Yazar: Abdülselam Başarı

Öncelikle uçağa ilk bindiğimizde bizi şaşırtan şey pilotun sadece Rusça konuşması oldu. Hiç İngilizce konuşmadı. Ama dönüş yolculuğunda pilot İngilizce de konuştu. Fakat telaffuzu berbattı. İngilizce konuştuğu bile anlaşılmıyordu. Zaten sonradan görecektik ki Belarus’ta İngilizce bilenlerin sayısı yok denecek kadar az. Okullarda İngilizce dersi pek verilmiyor. Yani bizdeki gibi her okulda İngilizce dersi yok. Ayrıca şehirde bütün tabelalarda yazılan yazılar hep Rusça ve Belarusça. Resmi diller de Rusça ve Belarusça. Halkın çoğu Rusça konuşur. Minsk’te bu oran %95 civarıdır. Diğer şehirler de özellikle de küçük köylerde daha Belarusça konuşma sıklığı artar. Sonuç olarak hiç bir yerde İngilizce göremezsiniz. Zaten şehirde turist sayısı çok az. Turizmin gelişmesi için bir çaba sarf ettiklerini söylemek güç. Ama yabancılar için ayrımcılık yapmazlar. Genelde iyi karşılarlar.

Uçak Belarus’ a yaklaşınca ülkenin baya yeşil ve düzlük olduğunu gördük. Zaten verilere göre ülkenin %40 ormanlardan oluşuyor. Ayrıca bir sürü küçük göl dikkatimizi çekti. Verilere göre Belarus’ta 11.000 adet göl bulunmaktadır. Uçaktan inince bizi şaşırtan şey bütün Belaruslu yolcuların alkış tutması oldu. Sebebini tam çözemedik. Ama dönüşte kimse alkış tutmadı. Ki dönüşte de Yolcuların yarısı Belaruslu idi. Belki de vatana dönüşte yapılan bir şeydir. Diğer bizi şaşırtan şey ise pilotların da bizimle beraber uçaktan inmesi ve otobüse binmesi oldu. Türkiye’de böyle bir şeye denk gelmemiştik. Girişte pasaport kontrolündeki kişi resmen pasaportu mikroskop ile inceledi. Fotoğraf ile beni baya uzun süre kıyasladı. Bu durum bize abartılı geldi. Hava limanı şehir merkezinden taksi ile 40-45 dk uzaklıkta. Zaten tek uluslararası hava limanı da Minsk’te bulunuyor. Diğer şehirlere gidecek kişiler tren ve otobüs ile gidiyorlar. Şehire Pazar akşama doğru vardık. Ama sokaklarda baya az insan vardı. Sonradan görecektik ki zaten halk genel olarak erken uyuyor. Evlerin ışıkları da erken kapanıyor. İlk gün hafta sonu gitmemiz hasebiyle yurda alımda sıkıntı çıktı. Bir sürü telefon görüşmesi olmasına rağmen -bu görüşmeler bir saate yakın sürdü- hiç bir sonuç alınamadı. İlk gün kişi başı 20$ olan otelde kaldık. Oteller Türkiye standardının altında. Bu ülkede en göze çarpan şeylerden biri sokak ve caddelerin çok temiz ve düzenli olması. Etrafta hiç çöp göremezsiniz. Üstüne üstlük doğru dürüst çöp kovası da yok sokaklarda. Çöp kovaları metro giriş ve çıkışlarında. Şehirde göze çarpan başka bir şey de merkezde hiç yüksek bina yok ve de bütün binalar aynı hizada. Merkezdeki binalar hep Sovyet mimarisi ile yapılmış ve de oldukça düzenli. Merkezden uzaklaştıkça yeni yapıları görmek mümkün. Bunlar klasik bizdekine benzer yapılar. Şehirdeki binalarda genelde asansör yok ya da çalışmıyor.

Caddeler ve sokaklar oldukça geniş. Trafik oldukça rahat akıyor. Caddeler üç aracın gidiş üç aracın da gelişine izin verecek kadar geniş. Arada herhangi bir engel olmamasına rağmen kimse yol ortasında yönünü değiştirmiyor. Boş bir yolda bile hiç bir yaya karşıdan karşıya gitmeye çalışmıyor. Meğer geçmenin cezası yayalara 10$ imiş. Ülkede güvenlik çok iyi durumda. Üniformalı polisten çok sivil polis olduğu söyleniyor. Konuştuğum Belaruslular da bunu doğruladı. Zaten biz de Brest’e olan yolculuk sırasında sivil bir polisin bize pasaport sorması ile doğrulamış olduk bunu. Bu durum halk tarafından da içselleştirilmiş olacak ki insanlar hiç açıktan politik konulara girmiyor. Hatta devlet Başkan’ı Lukaşenko’ nun adını dahi anmaya çekiliyorlar. Bir taksi yolculuğumuz sırasında Lukaşenko adını anınca taksi şöförü dışarda adını söylemememiz konusunda bizi uyardı. Ayrıca duyduklarımıza göre bütün telefonlar dinleniyormuş ülkede.  Ulaşım olarak metro sadece Minsk şehrinde bulunuyor. İki tane uzun metro şehri çaprazlamasına kaplıyor.Tam ortada aktarma yapmak mümkün Herbiri ortalam 30 km uzunluğunda. Gece 01.00 a kadar çalışıyorlar. Ayrıca tramvay, traleybus ve otobüs imkanı da var. Bir bilet Türk parası ile 50 kuruş kadar. Ulaşım oldukça ucuz. Hatta metro dışında diğer ulaşım araçlarına bilet basmadan girmek de mümkün. Bilet kontrolü olmayınca çoğu kişinin bilet basmadığına şahit oldum. Ama genel olarak ulaşım şehrin her noktasına oldukça rahat ve ucuz. Taksi ücretleri de en fazla 7-8 Ruble olur oda 11-12₺ kadar. Taksileri kendiniz çağırtmasanız hemen bulduğunuz taksiye atlarsanız daha fazla ücret ödersiniz. Bu sebeple taksi çağırılır. Takside birşey unutursanız bize  geri getirileceği söylendi. Şehirde her yerde park ve yeşillik görmek mümkün. Yeşilliği iyi korumuşlar. Akşama doğru sokaklar çabuk boşalır. Ayrıca Minsk şehir merkezi olmasına rağmen ara sokaklarda sokak lambaları yanmaz tasarruf için. Buna rağmen bir sorun çıkmıyormuş. Sokaklarda kavga ve gürültüye de şahit olamazsınız. 25 gün boyunca hiç korna sesi duyduğunu hatırlamıyorum. Etrafta komünizme dair etkileri görmek ve hissetmek de oldukça mümkün. Bir Lenin heykeli hükümet binasının tam önünde. KGB binası hala aynı isimle Belarus’ta faaliyet gösteriyor. Metrolarda Lenin heykeli ve orak sembollerini görmek de mümkün. Zaten metrolar da oldukça eski. İki kere metronun tümüyle boşaltılıp tamire götürülmesine rast geldim. Metrolar mesai giriş çıkış saatlerinde tıkış tıkış.

Eğitime gelince ülkedeki üniversitelerin çoğu Minsk’ te. Bir sürü yerde farklı üniversite görmek mümkün. Üniversiteler Türkiye’ye nazaran daha küçükler. Kampüs şeklinde değiller. Eğitimin kalitesi de çok kaliteli değil. Dünya sıralamasında gerilerdeler. Türkiye’de denklikleri de yok. Ama ülkede eğitime önem veriliyor. 24 saat açık market bulmak mümkün değilken sırf öğrenciler için yurt yanında bulunan Market 24 saat açık turluyor. Yurt ve eğitim ücretleri düşük.

Belarus Devlet Başkan’ı da okulları ziyaret edip öğrenciler ile birlikte oluyormuş. Bazı uluslararası şirketler ile okulların elaman alımı üzerine anlaşmaları varmış. Bu şirketler daha çok teknik ve yazılımsal alanlarda iş yapan şirketler. Ayrıca Orta Asya ülkelerinden eğitim almak için gelen çok sayıda kişiye rastlamak mümkün. Biz Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan, Azerbaycan hatta Çin ve Venezuela’dan gelen öğrencilere rastladık. Burada eğitim almalarının sebebi de eğitimin kendi ülkelerine nazaran ucuz oluşu ve yurt dışından alınan diplomanın cazip oluşu ve işe alımı kolaylaştırması. Ama rastladıklarımız genelde Rusça bölümündeki öğrencilerdi. Belki de popülerliği daha çok Rus dili ile ilgili bölümlerdedir. Eğitim ve Öğretim yılı başlangıcı Belarus’ta 1 Eylül, öğrendik ki Rusya’da da 1 Eylül’de okullar açılıyormuş. Sınıf düzeni lise gibi. Amfi tarzı sınıf görmedik hiç. Zaten Türkiye’de 250 kişilik amfilerde ders gördüğümüzü söyleyince şok oldular.

Ekonomik duruma gelince halk genel olarak bundan oldukça şikayetçi. Hatta devlet Başkan’larını sevmemelerinin birinci nedeni bu. Ailedeki 18’den büyük bütün fertler çalışıyor. Anne, baba ve çocuk. Hatta daha küçük yaşlarda dahi çalışan kişilere sık rastlanıyor. Mesela bizim Doçent olan hoca 450$ maaş alıyor. Doktor maaşı da buna yakınmış. Diğer meslek grupları daha da az alıyor. Hatta Sankt Petersburg’a gitmiş biri oradaki fiyatların Minsk’ten az birşey fazla olmasına rağmen maaşların Belarus’a göre iki katı fazla olduğunu söyledi. Ayrıca ülke parasını yenilemiş ve parasından dört sıfır eksiltmiş. İlk defa bozuk para kullanımına başlamış. Zaten eski paralardan bir tomara sahip olunca kendinizi bir an zengin sanıyorsunuz ama gerçekte hiç bir değeri yok. Market ödemelerinde bir kuruşun hesabını yaparlar. Ama her zaman paranızı tam alırsınız. Ülkenin en büyük sorunu orta sınıfın bulunmayışı. Herkes çok fakir ve çok çalışıyor. Az bir kesim de çok zengin. Zengin kişilerin yaşadığı semtte biraz gezdim. Bütün evler villa tarzı ve güvenlikli. Önlerinde de oldukça lüks arabalar. Kendilerini halktan soyutlamışlar. Zaten bu kişilerin gelir kaynağı yurt dışı kaynaklı imiş. Yani paralarını ülke içindeki bir işten kazanmıyorlar. Ayrıca belirtmek isterim ki buranın halkında para biriktirmek gibi bir huy da yok. Hafta içi çalışırlar hafta sonları parlarını orda burda bitirirler. Özellikle gençler için bu durum geçerli. Ülkenin ekonomiye müdahalesi çok fazla. 1994 ten beri ülkenin başında olan Lukaşenko’ nun bunda etkisi oldukça fazla. Kendisi zaten asker kökenli. Avrupa’nın son diktatörü diye adlandırılıyor. Avrupa’da idam cezasının uygulandığı tek ülke. Ekonomiye dönecek olursak hükümet para üstünde büyük kontrole sahip. Bir örnek verecek olursak yurtta çamaşırhaneye elbiselerimizi yıkamak için götürdüğümüzde bize bankaya para yatırıp sonra da dekontu kendilerine teslim ettikten sonra çamaşırlarımızı yıkayacaklarını söylediler. Arkadaş bunun için bankada 1.5 saat sıraya girdi. Ayrıca benzer durum üniversiteye kayıt sırasında da oldu.

Kayıt için para bankaya yatırmak gerekiyormuş. Yine bankada bir sürü kuyruk varmış. Ülkede bu şekildeki bürokratik işlemler çok uğraştırıyor ve zaman alıyor. Kimse de inisiyatif almıyor. Hatta evin çatısına uydu yayını için anten yerleştirebilmek için bile devletten izin almanız lazım. Ama ülkedeki insanlar sanki herşeyi kabullenmiş gibi hiç seslerini çıkarmıyorlar. Sanki birşey onları hiç şaşırtmayacakmış gibi bakıyorlar. Bunda ülkenin çok eski tarihinden beri Rusya , Polonya ve Almanya arasındaki savaş ve anlaşmazlıkların göbeğinde yer alması ve iki taraftan da zarar görmesi yatıyor olabilir. Belki de o kadar çalışmanın yoruculuğu ve her zaman izleniyor olma psikolojisi onları baskı altında tutuyordur. Yani bunun özel olarak incelenmesi lazım. Ayrıca insanlarda bireyselleşme gözümüze çarptı. Markete giren arkadaşların her bir en ufak şeyin parasını ayrı ayrı ödemesi. Kimsenin kimseye pek ısmarlama alışkanlığı olmadığını gösterdi biraz. Bunu sınıf  hocamıza yemek ısmarlarken de gördük. Sanki ilk defa biri kendisi yerine birşeyin fiyatını ödüyormuş gibi. Kapitalist ekonominin yeni yeni girdiğinin bir başka belirtisi de yeni yeni açılan Domino’s ve Burger King markaları. Geçen seneye kadar Burger King yokmuş. Uluslararası markalar yeni yeni ülke pazarında yerini alıyor. Ülkede tekstil ürünleri oldukça kalitesiz. Yabancı tekstil ürünleri de Türkiye’ye göre oldukça pahalı. Türk markalı porselenlerin marketlerde satıldığını ve restoranlarda kullanıldığını gördük.

Doğal kaynaklar açısından oldukça kısıtlı olan Beyaz Rusya’da, hafif ve ağır makine sanayi, hayvancılık, bilim ve kültür oldukça gelişmiş. Optik, motor, otomobil, traktör alanlarında da iyi bir düzeyde. Zaten kendine ait otomobil, traktör ve beyaz eşya fabrikası var.

Genç nesil arasında, özellikle erkekler, yazılım mühendisliği popüler bir meslek. Bunun sebebi de geçmişe dayanıyor. Sovyetler zamanında Belarus, Sovyetler’in  Silikon vadisi gibiymiş. Sovyetlerdeki bilgisayar ve bilgisayar parçalarının %50 si Belarus’ta üretiliyormuş. Bu sebeple ülke içerisindeki popülerliğini şimdiye kadar korumuş. Sovyetler Birliği döneminde üç Baltık devleti hariç en gelişmiş cumhuriyet olan Beyaz Rusya, bugün Avrupa’nın en yoksul ülkelerinden biri. Bunun sebebi belki de küreselleşen dünyaya iyi entegre olamayışı ve liberal ekonomiyi tam olarak hayata geçiremeyişidir.

Ülkede herkesin sağlık sigortası var. Yabancılar da ülkeye girerken yaptırmak zorunda. Ülkede su , elektrik çok ucuz. Sıcak su evlerde kombiler ile ısıtılmıyor. Bizlerden farklı olarak evlere merkezi bir yerden ısıtılarak gönderiliyor. Şehir genelinde yazın 2 hafta boyunca sıcak sular kesiliyormuş. Sonbahara hazırlık için temizlenip onarımlar yapılıyormuş.

Nüfusa gelince ülkenin 10 milyona yakın nüfusu var. İki milyonu başkent Minsk’te yaşıyor. Nüfus artış hızı negatif. Caddelerde sokaklarda en fazla kadın nüfus görürsünüz.

Çünkü ülkede erkek nüfusun kadın nüfusa oranı 0,88. Erkek ortalama ömür 63 yaş civarı. Kadınlar için bu 74 yaş civarı. Dışarda da çalışan olarak kadınları her alanda görebilirsiniz. Acaba erkekler mi ev işlerini yapıyor diye düşündük başta. Çünkü bina boyayandan güvenlik görevlisine kadar bir sürü alanda çalışan kadın gördük. Yurt ve okulumuzun güvenlikçileri bile 45-50 yaşlarındaki kadınlardı.

Gelelim insanların hafta sonları ve tatillerini nasıl geçirdiğine. Şehirdeki çoğu kişinin merkezden 30-40 dk mesafede Dacha adını verdikleri evleri var. Bunlar bir nevi yazlık ev gibi. Ayrıca bu evlerin etrafında 1 dönümlük arazileri var. Buralarda çoğunlukla patates olmak üzere elma, armut, ahududu, bektaşi üzümü kiraz, erik, çilek, marul, soğan, domates, salatalık ve kabak da yetiştiriliyormuş. Ülkede en çok yetişen ürün patates yılda 1.7 milyon ton üretiliyor. Yıllık kişi başı tüketim ise 179 kg civarı. Patatesten bir sürü yemek yapımında faydalanıyorlar. Ünlü yemeklerinden biri olan Draniki de bir çeşit patates mücveri. Tadı da güzel.

Şehirde mobil internet de baya ucuz. 9 GB internet Türkiye parası ile 7.5 tl. Ayrıca üç gsm operatörü var life, mtc ve velcom. Life, yakın tarihte Turkcell tarafından satın alınmış.

Dini yapıya gelirsek ülkede Hristiyanlığın Ortodoks mezhebi nüfusun %80 ini oluşturuyor sonra Katoliklik geliyor, azınlıkta ise Yahudilik ve İslam var. Müslümanlara ait bir cami var Minsk’te. Cami de yeni açılmış. Türkiye’nin yardımları ile cami açılabilmiş. Yoksa yapımı baya gecikecekmiş. Cami cemaati içinde dünyanın bir sürü yerinden Müslüman görmek mümkün. Caminin yanında helal kesim et satın almak mümkün.