Yazar: Abdülkadir Aksöz

 Genel Giriş

1947 yılında bağımsızlığını kazanan Hindistan, Uzakdoğu Asya’nın en önemli ülkelerinden biridir. Nüfus gücü çok yüksektir. Dünyanın en kalabalık ikinci ülkesi Hindistan’dır. Yüzölçümü bakımından ise dünyanın yedinci büyük ülkesidir. Hindistan pek çok farklı etnik ve dinsel grubu barındırmaktadır. Hindular ülkedeki birinci büyük gruptur. İkinci sırada Müslümanlar gelmektedir. Sihler ise diğer bir toplumsal gruptur. Endonezya’dan sonra en kalabalık Müslüman nüfusu Hindistan’dadır. Dünyanın en büyük demokrasisi Hindistan’dır. Seçim sonuçları aylarca sürmektedir. Köklü ve çok eski bir tarihe sahiptir. Geçmişten günümüze birden fazla uygarlığa ev sahipliği yapmıştır. Hint Medeniyeti dünyada özgünlüğünü koruyan bir medeniyettir. Gelenek ile modernliğin iç içe olduğu bir ülkedir. Bu sebeple Hindistan büyülü bir ülkedir denilebilir.

Hindistan Tarihi

Büyük filozof Cemil Meriç: ‘’Tanımıyoruz Hind’i. Hikmet Bayur’un üç büyük ciltlik tarihine rağmen tanımıyoruz.’’ demektedir. Bizde çalışmalar az olsa da Hindistan tarihi çok eski dönemlere kadar uzanır. Hint tarihi içerisinde birçok önemli savaş yapılmıştır. Tarih boyunca Hindistan hep ilgi odağı olmuştur. Pek çok devlet Hindistan’a hakim olmak için mücadele etmiştir. Hindistan tarihinde Yunanlıların bile izlerini görmek mümkündür. Makedonyalı Büyük İskender ordusu ile Hindistan sınırlarına kadar genişlemiştir. Ancak askerlerinin artık geri dönmek istemesi üzerine geri çekilmek zorunda kalmıştır. MÖ.  327 yılında yapılan Hydaspes Savaşı ile Yunan ilerlemesi Hindistan’da durdurulmuştur. MÖ. 261 yılında Hinduizm ve Budizm gibi iki büyük din bu topraklarda doğmuştur. Sonraki yüzyıllarda Hindu krallıkları kurulmuş, kuzeyde ise yükselişe geçen Budizm etkinliğini kaybetmiştir. M.S. 630 yılında Sind ve Gujarat eyaletlerinde başlayan ilk İslamî faaliyetler bu dinin yayılmasını sağlamıştır. MS. 738 yılında yapılan Rajasthan Savaşı ile İslamiyet doğu Hindistan’a doğru genişlemiştir. 1398 yılında Timur’un Delhi’ye doğru ilerlemesine kadar Delhi’de değişik birçok Sultanlık kurulmuştur. 1500 yıllarına kadar bölgeyi elinde tutan Timur, daha sonra Babür Şah yönetimindeki ordulara yenilince Hindistan’da Babürler Dönemi başlamıştır. Babür hükümdarlarının döneminde Hindistan’da tam bir altın çağ yaşanmış ve bu geniş ülke tamamen kontrol altında tutulabilmiştir. Hindistan’da Babürlerin güçlü yönetim örneğine sadece Ashoka ve İngiliz dönemlerinde yaklaşılabilmiştir. Babürler, sadece ülkeyi silah zoruyla yöneten işgalciler olmamış; kültüre ve özellikle mimariye önem vererek Hindistan’da büyük eserler yaratmışlardır. Dünyanın en güzel anıtlarından biri olan Tac Mahal Şah Cihan’ın eseridir. Sanat ve edebiyat, Babürler döneminde çok gelişmiştir. Ayrıca kurulan adalet sistemi de Avrupa’nın aynı dönemindekinden çok ilerisindeydi. Babürlülerin en önemli hükümdarları şunlardır;

Babür Şah (1527 – 1530)

Hümayun Şah (1530 – 1556)

Ekber Şah (1556 – 1605)

Cihangir Şah (1605 – 1627)

Şah Cihan (1627 – 1658)

Aurangzeb (1658 – 1707)

1707 yılında Aurangzeb’in ölümünden sonra Babür İmparatorluğu hızla çözülmeye başlamıştır. II. Bahadır Şah’ın sürgün edilmesiyle 1858 yılında İngiliz’lerce Babür İmparatorluğu’na son verilerek Hindistan, Büyük Britanya İmparatorluğu’na dahil edilmiştir.

Hindistan’ı işgal eden ilk Avrupalı güç aslında Portekizlilerdir. Ümit Burnu’nun keşfi ile Portekizliler Hindistan ticaretini ele geçirmiştir. Hindistan’daki ilk sömürge yönetimini İngiliz’ler 1612 yılında bir ticaret merkezi kurarak başlatmıştır. 1600 yılında Kraliçe I. Elizabeth bir Londra ticaret şirketine, İngiltere ile Hindistan arasındaki ticaret ilişkileri tekelini vermişti. İngilizler Hindistan’la olan ilişkilerini 250 yıl süreyle British East India Company aracılığıyla sürdürmüşlerdir. İngilizlerin düzenli, disiplinli orduları ve yetenekli politik danışmanları vardı. ‘Böl ve yönet’ politikasını tam olarak uygulamış çeşitli bölgesel prenslikleri kendi uyduları halinde tutmayı ve istedikleri gibi yönlendirmeyi uzun süre başarmışlardır. Hindistan, İngilizler için sadece para kazanılan bir ülkeydi.

1915’te Güney Afrika’dan dönen Gandi, dünyada gitgide yayılan bağımsızlık hareketlerine baştan beri ilgi duymuştur. 1919’da İngilizlerin Amritsar’da toplanan silahsız halka ateş açarak katliam yapmaları üzerine direniş hareketini başlatmıştır. İsmi ‘yüce ruh’ anlamına gelen Mahatma Gandi, İngiliz yönetimine karşı pasif direniş uygulamıştır. Gandi’nin “şiddet kullanmadan birlik oluşturma” temelinde yürüttüğü hareketi sayesinde 1947 yılında bağımsızlık mücadelesi başarı ile sonuçlanmıştır. Hindistan’da bulunan Müslümanlar, kurulacak yeni devletin aynı zamanda bir Hindu devleti olacağını anlayınca ayrılmak istediler. Böylece bölünme problemleri gündeme gelmiştir. Hindistan’ın bağımsızlığının ardından Nehru ilk başbakan olmuştur. Kongre Partisi bağımsızlık mücadelesini yürüten partidir. Kongre Partisi, Müslüman birliğini tanımayı reddetmiş ve onların bağımsız Pakistan devleti kurma önerisini de kabul etmemiştir. Gandi, bir iç savaş tehlikesini de göze alarak bölünmeye karşı çıkmıştır. Hindistan’ın kendi içinden Pakistan gibi Müslüman bir ülke çıkardıktan sonra bile hala dünyanın en geniş ikinci Müslüman nüfusunu barındırmaktadır. Müslümanlar ile Hindular arasında bağımsızlık mücadelesi sırasında çatışmalar yaşanmıştır. Gandi Hindistan bağımsızlık hareketinin baş aktörüydü. Ancak bölünmeyi ve sonrasında gelen katliamları içine sindiremeyen bir Hindu 30 Ocak 1948’de Mahatma Gandi’yi öldürmüştür.

Hindistan’da Siyaset

Hindistan, bağımsızlığa kavuştuktan sonra öteki üçüncü dünya ülkeleri gibi diktatörlüklere, askeri yönetimlere veya yabancı işgallerine sürüklenmemiştir. Kendi gücüyle, kendi kurumlarını geliştirerek önemli bir demokrasi örneği vermiştir. Bu bağlamda dünyanın en büyük demokrasi yönetimi olarak dikkat çekmektedir. Ekonomisi önceleri tarıma dayalı olan Hindistan, günümüzde sanayi hamleleri yaparak dünyanın sanayileşmiş ülkeleri arasına girmiştir. Birçok eski İngiliz kolonisi gibi, Hindistan parlamenter demokrasiyi benimsemiştir.  Yürütme erkinde Başkan ve Başbakan vardır. Şuan da mevcut başkan Pranab Mukherjee’dir. Başbakan ise Narendra Modi’dir. Başkan, parlamenter demokrasilerdeki tipik bir devlet başkanı işlevi görür. Devlet başkanının yetkileri törenseldir. Hükümeti kurma görevi başbakandadır.

Devlet işleri ve yasalar konusunda İngiltere, Hindistan’a esnek bir yapısı olan, gelişmiş bir hükümet sistemi ve sivil bir yönetim biçimi bırakmıştır. Hindistan’daki bürokrasiye aşırı derecede bağlılık İngilizlerden kalan bir mirastır. Hükümet meşruiyetini Lok Sabha meclisindeki çoğunluğundan alır. Mecliste çoğunluğu olan hükümet, meşruiyet açısından güvendedir. Yasama organı iki aşamalıdır. Birincisi Lok Sabha’dır. 543 üyelidir. Doğrudan halk tarafından seçilmektedir. Meclisin içinden toplumsal grupların temsilcileri cumhurbaşkanı tarafından onaylanır. 5 yıllık süre için görev yaparlar. Mecliste basit çoğunluk esastır. Rajha Sabha ise üst meclistir. Üye sayısı 245’tir. Bu meclis Amerikan Senatosu ile benzerlik gösterir. Yasama süreci İngiliz tipidir. Her iki meclisten geçen bir tasarı başkanın onayı ile kanun haline gelir.

Hindistan’da yargı sitemi seküler bir yapıdadır. Hindistan anayasası 1950 yılından beri yürürlüktedir. Anayasa eşitlik, özgürlük ve bireysel hakları koruma altına alır. Federatif idari sisteme sahip ülkede Anayasa mahkemesi federe devletler arasındaki uyuşmazlıkları çözer.

Bürokrasi ağı çok büyük ve gelişmiş bir yapıdadır. Bölgesel ve yerel hizmetlerde çok karmaşık bir sisteme sahiptir. En büyük bürokrasi unsurları ise Hint idari Servisi ile Hint Polis Servisi’dir.

Hindistan’ın Sosyal Yapısı

Dini çeşitlilik ve siyasi çatışma ön plandadır. Hindular kendi içlerinde çeşitli gruplara bölünmüştür.

Jammu ve Keşmir Müslüman çoğunluğa sahip bir yerleşim bölgesidir. Keşmir Pakistan ile Hindistan arasındaki bir numaralı sorundur. Pencap bölgesi Sih çoğunluğa sahiptir. Birkaç küçük bölgede Hıristiyan çoğunluğa sahiptir. Hindu milliyetçiliği yüksek seviyededir. Hinduizm, Müslümanlık, sihizm, Budizm ve yerel kabile dinleri mevcuttur. Din çatışmaları ara sıra yaşanmaktadır. Hint toplumunda Kastlar önemli bir yer tutar. Kast sistemi siyaseti doğrudan etkilemektedir. Mevcut kast sistemi şu şekildedir;

Brahmin’ler – rahipler

Kshatriyas – yöneticiler ve savaşçılar

Vaisyas – ticari sınıf

Sudralar – hizmet grupları

Hindistan toplumu sınıflı bir yapıdadır. Batıl inançlar yaygındır. Hindistan’da evlilikler, sosyal ağlar, gıda tabuları ve ritüelleri batıl inançlara dayanabilmektedir. Meslek seçimi ve sosyal hayat kastlara bağlıdır. Bu sebeple kast sistemine karşı isyanlar çıkmaktadır.

Keşmir Sorunu

Pakistan, Keşmir halkının büyük çoğunluğunun Müslüman olmasından dolayı buranın kendisine ait olması gerektiğini savunmaktadır.  Hindistan da coğrafi olarak bölgenin kendi topraklarıyla birleşme istemekte ve burada hak iddia etmektedir. Bu nedenlerle iki devlet 1948’de ilk kez savaşmıştır. Birleşmiş Milletler araya girmesi ve Keşmir’de halk oylaması yapılması şartıyla taraflar arasında ateşkes sağlanmıştır. Bu çatışmada Pakistan, Keşmir’in küçük bir kısmını ele geçirirken büyük kısmını Hindistan topraklarına katmıştır. Hindistan, BM kararına rağmen bugüne kadar elinde tuttuğu Keşmir topraklarında halk oylaması yapmamıştır.

Keşmir meselesi iki devletin dış politikasını da etkilemiştir. Kuruluşundan itibaren bağlantısızlık politikası izleyen Hindistan, SSCB ile yakınlaşarak destek almıştır.  Pakistan ise, Batı yanlısı bir politika takip ederek 1954’ten itibaren ABD’den askeri yardım almaya başlamıştır. Pakistan’ın1955’te Bağdat Paktı’na üye olmasıyla da SSCB, iki devlet arasındaki tüm anlaşmazlıklarda Hindistan’ın yanında yer almıştır. 1963 sonlarından itibaren Keşmir’de Hindularla Müslümanlar arasında başlayan çatışmalar Ağustos 1965’te savaşa dönüşmüştür. BM Güvenlik Konseyinin çağrısı ile savaş durmuştur .Tarafların ateşkesi kabul etmesinde Çin’in Hindistan’a karşı sert tutum alması büyük rol oynamıştır. Çin Hindistan üzerindeki baskısını artırınca Uzak Doğu’da dengeleri korumak isteyen ABD, Hindistan’ın yanında yer almıştır. Her iki ülkenin nükleer güce sahip olması Asya’da gerilimi yükseltmektedir.

Pakistan ile Hindistan SSCB’nin aracılığı ile 10 Ocak 1966’da Taşkent Deklarasyonu’nu imzalayarak 1965’teki savaştan önceki sınırlara çekilmeyi ve anlaşmazlıklarını barışçı yollarla çözmeyi kabul etti.. Fakat Keşmir meselesi Pakistan-Hindistan münasebetlerinde çözümlenemeyen bir sorun olarak günümüzde de devam etmektedir.

Genel değerlendirme ve Sonuç

Hindistan’da yoksulluk ve azgelişmişlik birinci sorundur. Ancak her şeye rağmen iyimserlik hakimdir. Ülke bilişim teknolojileri ve ilaç sanayi gibi alanlarda gelişim göstermektedir. Küresel Pazar ekonomisine uyum sağlamaya çalışmaktadır. Serbest ekonomi vardır ancak karma ekonomi de mevcuttur. Karmaşık etnik yapıya sahip bir ülkedir. Bu durum Balkanlaşma tehdidini doğurmaktadır. Sürdürülebilir bir ekonomi için çaba gösterilmektedir. Hindistan-Pakistan rekabeti büyük tehdit kaynağıdır. Her iki ülke de nükleer silahlara sahiptir. Bu nedenler nükleer bir savaşın yaşanmasından korkulmaktadır. Müzakere süreçleri sürekli devam etmektedir. Keşmir ihtilaflı bir bölge olarak sorun oluşturmaktadır. Asya’da yükselen bir güçtür. Hindistan, ABD’nin Asya politikalarında önem verdiği ülkelerden biridir. Gelir dağılımı eşitsizliği önemli bir sorundur. Merkezileşme federal bir yapıya rağmen çok yüksektir. Bu durum rahatsızlık yaratmaktadır. Altyapı sorunları devam etmektedir. Kitlesel okur-yazarlık oranı düşüktür. Ancak buna rağmen birkaç elit kurum ile eğitimde ilerleme sağlanmaktadır. Bunlar; Hindistan Teknoloji Enstitüleri ile Hint Yönetim Enstitüsü’dür.

Sonuç olarak Güney Asya’da yer alan Hindistan, pek çok sorunu olmasına rağmen büyüyen ve gelişen bir ülkedir. Toplumsal yapısı, dini ve etnik kompozisyonu karmaşık da olsa demokrasiyi benimsemiştir. Son olarak Hindistan, gelenek ile modernlik arasında dalgalı olarak ilerleyen ve bir dünya gücü olma yolunda ilerleyen büyülü bir ülkedir.