liberal ekonomiyi tam olarak hayata geçiremeyişidir.

Ülkede herkesin sağlık sigortası var. Yabancılar da ülkeye girerken yaptırmak zorunda. Ülkede su , elektrik çok ucuz. Sıcak su evlerde kombiler ile ısıtılmıyor. Bizlerden farklı olarak evlere merkezi bir yerden ısıtılarak gönderiliyor. Şehir genelinde yazın 2 hafta boyunca sıcak sular kesiliyormuş. Sonbahara hazırlık için temizlenip onarımlar yapılıyormuş.

Nüfusa gelince ülkenin 10 milyona yakın nüfusu var. İki milyonu başkent Minsk’te yaşıyor. Nüfus artış hızı negatif. Caddelerde sokaklarda en fazla kadın nüfus görürsünüz.

Çünkü ülkede erkek nüfusun kadın nüfusa oranı 0,88. Erkek ortalama ömür 63 yaş civarı. Kadınlar için bu 74 yaş civarı. Dışarda da çalışan olarak kadınları her alanda görebilirsiniz. Acaba erkekler mi ev işlerini yapıyor diye düşündük başta. Çünkü bina boyayandan güvenlik görevlisine kadar bir sürü alanda çalışan kadın gördük. Yurt ve okulumuzun güvenlikçileri bile 45-50 yaşlarındaki kadınlardı.

Gelelim insanların hafta sonları ve tatillerini nasıl geçirdiğine. Şehirdeki çoğu kişinin merkezden 30-40 dk mesafede Dacha adını verdikleri evleri var. Bunlar bir nevi yazlık ev gibi. Ayrıca bu evlerin etrafında 1 dönümlük arazileri var. Buralarda çoğunlukla patates olmak üzere elma, armut, ahududu, bektaşi üzümü kiraz, erik, çilek, marul, soğan, domates, salatalık ve kabak da yetiştiriliyormuş. Ülkede en çok yetişen ürün patates yılda 1.7 milyon ton üretiliyor. Yıllık kişi başı tüketim ise 179 kg civarı. Patatesten bir sürü yemek yapımında faydalanıyorlar. Ünlü yemeklerinden biri olan Draniki de bir çeşit patates mücveri. Tadı da güzel.

Şehirde mobil internet de baya ucuz. 9 GB internet Türkiye parası ile 7.5 tl. Ayrıca üç gsm operatörü var life, mtc ve velcom. Life, yakın tarihte Turkcell tarafından satın alınmış.

Dini yapıya gelirsek ülkede Hristiyanlığın Ortodoks mezhebi nüfusun %80 ini oluşturuyor sonra Katoliklik geliyor, azınlıkta ise Yahudilik ve İslam var. Müslümanlara ait bir cami var Minsk’te. Cami de yeni açılmış. Türkiye’nin yardımları ile cami açılabilmiş. Yoksa yapımı baya gecikecekmiş. Cami cemaati içinde dünyanın bir sürü yerinden Müslüman görmek mümkün. Caminin yanında helal kesim et satın almak mümkün.

Pakistan Raporu – Mustafa Yeten

Pakistan, çalkantılı siyasetiyle, renkli sosyo-kültürel yapısıyla, her ne kadar az gelişmiş olsa da kendine göre var olan ekonomisiyle ve özellikle askeriyyesiyle Asya Kıtası’nda önemli bir yere sahiptir.

Pakistan 1947’de bağımsızlığını ilan etmesinden bu yana sürekli bunalımlı bir siyasi hayat yaşamıştır. Her on yılda bir yaşanan askeri darbeler ve uyarılar başa geçen hükümetleri diken üstünde siyaset yapmaya zorlamıştır .Bu da hâlâ apaçık bir şekilde görülmektedir .Ülkede istedikleri gibi at koşturan ordu mensupları kendilerince uygun görmedikleri herhangi bir şey karşısında önemli cadde veya kurumları kapatarak protestolar ve uyarılar yapmaktadırlar. Böylelikle hükümet ve idarecilere gözdağı vermeye çalışmaktadırlar.

Ayrıca Pakistan siyasi ve idari kurumlarında en üst mevkîden en alt mevkîye varıncaya dek idareciler ve siyasetçiler arasında yolsuzluk ve hırsızlık oldukça fazladır. Ne trajiktir ki her canı istediğinde hükümete ve siyasete karışan askeriyye, yolsuzluk ve hırsızlım karşısında suspus kalmaktadır. Çünkü askeriye ve güvenlik güçleri arasında da yolsuzluk ve özellikle rüşvet çok yaygındır. Bu sebepledir ki yolsuzluk ve hırsızlık Pakistan’da önü alınamayacak raddeye ulaşmıştır.

Pakistan’ın İslam Cumhuriyeti(!) olması hasebiyle siyasette dini cemaatlerin yeri oldukça fazladır. Özellikle bir döneme damgasını vuran Cemaat-i İslami’nin yanında Diyûbendi Cemaati ve Cemaat-i Tebliğ gibi cemaatlerin siyasette önemli bir yeri vardır.

Pakistan sosyal ve kültürel olarak çok renkli bir yapıya sahiptir. Taxilla gibi ilk medeniyetlerin kurulduğu bölgelere ev sahipliği yapmaktadır. Bu da kadim bir kültür ve medeniyete sahip olduğunu göstergesidir. Pakistan’da nüfusun çoğunluğunu Müslümanlar oluşturmaktadır.%96’lık bir kesimin Müslüman olduğu tahmin edilmektedir. Müslümanların dörtte biri Şii’dir ve İran’dan sonra en çok Şii nüfusuna sahip ülkedir. Şii nüfus daha çok Sind ve Belucistan eyaletlerinde yaşar. Geri kalanın ise büyük çoğunluğunu Sünni nüfus oluşturmaktadır. Zaman zaman Sünniler ve Şiiler arasında çatışmalar yaşanmaktadır. Zaten keskin bir ayrılık içinde olan Sünni ve Şii cemaatlerinin mescidleri ve camileri de ayrıdır. Hayatlarını büyük ölçüde İslamiyet’e uygun şekillendirmeye çalışan Pakistanlıların böyle bir ayrıştırmaya maruz kalmaları çok acı bir tablodur.

1947 yılından sonra Müslümanlar ve Hindiler arasında büyük çapta bir mübadele yaşanmış olsa da sosyo-kültürel hayatta pek fazla değişme olmadan günümüze kadar gelmiştir. Bunun en güzel örneği renkli geleneksel kıyafetlerde görülmektedir. Özellikle Pencap eyaletinde düğün ve özel törenlerde hâlâ bazı Hindi gelenekleri devam ettirilmektedir.

Pakistanlılar ekseriyetle sakin, güleryüzlü ve misafirperver tabiatlı insanlardır. Fakat ülkelerinin adıyla çok ters düşen bir yapıya sahiptirler. Temiz ülke anlamına gelen Pakistan gerçekte pekte öyle sayılmasa gerek. İnsanlar da temizlik kültürü Türklerdeki kadar gelişmemiş. Bize pis gelen bir şey onlara temiz gelebiliyor. Ve bir pislik necis olmadığı sürece onlar için sorun oluşturmuyor.

Pakistan halkı Çinlilere ve özellikle Türk insanına ayrı bir muhabbet ve sempati duymaktadır. Çin sevdası tamamen çıkar ve menfaat ilişkisi içerisinde iken Türkiye duyulan muhabbet Gaznelilerden daha sonra Osmanlı’dan kalan bir mirastır. Gazneliler, Alt-Hint Kıtası’nın İslamlaştırlılmasında önemli fetihlerde bulunması ve İslamiyet’in yayılması için önemli düşünürleri ve sufileri bölgeye göndermeleri İslamiyet’in bu bölgede yayılmasında önemli bir vesiledir. Aynı zamanda halifeliğin Osmanlı’nın elinde olduğu dönemde halifelik etrafında birleşerek İngilizlerle mücadele edildiği için (Cumhuriyetle birlikte halifeliğin Türkiye ‘de kaldırılmasından sonra da Hindistan’da Müslümanlar arasında hilafet hareketi devam ettirilmiştir). Pakistanlılar Türklere ayrı bir samimiyet ve muhabbet duymaktadırlar. Bu yüzdendir ki iki ülke arasında  kadim bir dostluk vardır.

Pakistan ekonomisinin önemli bir sac ayağını tarım ve hayvancılık oluşturmaktadır. Fakat tarım ve hayvancılık faaliyetleri daha çok geleneksel yöntemlerle yapıldığı için ülke ekonomisine pekte katkıda bulunduğu söylenemez. Ülkede pamuk üretimine  bağlı olarak tekstilcilik gelişme göstermiştir. Az da olsa sanayii faaliyetleri yapılmaktadır. Özelikle son yıllarda kauçuk üretimine bağlı olarak top ve spor malzemeleri üretimi yaygınlaşmıştır.

Pakistan yer altı kaynakları bakımından oldukça zengin olsa da bunları kullanma konusunda geri kalmıştır. Ülkenin ekonomik durumu pek de içi açıcı değildir. Halkın büyük çoğunluğu yoksuldur. Zengin halk ve yoksul halk arasında büyük uçurumlar vardır. Bu da ülkede kapitalist düzenin hakim olduğunun göstergesidir.

Pakistan’da ordu önemli bir yere sahiptir. Dünyadaki sayılı ordular arasında yer almaktadır. Ülkenin önemli oranda genç nüfusa sahip olması ordunun asker ihtiyacını karşılamada oldukça önemlidir. Aynı zamanda nükleer enerji uygulamaları fiilen kullanılmasa da orduya ve ülkeye psikolojik destek sağlamaktadır.

Pakistan’da durum bundan ibaret değil tabi birde bizim açımızdan önemli olduğunu düşündüğüm benim şahsi olarak fikirlerim bulunmaktadır. İlk olarak FETÖ ‘nün oradaki yapılanması zaten bilinmektedir fakat halk bundan bihaberdir. Türkiye’deki darbe girişimini yakından takip etmektedirler yalnız medyayı aktif kullanabilenler yani biraz daha üst tabakadaki insanlar haricinde diğer insanlar bu girişimin FETÖ tarafından yapıldığını bilmemektedirler. Ayrıca Türkiye’de kapatılan Samanyolu kanalının birebir aynısı o malum kanalın burada kapatılmasının ardından orada açılmıştır ve Türkiye aleyhtarı yayınlar yaparak halkın kafasını karıştırmaktadır. FETÖ sorunu Pakistan ile Türkiye arasında aşılması gereken en büyük sorunlardan birisidir. Bu sorunun aşılması için yapılacak en iyi kolay şey ise karşılık ilişkilerin arttırılmasıdır. Üç Türk firması haricinde Pakistan’da hiçbir varlığımızdan söz edilemez. Marketlerdeki raflarda bir sürü Avrupa veya Amerika malı varken Türk malları neredeyse söz edilmeyecek kadar az yer almaktadır. Hem de aramızda bu kadar eski ve sıkı bağ varken. Türkiye’nin nerede olduğunu bilmedikleri halde hiçbir şekilde komşuluğun olmadığı haliyle bile Türkiye’ye ve Cumhurbaşkanımıza duyulan muhabbet ve sevgiyi kesinlikle unutturmamalıyız her zaman yaşatmalıyız ve bunun için insanüstü çaba sarf etmeliyiz.

Rusya Raporu – Muhammed İsmail Akkaya

Genel olarak Rusya’dan bahsedecek olursak, yönetim şekli federal yarı başkanlık tipi cumhuriyet ve 17.075.400 kilometrekarelik olan yüzölçümü Kırım’ın da işgal edilmesi ile birlikte 17.098.500’e artarak dünyanın en geniş topraklarına sahip olan devletidir. Rusya aynı zamanda 2016 nüfus verilerine bakaraktan nüfusu 144 milyon civarında sahip olduğu topraklara oranla çok az görünse de dünyanın en kalabalık dokuzuncu ülkesidir. Kuzey Asya’nın tamamına ve Doğu Avrupa’nın büyük bir kısmına uzana Rusya dokuz zaman dilimine yayılır. Rusya Federasyonu 85 federal bölüme ayrılmaktadır. Ülkenin başkenti ise Moskova’dır. Bunun dışında St. Petersburg, Kazan, Nijninovgorad, Novgorad, Yakaterinburg gibi şehirler başta olmak üzere daha birçok şehir bulunmaktadır.

Bu genel bilgilerden sonra bu yazımda TÜGVA Bölge Uzmanı Yetiştirme Projesi hasebiyle   hem Rusça eğitimi almak hem de ileride ki akademik hayatımda üzerine çalışmalar yapmayı düşündüğüm alanı daha yakından tanımak amacıyla gittiğim Rusya’yı edindiğim bilgi ve tecrübelerim ile Rusya’nın en önemli iki şehri olan Moskova ve St. Petersburg’u karşılaştırmalı olarak toplum, günlük yaşam ve turistik yerler ana konuları altında anlatmaya çalışacağım.

MOSKOVA

Moskova şehri St. Petersburg’a göre daha eski olmakla birlikte nüfus olarak da St. Petersburg’dan üç kat daha fazla olan nüfusuyla 1922’den beri Rusya’nın başkentliğini yapmaktadır. Şehir farklı etnik grupları barındırması, devasa bir metro sistemine sahip olması, Rusya’nın hem siyasi hem de ekonomik açıdan baş şehir olması, büyük büyük iş merkezlerinin, gökdelenlerin yanında tarihi binalara sahip olmasıyla birlikte tam bir metropoldür. Yaklaşık 17 milyon olan nüfusu ile birlikte St. Petersburg’dan kat be kat daha canlı olan şehir büyük sanat merkezleri, tiyatro binaları, operalarıyla da büyük bir kültür şehridir.

PETERSBURG

Avrupa’nın dördüncü büyük şehri olan St. Petersburg, 200 yıl boyunca Çarlık Rusya’nın başkentliğini yapmıştır. 1703 yılın Rus çarı I. Petro tarafından bataklık üzerine kurulan şehir jeopolitik konumu itibarı ile Rusya’nın Avrupa’ya açılan kapısı olarak da bilinmektedir. Günümüzde yaklaşık 5 milyonluk nüfusu ile Rusya’nın en büyük ikinci şehridir. Bununla birlikte şehir 42 adacık üzerine kurulmuş olmakla beraber 55 kanal ve 500’e yakın köprüsüyle bize Avrupa şehirlerini anımsatmaktadır. Şehrin ismi Bolşevik ihtilalinden sonra Leningrad olarak değiştirilmiş ve Komünist Rusya’nın parçalanmasından sonra tekrar eski adına kavuşmuştur. Adındaki Peter’i Deli Petro olarak da bilinen I. Petro’dan gelmekle beraber, Burg kelimesi de Almanca ‘da kale anlamına gelmektedir.

Moskova ve  St. Petersburg

Günümüzde toplumsal yönden bakıldığında St. Petersburg Rusya’nın Avrupai leşmiş en büyük şehirdir benim gözümde. St. Petersburg ve Moskova’yı toplumsal olarak ayrı ele almamın sebebi; gerçekten de bu iki şehrin insanın çok farklı karakterlere sahip olmasıdır bu konuda benzetme yapacak olursak İstanbul’un Anadolu ve Avrupa yakası bu benzetme için en uygun örnek olur. Nasıl ki İstanbul’un Anadolu yakası daha sakin ve insanı biraz daha Anadolu toraklarından gelmiş olduğundan saf Türk vatandaşlarını barındırıyor ise St. Petersburg’da bu şekilde daha çok Rusya’nın kendi insanı barındırırken Moskova ise Avrupa yakası gibi dünyanın her yerinden gelmiş farklı insanları barındıran daha karmaşık bir nüfusa sahip.

St. Petersburg’a gitmeden önce bu şehir hakkında yaptığım araştırmalarda bu şehir hakkında en çok merak ettiğim durum şehrin konumu itibariyle oluşan, dünyaca beyaz geceler olarak bilinen mayıs ayının sonlarında başlayıp temmuz ayının sonlarına kadar devam eden havanın günde sadece 2 ila 5 saat karamasıydı. Bu gerçekten muhteşem bir durum özelliklede gece hayatını ve eğlenceyi seven Rus insanı için paha biçilemez bir şey olsa gerek. Bu zamanlar havaların da en sıcak olduğu dönemler olması nedeniyle bu şehir dünyanın her bölgesinden birçok turist çekmesine en büyük katkı sağlayan nedenlerden biridir benim kanımca.

Biraz da Rus insanlarından bahsedecek olursak, bu hususta Rus erkeği ve kadının tamamen farklı olarak ele alınmam gerektiğini düşünüyorum. Rus erkekleri genel olarak içmeye ve eğlenceye düşkünler ve sanırım bu yüzden çalışmayı da pek sevmiyorlar. Rusya da gezerken hayret edeceğiniz gibi çalışan erkek görmeniz çok nadirdir ve bu durumdan Rus kadınları ciddi manada rahatsız durumda. Aslında haklılarda bu durum benim kanınca Rusların boşanma oranında en yüksek yüzdelerden birine sahip olmasının da temel nedenlerinden birisi de bu durum bence çünkü Rusya’nın da ataerkil bir toplum geçmişi bulunmakla beraber bu durum günümüzde de az da olsa devam etmekte. Ataerkil ne demek erkeğin baskın olması evi yönetmesi demek fakat evi yönetmek için maddi imkân lazım ve bu maddi imkânı sağlamak için ise çalışmak. Rus erkekleri çalışmayıp ya da çalışıp da kadından daha az gelire sahip olursa bu durumdan genelde kadınların sıkıldığı gibi Rus kadınları da böyle bir durumdan hoşnut olmuyorlar ve durum boşanmaya varıyor. İki şehirde de rahatlıkla kadınların erkeklerden daha çok çalıştığını ve sosyal olma konusunda kat ve kat daha üstün olduklarını görebilirsiniz.

Toplumsal olarak Rusya’da en büyük problem ise bence Rusya’nın yok denecek kadar az olan orta sınıf yapısı. Rusya’da ki insanlar ya çok zengindir ki bunu gittiğinizde girdiğiniz restoranlarda veya kafelerde ki fiyatlardan bile görmeniz mümkün, ya da çok fakir ki bunu da sokakta kalan birçok evsiz insanın sizden bir şeyler istediğinde göreceksiniz.

 

Faydalı olabileceğini düşündüğüm birkaç izlenim

Öncelikle havaalanı gidiş ve geliş maceramızdan bahsetmek istiyorum ki bu en önemlilerinden bir tanesi diyebilirim. Havaalanında Türkiye’den çıkarken bir problem yaşamayacaksınız hatta rahat rahat huzurlu bir şekilde Türk Hava Yolları personelleri tarafından uğurlanacaksınız. Asıl olay Rusya havaalanına indiğinizde başlamış olacak. Rusya sınırından geçerken kendi başımdan geçen olayları anlatmam size yeterli bilgi ve tecrübeyi kazandırmış olacaktır. Benim pasaportumda daha önce umre maksadıyla seyahat ettiğim Suudi Arabistan ve küçüklük yıllarımın geçtiği  ve babamın vefat yer olana Orta Asya ülkeleri olan Kırgızistan, Kazakistan ve Özbekistan ülkeleri vizeleri kayıtlıydı ve bu Ruslar gözünde günümüzde yaşanan olaylardan dolayı terörist olma ihtimali ortaya çıkaran durum demek oluyor ki tam kırk dakika beni beklentiler ciddi şekilde o bölgelerde nereleri ziyaret ettiğimi ne için gittiğimden ne kadar kaldığıma kadar her şeyi sorguladılar ve maalesef İngilizceleri de olmadığından süreçte baya uzamış oldu eğer böyle bir probleminiz varsa pasaportunuzu yenilemenizi tavsiye eder o kadar strese girmeye gerek yok değmez de aklına bir sürü sorular geliyor insanın.

İkinci bir husus havalından çıkınca gideceğiniz yere ulaşım meselesi ki ilk gidilen yerlerde taksi tutmaktan başka genelde başka bir çare yoktur zaten elinde de bir sürü eşya olduğundan taksi kaçınılmazdır. Havaalanından çıktığınızda taksiciler üzerimize üşüşmüşlerdi ve en sonunda birini tercih ederek binemeye kalktık ki doğal olarak hiçbir yer bilmediğimizden ağır bir kazık yedik. Siz siz olun kesinlikle özellikle Rusya’da kesinlikle Uber ve Yandex taksi dışında bir taksi kullanmayın fiyatlar diğerlerine göre çok daha ucuz ve çok daha konforlu.

Üçüncü bir husus ise sokakta gezen avare insanlar bakış açınız. Bu insanları gördüğümde açıkçası be biraz korkmuştum tabi doğal olarak ilk defa geldiğiniz ve hakkında pek bilginiz olamayan bir ülkede bu normal bir durum. Açık şekilde ifade edebilirim ki bu insanlardan pek fazla korkmanıza gerek yok çünkü bir süre sonra fark ettim ki aslında o insanlar bizden korkuyorlar çünkü Rusya’da ve Rus insanında şöyle bir algı oluşmuş benim bildiğim kadarıyla Azeri, Kafkas veya Orta Asyalı insanlardan uzak durma. Bu da bizim Türk milletinin biraz kavgacı olmasından ve Rusların da bildiğiniz üzere özellikle de bu insanların ayık durdukları bir zaman yok gibi bir şey ki bu durumu kendileri de biliyorlar sarhoş halde kimseye bulaşıp sataşmıyorlar ki Allah göstermesin bu durumda kalsanız bile sıkıntı çekmezsiniz rahat olabilirsiniz.

Dördüncü mesele ise yemek ile alakalı ki yine önemli bir konu. Bu konuda genel olarak herkesin damak tadı farklı ama Rusya’da fazla bir seçeneğiniz yok zaten Rusya mutfağı diye bir şey de yok tek milli yemekleri Borş denen bir çorbaları ve Mors denen bir içecekleri ki bizim hoşaflara benzeyen bir şey. Bunun dışında iki mutfak kalıyor birincisi Orta Asya mutfağı ki ben genelde bu mutfaktan yedim ve yemekleri bana göre gerçekten çok lezzetli. İkinci olarak ise orda yaşayan ciddi Çin nüfusundan dolayı Çin mutfağı ki ben bunu hiç denemdim ilgi duyan varsa orada her türlüsünü bulabilir.

Beşinci mesele ise oradaki Müslüman kardeşlerimiz. Bu konu hakkında da çok dikkatli olunması gerekiyor gerçekten Müslüman olan insanlar var fakat kimlik Müslümanı tabirini kullanabileceğimiz insanlarda var onlardan uzak durulması gerekir yararlarında çok zararları oluyor. İyi olana örnek verecek olursak bizim evimize yakın olan bir Özbek fırını işleten abimiz Allah ondan razı olsun her geçtiğimizde bize selam veren ve bazen öğrenciyiz ve Türk’üz kardeşiz diye bizden para bile almayan Mamur abi.

Daha anlatılacak çok şey var ama öğrenmek isteyeneler için mailimi yazıyor iletişim sağlayabilirsiniz.

Birazda gezdiğim gördüğüm mekanların fotoğraflarını paylaşarak yazımı bitirmek istiyorum.

İsakiyevsky klişesi ve donanma gününde kutlama için demir atmış bir gemi

Ermitaj sarayından dışarıdan bir bakış

Devlet Tiyatrosu

Petropavlo kilisesi ve bahçesi

Motorcular gününe özel bir görüntü

Devlet siyasi müzesi Stalin’nin çalışma masası