Yazar: Ahmet Masum Aydın

Çin’in Dünya’daki Konumuna Bir Bakış

Çin Halk Cumhuriyeti binlerce yıllık bir tarihin mirasçılığını yapan bir devlettir. Çin tarih boyunca Asya’daki en etkin devlet olarak varlığını sürdürdü. Asya’daki diğer milletlerin dilini, dinini, kültürünü ve devlet sistemlerini kimi zaman direkt etkisi altına aldı kimi zamanda bu devletlere bir model teşkil etti. Örnek olarak Çin etkisinden yüz yıllar boyunca kalan Kore ile ilişkiler genellikle direkt nüfuz şeklinde iken Japonya gibi anakaradan uzak ancak bölgedeki Çin nüfuzuna ticaret ve diplomasi yoluyla muhatap oldu. Tabi ki bu iki devletin kendi benliklerinden uzak bir kültür ve siyasi model oluşturdukları anlamına gelmiyor ancak iki devletinde Çin’de ortaya çıkan modelden pek çok açıdan etkilendiklerini ortaya koyuyor.

Çin’den genel olarak bahsedebilmek için öncelikle Çin’i tanımlamak gerekiyor. Çin 9,596,960 km2’lik toplam kara parçasıyla dünyanın en büyük 4. ülkesidir. Toplamda 14 ülkeyle (Afganistan {91 km}, Bhutan {477 km}, Myanmar {2,129 km}, Hindistan {2,659 km}, Kazakistan {1,765 km}, Kuzey Kore {1,352 km}, Kırgızistan {1,063 km}, Laos {475 km}, Moğolistan {4,630 km}, Nepal {1,389 km}, Pakistan {438 km}, Rusya {4,133 km}, Tacikistan {477 km} ve Vietnam {1,297 km}) 22,457 km kara sınırına ve 14,500 km kıyı şeridine sahiptir.[1] Doğal kaynaklar açısından kömür, demir, azda olsa petrol, doğalgaz, alüminyum ve uranyuma sahiptir.  Bunun yanında hidroelektrik potansiyeli ve kullanımı açısından da Çin dünyada 2016 rakamlarıyla lider konumundadır.[2] Son olarak coğrafi olarak pek çok iklimin görüldüğü Çin’de Güney’de yoğun yağışlar, Kuzey’de şiddetli kar ve soğuk, iç bölgelerde kuru ancak ağırı sıcağın olduğu yazlar görülür.

Çin 1,379,202,771’lık nüfusuyla dünyanın en kalabalık ülkesidir. Bu nüfusun %91,6’sı kendini Han olarak tanımlayan etnik gruba aittir. Bu grup Çin’in ana kemiğini oluşturan etnik gruptur ve yüzyıllardan beri bu coğrafyada yaşayan halkın bugün ki akrabalarıdır. Bunun haricinde Çin hükümeti tarafından resmi olarak tanınan 56 adet etnik grup vardır. Bunlardan bazıları Hui, Uygur, Yi, Tibet, Moğol, Mançu, Kazak, Koreli ve Miao olarak sayılabilir. Çin coğrafyasının tamamında resmi dil Putonghua denilen ve Pekin lehçesinden oluşturulmuş olan Çince’dir. Ancak Çince pek çok farklı lehçeye sahiptir ve bu nedenle Çin’in neredeyse her bölgesi kendine has bir yanı olan lehçeler geliştirmiştir. Örneğin Wu lehçesi Şangay’da konuşulmakta, Yue (Kantonca) özellikle Hong Kong ve Çin’in Güney kesiminde konuşulmaktadır. Bunun yanında özerk bölgeler olan Sincan (Xinjiang) bölgesinde Uygurca, yine özerk olan Tibet’te Tibetçe (Xizang), Çin’e bağlı İç Moğolistan’da Moğolca ve ülkenin çeşitli yerlerinde Kırgızca resmi dil olarak tanınmaktadır. Çin Halk Cumhuriyeti’nin resmi olarak her hangi bir dinle bağlantısı yok ve Çin Komünist Partisi (ÇKP) Marksist-ateist karakteri ile biliniyor ancak Çin Halk Cumhuriyeti’nde yaşayan halk için ülkede 5 dini (Budizm, Taoizm, İslam, Katoliklik ve Protestanlık) resmi olarak tanıyor. Yahudilik örneğin resmi din tanımlamasına girmediği için devletten her hangi bir destek alamıyor ve Sinagog açılmasına müsaade edilmiyor (ancak bunun resmi söylem olduğunu unutmamak lazım, Çin’de hali hazırda Sinagoglar mevcut). Nüfusun dağılımına gelinecek olursa, Çin nüfusunun 2017 rakamları ile %57,9’u şehirlerde [en büyüğü Şangay olmak üzere (23,741 milyon) Pekin (20,384 milyon), Chongqing (13,332 milyon), Guangdong (12,458 milyon), Tianjin (11,210 milyon) ve Shenzhen (10,749 milyon) Çin’in en büyük şehirleridir {Hong Kong ve Makao Özel Yönetim Bölgesi olduğu için bu sıralamada yer almaz}] yaşamaktadır. Çin bu açıdan hala ciddi bir rakamı kırsal kesimde yaşayan bir ülkedir. Bu durum özellikle ekonominin sektörlere göre dağılımında da kendini göstermektedir. Çin ekonomisinin 2016 rakamlarına göre %51,6’sı hizmet, %39,8’i sanayi ve %8,6’sı tarım sektöründe çalışmaktadır (CIA World Factbook). Çin,  GSYİH’sı 10,3 trilyon $ ile dünyanın en büyük 2. ekonomisidir. Son olarak Çin nüfusunun %96,4’ü okuma-yazma bilmektedir.

Çin ulaşım noktasında da çok büyük yatırımlar yapmakta olan bir ülkedir. Ülkede toplamda 509 tane havalimanı bulunmakta ve bu sayı hali hazırda artmaktadır. Özellikle Pekin’de ve Şangay’da yapılan uluslararası havalimanları hem Asya’daki hava taşımacılığı için hem de Çin’in dünyaya açılan kapısı olmaları sebebiyle oldukça önemlidir. Özellikle Şangay’daki Pudong Uluslararası Havalimanı ile şehir arasında hizmet veren Manyetik Levitaston Treni (MAGLEV)[3] dünyada ilk ve tek olma özelliğine sahiptir ve hem Şangay’ın bir dünya şehri olması için uğraşan Çin Halk Cumhuriyeti’nin hem de Şangay’ın gurur kaynağıdır. Bunun yanı sıra Çin toplam 124,000 km uzunluğu ile dünyanın 3. en büyük demiryolu ağına sahiptir. 22,000 km’si ise hâlihazırda hızlı tren hattıdır. Demir yolları hem ulaşım açısından ve çok aktif bir nüfusu olan Çin açısından çok önemli olmakla birlikte, ülkenin iç kesimlerindeki fabrikalardan ürünlerin dünya pazarına satılmak üzere limanlara getirilmesini sağlaması açısından da büyük öneme sahiptir. Çin, Dünya’daki 10 büyük konteyner limanının 7’sine sahiptir. Bu durum Çin’in ihracat odaklı bir ülke olmasının ve yoğun bir şekilde süren enerji ithalatının bir sonucudur. Ayrıca deniz yollarının dünyadaki ticarette büyük rol oynadığını unutmamak gerekir. GSYİH’nın %1.9’u (2016 rakamlarına göre) askeri harcamalara gitmektedir ve 18-24 yaş arası 2 süreyle zorunlu askerlik hizmeti vardır.

Çin’in hükümet sistemi ise merkezden yönetilen komünist devlet şeklindedir. Çin 23[4] adet eyalet[5], 5 özerk bölge (Guangxi, İç Moğolistan, Ningxia, Sincan Uygur ve Tibet), 4 merkezden yönetilen büyük şehir[6] (Pekin, Şangay, Chongqing ve Tianjin) ve 2 Özel İdare Bölgesi[7] (Hong Kong ve Makao)’dan oluşmaktadır. Çin Komünist Partisi (ÇKP) ve devlet iç içe geçmiş yapılardır. Çin devlet başkanı aynı zamanda ÇKP’nin genel sekreteridir. Bunun yanı sıra Çin Halk Kurtuluş Ordusu’nun da başkomutanıdır. Çin’in en üst karar mercii Politbüro’dur. 25 üyeden meydana gelir, 9 kişilik alt grup olan Yürütme Komitesi tarafından temsil edilir. Yürütme komitesi tüm sistemin en tepesinde bulunur ve Çin’deki en güçlü organdır. Tüm kararlar kapalı kapılar ardında yapılır ve bu kurulların her hangi bir mercie hesap zorunluluğu yoktur. Çin 35 kişiden oluşan bir Devlet Konseyi’ne sahiptir ve bürokratik işleyişten sorumludur. Ancak pratikte en önemli işlevi ekonominin yönetimidir.[8] Ayrıca Çin meclis işlevi gören Çin Komünist Partisi Ulusal Kongresi de, beş yılda bir toplanarak Çin’i yönetecek kadroları belirliyor. Ülkenin çeşitli yerlerinden gelen 2,200+ delege Politbüro delegelerini belirliyor. Bir diğer mesele olan yargı noktası ise Çin’de oldukça tartışmalı bir mevzudur. Çin Halk Cumhuriyeti bir anayasa mahkemesine sahip değildir.[9] Mahkemeler ve hukuksal işleyişte oldukça soru işaretleri barındıran bir mevzudur. Buna ek olarak ÇKP kendi içerisinde bir Disiplin Komitesine sahiptir ve bu parti içerisinde en korkulan kurumdur. Bu komite gerekli durumlarda parti üyelerinin görevlerini elinden alabilir, soruşturmalar yürütebilir ve verdiği kararlar idam hükümlerini dahi içerebilir. Bunun en büyük örneği hâlihazırdaki başkan Xi Jingping döneminde yaşanmaktadır. Xİ’nin üzerinde ısrarla durduğu yolsuzlukla mücadele soruşturmaları sırasından yüzlerce parti görevlisinin parti ile ilişkileri kesilmiş bazıları ise idam cezasına çarptırılmıştır.[10] Son olarak Çin uluslararası anlaşmaların pek çoğunda taraftır ve bu anlaşmalardaki yükümlülüklerle bağlıdır ancak Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yetki alanında değildir. Bu da özellikle Çin’in en çok eleştirildiği noktalardan biri olan uluslararası anlaşmazlıklarda ve insan hakları meselelerinde Çin’in tek taraflı tanımamazlığı söz konusudur. Ek olarak Çin Birleşmiş Milletlerin 5 daimi üyesinden biridir.

Son olarak, Çin’in uluslararası arenada karşısında olan problemler hem coğrafyayı hem de ÇKP’nin gelecekte vereceği cevapları anlamak açısından önemlidir. Bu sorunlar şu şekilde sıralanabilir:

  1. Çin’de hali hazırda yakalanan bu büyüme trendi, gelecek yıllarda da bu başarılı yükselişi sürdürebilecek midir? Tabi ki bu soruya cevap vermek oldukça zor görünmektedir. Ancak hali hazırda yakalanan büyüme rakamlarının gelecek yıllar içerisinde devam etmesine şüpheyle bakılmaktadır. Bu meşrutiyetini büyük oranda hâlihazırda ki başarısını ekonomiye borçlu olan ve bunu çok iyi reklam yapmayı başaran ÇKP için büyük bir risktir. Ayrıca ekonomideki en ufak bir dengesizliğe içeride parasal gücü ciddi boyutlara ulaşan üreten kesimin nasıl bir tepki vereceğini kestirmek zordur. Bunun yanı sıra Çin yakaladığı büyüme rakamlarına rağmen tam anlamıyla bir sosyal adalet temin edebilmiş değildir. Örneğin nüfusun %3.3’ü yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır ve bu rakam Çin’in yoksulluk sınırı olarak belirlediği 2,300 RMB üzerinden verilmektedir.[11]
  2. Çin’in uluslararası alanda başını ağrıtan en çetrefilli mevzu Güney Çin Denizi sorunudur. Güney Çin Denizi bölgedeki 6 ülke [Çin (Tayvan’da bu soruna taraftır), Malezya, Bruney, Singapur, Vietnam ve Filipinler] arasında uzun dönemli bir sorundur. Çin bölgenin tarihsel olarak kendine ait olduğunu iddia etmekte, buna karşılık diğer ülkeler kendi kıta sahanlıkları ve çıkar alanları sebebiyle Çin’in bu iddialarına karşı direnmektedir. Burada en önemli mevzu bölgedeki ticaret yollunun kimin kontrolünde olacağı mevzusu ve buna ek olarak Çin’in kendisi için hayati öneme sahip olan enerji nakil hattını korumak istemesidir. Bu sorun özellikle yakın zamanda Filipinlerin Çin’i Uluslararası Mahkemeye vermesi ve Mahkemenin Filipinler’in iddialarını haklı bulması ile yeniden alevlenmiştir. Çin mahkemeyi siyasi olmakla suçlamış ve bu kararı kesinlikle tanımayacaklarını dünya kamuoyuna duyurmuştur.[12]
  3. Tayvan, Çin için beklemede olan ancak çok hassas bir konudur. Çin Halk Cumhuriyeti kurulduğu günden buyana asla Tayvan’ı topraklarının bir parçası olarak görmekten vaz geçmedi. İki tarafta çok ciddi ekonomik iş birliği ve çıkar ilişkilerine sahip olsa da, kimi zaman tansiyonun yükselmesine neden olan olaylar yaşanmaya devam etmekte. Özellikle Tayvan’da artmaya başlayan bağımsızlık söylemleri, anakarada çok sert tepkiye neden olmakta ve Tayvan’da hali hazırda yükselişte olan Tayvan milliyetçiliği (özellikle Tayvan’daki genç nüfus arasında)[13] ÇKP tarafından tehdit olarak görülmektedir. Ayrıca ABD’nin Tayvan ile olan ilişkileri ve Tayvan’ın stratejik önemi bu sorunun daha uzun süre Çin’in başını ağrıtacak gibi görünmektedir.
  4. Çin-ABD ilişkileri çok boyutluluğuyla hem ulusal hem de uluslararası politikalarda belirleyicidir. Hali hazırdaki ticaret hacmi ve bunun sonuçları ABD açısından kimi zaman rahatsız edici seslerin yükselmesine neden olmaktadır. Özellikle ABD başkanı Donald Trump’ın sürekli bu olayı gündemde tuttuğu ve seçim kampanyasında kullandığı görülmüştür. Ancak iki ülkenin de var olan düzeni değiştirmeye pekte gönüllü olmadıkları aşikârdır. Ayrıca hem uluslararası strateji tartışmalarına konu olan dünyada egemen gücün kim olacağı ve tek kutupluluktan çok kutupluluğa doğru bir yönelmenin olduğu noktasında çeşitli teoriler mevcuttur. Özellikle Çin’in var olan düzeni sarsıp ABD’ye meydan okuyacağı şeklinde bir düşünce uzun süreden beri uluslararası literatürü meşgul etmekte. Ancak Çin’in şuan aldığı pozisyona bakıldığında sisteme tam uyum ve olabildiğince problemlerden kaçınarak herkese eşit mesafeli bir dış politika izlediği görülmektedir.[14] Güney Çin Denizi sorununda ABD ile bir karşılaşma yaşadığı tarzında bir algı oluşmuş ancak bu asla bir çatışmaya dönüşmemiştir. ABD ile Çin arasındaki bir diğer sorun Kuzey Kore krizi yüzünden çıkmaktadır. Çin’in stratejik ve tarihsel ortağı Kuzey Kore’yi desteklediği bir gerçektir. ABD’nin kuruluşundan buyana bir tehdit olarak algıladığı Kuzey Kore’ye karşı Çin’in tutumunu hiç hoş görmemektedir. Ancak bun rağmen Çin BM’de alınan tüm yaptırım kararlarında ABD’nin yanında yer almış ve bu yaptırımları veto etmemiştir.
  5. Çin dünyanın en büyük üreticilerinden birisi olmasının da bir sonucu olarak Dünya’da çevre kirliliğinde başı çeken ülkelerden biridir. Bu durum Çin’de özellikle kuzey bölgelerde çok ciddi sağlık sorunlarına ve şehirlerde insan hayatını olumsuz etkileyecek koşulların oluşmasına neden olmaktadır. Çin’in özellikle enerji üretiminde uzun yıllardır bağımlı olduğu tükenebilir enerji kaynakları (özellikle termik santraller) bu sorunun başlıca nedenidir. Ancak son yıllarda Çin bu kaynaklara bağımlılığı azaltmak için oldukça hırslı bir yenilenebilir enerji programı yürütmektedir. Ülkenin çeşitli bölgelerinde çok büyük güneş çiftlikleri ve hidroelektrik santrallerine her gün bir yenisi eklenmekte, pek çoğu da proje aşamasındadır.
  6. Çin’in bölgesel liderliğe soyunmuş olması ve bunun yarattığı sonuçlarda Çin açısından hem bölgesinde hem de uluslararası alanda önemli bir meseledir. Bölgede uzun yıllardır ABD’nin müttefiki ve önemli güç olan Japonya, Güney Kore ve Tayvan, Çin’in yükselişini kendi ulusal güvenlikleri için tehlikeli görmektedir. Bunun yanı sıra Çin’e çok yakın bir nüfus oranına sahip olan ve bölgesinde liderlik mücadelesi veren Hindistan’da Çin’in bölgedeki etkinliğinden oldukça rahatsızdır. Hindistan ile zaten var olan sınır anlaşmazlığı da bu problemin daha da derinleşmesine neden olmaktadır. Ek olarak Çin’in ortaya koyduğu Bir Kuşak Bir Yol projesi ve bunun bölgedeki etkileri komşu ülkelerin bazılarında çekincelere neden olmaktadır. Çin’in artan nüfuzunun hem bölgesel aktörlerin hem de küresel aktörlerin stratejilerinde değişimlere yol açacağı kesindir.
  7. Çin içerisindeki reform hareketlerinin geleceği ve ÇKP’nin geleceğe yönelik planları hem Çin’in iç siyasetinde hem de dış politikasında önemli rol oynayacaktır. ÇKP şu ana kadar reformları kendi istediği şekli ile büyük oranda kontrol etmeyi başarmıştır. Ancak ülkede artan internet kullanımı, hali hazırdaki komünist idealin oluşmamasından doğal hayal kırıklığı ve ÇKP’nin siyasi açıdan tam olarak bir meydan okumayla karşılaşmamış olması Çin’in içeride devam eden tartışmalardandır. Ancak şuana kadar ÇKP’nin politikalarının başarılı olmuş olması ve yaklaşık 30 yıllık bir süreçte elde edilen büyük ekonomik başarı dünyada acaba Çin modeli bir büyüme mümkün mü şeklinde tartışmaların yapılmasını sağlamıştır. Elbette Çin tarihsel olarak kendi pozisyonunu biricik olarak görmüş olsa da ileride bir rol model olma stratejisi ile hareket etmeyeceğinin bir garantisi yoktur. Ancak ÇKP’nin içerdeki sorunlarla tam anlamıyla yüzleşmeden böyle bir maceraya ne düzeyde girişebileceği bir başka soru işaretidir.[15]

Farklı Açılardan Çin’in Dünü ve Bugünü

Yukarıdaki genel bilgiler ışığında, daha özelde bir Çin ortaya koyulabilir.

Öncelikle Çin hala geleneksel değerlerle var olan bir ülke. Örneğin aile Çin toplumunda önemli bir yere sahip. Genellikle aileler bir arada yaşıyor, evliliklerde kız erkeğin evine taşınıyor ve erkeğin anne babasıyla birlikte yaşıyor. Tarihsel olarak Çin toplumunda bu tür bir yaşam tarzı zaten var ancak bugün bu daha çok ülkedeki ekonomik düzenle de ilişkilendirilebilir bir durum haline gelmiş. Çin’de var olan Hukou Sistemi[16] bir bireyin ülke içerisindeki hareketliliğini oldukça kısıtlıyor. Anne-baba genellikle çalışmaya kırsal kesimden büyük şehirlere gittiğinde, büyükanne-büyükbaba çocukları[17] yetiştirme görevini üstleniyor. Bu durum kimileri tarafından bir tür kültür aktarımı olarak değerlendirilse de, pek olumlu karşılanan bir durum gibi gözükmemektedir. Aileler ancak ulusal tatil zamanlarında bir araya gelebilmektedir. Ulusal tatiller Çin toplumu için çok önemli bir yere sahiptir. Özellikle Çin yeni yılı kutlamaları için köylerine geri dönen binlerce işçi, Çin içerisinde ufak çaplı bir göç dalgasına sebep olmaktadır. Bu tür zamanlar ailelerin bir araya gelmesini sağlayan nadide zamanlardır. Genellikle ailelerinden uzakta büyük şehirlerde yaşayan Çinli işçiler, yılda özellikle 2 defa (Çin yeni yılı ve Ulusal Bayram) aileleri ile bir araya gelmek için köylerine geri dönmektedir.

Bir diğer mevzu Çin’in kendi tarihini nasıl gördüğü sorusudur. Çin’in yüzyıllar boyunca bölgesindeki en önemli güç merkezi olduğu ve çevresini etkileyen bir medeniyet olduğu bir gerçektir. Çok uzun bir tarihe sahip olan Çin’in tarihine burada değinilmeyecektir ancak özellikle Çin’in toplumsal hafızasını etkileyen birkaç olaya temas etmek önemlidir. Öncelikle Çin[18] yüzyıllar boyunca kendini Dünya’nın merkezinden görmüştür. Ancak bu durum Afyon Savaşlarında yaşadığı büyük kayıplarla büyük bir utanca dönüşmüştür. İki yüzyılı aşkın süredir bu durum devam etmektedir. Batı’nın her açıdan gücünü acı tecrübelerle keşfeden Çin için son 30 yıl kendini yeniden tanımlama ve konumlandırmanın yılları olmuştur. Ancak hali hazırda var olan bu utanç tam anlamıyla silinip gitmemiştir. Bunun yanı sıra Japonya’nın 1937’den 1945’e kadar süren Çin işgali, Çin toplumsal hafızasında unutulması imkânsız acı hatıralar bırakmıştır. Bunu takip eden zamanda iç savaş (Komünistler ve Milliyetçi Çinliler arasında) ile birlikte Çin neredeyse bir yarım yüzyıl alacak olan gerileme dönemine girmiştir. Mao döneminde uygulanan devlet politikalarının ve özellikle Kültür Devrim’inin felaket düzeyine ulaşan sonuçlarını da unutmamak gerekiyor. İşte bu bağlamda bugün ki Çin’e bakıldığında hala o utancın emarelerini görmek mümkün ancak geçen yüzyıla göre kendinden daha emin ve eski ihtişamının özleminde olan bir Çin olduğunu söylemek mümkün. Bu tür bir yeniden güçlü Çin özlemini Çin halkının da sahiplendiği[19] bir gözlem olarak ifade edilebilir.

“Çin’de gitme şansı elde ettiğim müzelerde bu durumu gözlemleme şansım oldu. Özellikle anne babaların çocuklarını müzelere götürmesi ve yerinde bir tarih eğitimi vermeleri, Türkiye’de pek karşılaşmadığımız bir şey. Ebeveynlerin her bir eser tek tek açıklamaları ve çocuklara bu tarz bir yerinde eğitimin verilmesi dikkat çeken bir konu. Ancak bir taraftan da eserlere el sürme gibi oldukça garip bir durumun varlığı da bu ziyaretlerin sebebini sorgulatıyor. Defalarca şahit olduğum mevzuda, yüzlerce yıllık bir eserle bir anlamda oynamaya çalışan bir çocuğa yanında ki annesinin hiçbir tepki göstermemesi, acaba tarih algısı tam olarak ne sorusunu sormama neden oldu. Ancak her şeye rağmen sanat galerinde dahi çocukların olması dikkate değer bir durum. Tabi burada Çin’in Tek Çocuk Politikası’nın da bir sonucu olarak ailenin sahip olduğu tek çocuğun bir prens ilgisi ile el üstü tutulması bu mevzunun bir başka boyutunu oluşturuyor. Aileler bütün yatırımlarını tek çocuk üzerinden yaptıkları için onun bütün istekleri kabul görüyor. Bu da tabi yine gelecek noktasında ne kadar iyimser bir tablo olduğu sorusunu gündeme getiriyor. Zaten hali hazırda oldukça maddiyatçı bir toplum anlayışı olan Çin’de bu çocuklar kendilerini evrenin merkezinde görerek büyüyor. Ayrıca bu durum sınıfsal ayrımın uçurum boyutunda olduğu Çin’de toplumsal bir sorun olarak dikkat çekiyor.[20]

Üçüncü olarak, Çin’deki teknoloji kullanımına değinmek gerekiyor. Çin’deki toplam mobil telefon kullanımı 1,364.934 milyon ve toplamda ülkenin %53.2’si (730,723,960 milyon) internete erişim sahibi. Her iki alanda da Çin Dünya sıralamasında birinci. Tabi internet kullanımında Dünya’da birinci olsa da, aynı durum internet özgürlüğü konusunda geçerli değil.[21]  Ancak bu durumun sahadaki yansımalarını dikkate almakta önemli. Çin’de Dünya’nın hemen hemen her yerinde erişim imkânı olan Facebook, Twitter, Whatsapp (son birkaç ay içerisinde kısıtlamalar geldi ancak Şangay’da kullanılabiliyor fakat Pekin’de erişime izin verilmiyor), Google (tüm servislerine erişim engellidir, ayrıca Google Play gibi Android işletim sisteminin temeli olan sisteme de erişim yoktur), Line gibi sosyal medya ve uygulama sağlayıcılarına erişim Çin’nin Güvenlik Duvarı’nın[22] engellemesi nedeniyle yoktur. Bunun yanı sıra The New York Times, Finacial Times, The Wall Street Journal, The Economist Bloomberg, Reuters, LeMonde, L’Equipe, Netflix, Youtube, Vimeo, Daily Motion, Wikipedia (tamamiyle yasaklı olmasada, ÇKP’nin hassas olduğu tüm konu başlıklarına erişim yoktur.) ve Wikileaks gibi medya ve video sağlayıcılarına erişimde yoktur. Elbette Çinli internet kullanıcıları VPN yoluyla bu sitelerin pek çoğuna erişim sağlayabilmektedir. Ancak Çin’in bu yıl aldığı bir karara göre 2018 yılına kadar Çin’deki internet sağlayıcıları VPN’ide engelleyecektir. [23] Bu demektir ki bu sitelerin hiç birine bundan sonra her hangi bir şekilde erişim sağlanamayacaktır. Ancak internet kullanıcılarının yeni yöntemler bulacakları da düşünülmektedir.

“Özellikle yukarda bahsedilen Çin’deki internet sansürü pek çok açıdan özellikle Batı nezdinde Çin’i demokratik değerlerin olmadığı bir ülke konumuna soksa da içerden bir bakışın özellikle bu konuda gerekli olduğu kanaatindeyim. İlk olarak, Çin’de internet sansürü olmasına rağmen Çinliler ok yoğun bir internet kullanımı yapmaktadır. Çinli Şirketler olan Wechat (微信), Whatsapp’ın sahip olduğu tüm fonksiyonlara hatta bazı açılardan fazlasına sahiptir. Weibo (微博) Çin’in Twitter’ı şeklinde ve yüz binlerce kullanıcı olan bir uygulamadır. Youku Tudou (优酷土豆) Çin’de YouTube’un karşılığı olan bir uygulamadır. Binlerce kullanıcı temelli videonun yanında pek çok ülkeden dizi ve filmde bu site aracılığıyla Çinliler tarafından izlenebilmektedir. Dianping (大众点评) denilen bir diğer uygulama ise Yelp[24] işlevi görmektedir. Douban (豆瓣) ise tam olarak karşılığı olmasa da filmler, kitaplar, müzik ve etkinlikler hakkında kullanıcıların tartışabildiği bir platformdur. IMDb, Spotify ve Goodreads tarzındaki uygulamaların genel bir karşılığıdır. Yani yurtdışı menşeli siteler Çin’de yasak olmakla beraber Çinli karşılıkları hizmet vermektedir ve çok ciddi kullanıcı kitlelerine sahiptir. İkinci olarak, Teknoloji kullanımı açısından Çin oldukça şaşırtıcı bir yer. Örneğin büyük şehirlerde nakit para kullanımı neredeyse yok denecek kadar az. Ülkenin en büyük alışveriş ve teknoloji plaformu olan Alibaba’nın ödeme sistemi olan Alipay neredeyse her mağazada kullanılabilmektedir. Çinliler Alipay ve rakip firma olan WechatPay sistemlerini kullanaraktan herhangi bir şekilde nakit para taşımadan alışverişlerini yapmaktalar. Bu durum özellikle ABD’de kullanılmaya başlanan ApplePay’inde çok ötesinde bir durumdur. ApplePay hali hazırda birkaç ülkede (Çin’de dahil) hizmet vermekte olmasına rağmen, sektörler bazında ki dağılımı sınırlıdır. Bununla beraber Wechat ve Alipay yereldeki en küçük dükkânlarda bile çalışmaktadır. Tabi bu tarz bir kullanım Çin hükümeti açısından oldukça yararlı oluğu ifade edilebilir. Şöyle ki paranın kontrolü her geçen gün daha önemli bir mevzu haline gelmektedir. Teknoloji bu kontrolü sağlamada çok güçlü bir araç olabilir. Bir yandan devletlerin vergi toplamaları hızlı ve pratik bir sisteme bağlanmakta diğer yandan da paranın devlet tarafından denetimi çok basit hale gelmiştir. İşte bu nedenle elektronik ödeme sistemini yaygınlaştırmak, para aklama ve vergiden kaçma gibi eylemleri en aza indirme noktasında kullanılabilir. En basit ifadeyle para bankadan çıkmadan kullanılmaktadır. Üçüncü olarak, Çin’de teknoloji kullanımında dikkat çeken bir diğer nokta, kullanıcı kitlesinin yaş ortalamasıdır. Çin’de yaşlı nüfusun büyük bir ilgi ile teknolojiyi kullandıkları görülmektedir. Örneğin yaşlılarda tıpkı gençler gibi akıllı telefon kullanmakta bununla beraber bu kullanım sadece mesaj atma ve aramadan ibaret değildir. Yaşlı bireylerde teknolojiyi her alanda çok aktif bir şekilde kullanmaktadır. Gençler arasında ise mobil oyun sektörüne büyük bir ilgi olduğu dikkate değerdir. Gençler metrolarda, kafelerde ve hatta yürürken dahi oyun oynamakta ve Çin’i dünyanın geri kalanını sarmış olan mobil oyun furyasının bir parçası haline getirmektedir.”

Dördüncü olarak, Çin’in ulaşım sistemlerindeki gelişim uzun süreden beri devam etmekte özellikle Çin’in kendini dünyadaki gelişmelere en hızlı şekilde adapte etme noktasında özel bir çaba harcaması bu durumu son yıllarda ciddi şekilde hızlandırmıştır. Özellikle büyük şehirlerde ulaşım büyük çoğunlukla metro ağı ile sağlanmakta, şehirleri birbirine bağlayan hızlı tren altyapı çalışmalarına her geçen gün bir yenisi eklenmektedir. Örneğin Şangay kentinde şehrin en uç noktalarına bile metro ağı ile ulaşmak mümkündür. Bunun yanı sıra metrobüs benzeri bir yapıda şehirde kullanılmaktadır. Taksiler oldukça ucuz olmakla beraber son yıllarda Uber benzeri bir yapı olan Didi (滴滴出行) bu fiyatları daha da aşağıya çekmiştir. Bunun yanında özellikle Şangay’da bisiklet kullanımının oldukça yoğun olduğu göze çarpmaktadır. Bu uygulama son birkaç ayda başlamış olmasına rağmen, Şangay’da oldukça aktif bir şekilde kullanılmaktadır. Bunun yanında Şangay’daki 5 adet merkez tren istasyonu ülkenin geri kalanıyla şehri bağlamaktadır. Özellikle pek çok hatta yeni devreye giren hızlı trenler yılda milyonlarca yolcu taşımaktadır.[25] Bütün bunlara ek olarak havacılık sektörü de Çin’de oldukça aktiftir. Kayıtlı olan 58 havayolu şirketi bulunan Çin’de Şangay, Pekin, Shenzhen, Chengdu ve Guangzhou önemli hub şehirleridir.

“Çin’de en rahat ulaşım yollarından biri kuşkusuz hızlı trendir. Şuan büyük şehirlerin neredeyse tamamı hızlı tren hattıyla birbirine bağlıdır ve tren diğer ulaşım yöntemlerine göre hem oldukça hızlı hem de ucuzdur. Özellikle şuan da kullanılan trenler saatte yaklaşık olarak 300 km/h çıkabilmekle beraber yeni hizmet vermeye başlayan trenler 350 k/h kapasitesinde olacaktır. Rakamları daha anlamlı olabilmesi için örnek verilecek olursa, Şangay’dan Pekin’e (1318 km) yaklaşık olarak 5-5.5 saat gibi bir sürede gidilebilmektedir.  Bu İstanbul’dan kalkan bir trenin Hakkâri’ye 5-5.5 saat içerisinde gidebilmesi demektir. Çin hali hazırda var olan tren garlarını genişletmekte ve her geçen gün yenilerini eklemektedir. Diğer taraftan trenler oldukça konforlu ve neredeyse bir uçak gibi tasarlanmıştır ve genel olarak zaman çizelgelerine uygun çalışmaktadır. Tren teknolojisi yeni bir şey olmasa da özellikle Japonya ile başlayan hızlı tren sistemlerinin geliştirilmesi ve Çin’in bu konudaki kararlı çalışmaları ÇKP’nin propaganda sisteminde en çok sözü edilen icraatlardan biridir, özellikle Çin Devlet Televizyonu’nun bu konuyu sürekli olarak ülkedeki gelişme ve modernleşmeyle bir arada değerlendirmekte ve lanse etmektedir. Metro sisteminden daha ayrıntılı bahsedilecek olunursa, metro Çin’in pek çok kentinde bulunmaktadır (tabi burada kasıt özellikle büyük şehirlerdir). Dünya’daki en büyük metro sistemlerinden ikisi Çin’dedir (Şangay ve Pekin metro ağı)[26]. Şangay metrosu 1993’ten bu yana hizmet vermesine rağmen hali hazırda Dünya’daki en kalabalık metro sistemlerinden birisidir. Metro sistemi sadece ulaşım için değil aynı zamanda ticaret içinde önemlidir. Şangay’daki hemen hemen her metro istasyonunda bir alışveriş merkezi bulunmaktadır. Bazı istasyonlarda bu tünel sisteminin bir parçası olarak yeraltı çarşısı şeklinde kimi zamanda metrodan direkt geçişi olan ayrı bir yapı olarak bulunmaktadır. Metro oldukça dakik çalışmakta ve bir hat hariç oldukça yenidir. Son olarak şehirde karayolları oldukça geniş tasarlanmıştır. Şangay’da ızgara plan üzerine oturtulmuş olan şehir, en az iki geliş ve iki gidiş olmak üzere araç yolu ve motosiklet-bisiklet yolu olmak üzere 6 şeritten oluşmaktadır. Daha dar yollar sadece şehrin eski yerleşim yerlerinden bir kaçında rastlanmaktadır. Şehirde trafik yoğunluğu bazı noktalarda özellikle mesai bitiminden sonra olsa da genel olarak aşırı bir yoğunluk yaşanmamaktadır. Diğer taraftan Pekin (büyük oranda eski şehir kısmı yıkılıp yenilenmiş olsa da) dar sokakları ve çok yoğun trafiği olan bir şehirdir. Şehir tarihi dokusundan dolayı Şangay’ın (20-25 yıllık bir süreç içerisinde neredeyse tüm şehir baştan inşa edilmiştir) aksine yenilenme sürecini daha yavaş yaşamaktadır. Özellikle Pekin’de bulunan Hutong bölgesi neredeyse arabaların giremeyeceği kadar dar sokakları, kimi zaman çıkmaz sokakları ve oldukça geleneksel yapıları tarihi Çin’in bir yüzüdür.”

Beşinci olarak, Çin tarih boyunca dinlere karşı oldukça hoş görülü yaklaşmıştır. Tabi bu hoş görü tüm dinlerin devlet ile olan ilişkilerini belli bir düzeyde tutmaları ve her hangi bir şekilde iç karışıklığa mahal vermedikleri sürece devam etmiştir. İstatistiksel olarak bakıldığında Çin halkının %52.2’si kendini her hangi bir dinle ilişkilendirmiyor. Ülkede ki nüfusun %21.9’u yerel inanışlara  (yerel tanrılar, Taoism ve Konfiçyancılık gibi), %18.2’si Budizm’e, %5.1’i Hristiyanlığın çeşitli kollarına, %1.8’i İslam dinine, %1 Hindizm’e, 1’den azı Yahudiliğe ve %1’lik kalan kısımda diğer dinlere kendini mensup olarak tanımlıyor.[27] Çin tatihi boyunca tüm dinlerin yaşanabildiği bir yer olmuşken bu durum günümüzde (özellikle araştırmalar boyutunda) değişmiştir. Çin’de devletin dinler üzerinde baskısı olduğu uluslararası kamuoyunda sürekli gündeme gelen bir mevzudur. Özellikle iki özerk bölge Tibet ve Sincan hem ÇHC hem de ÇKP’nin yumuşak karnını oluşturmaktadır. Bu iki bölgede yaşanan olaylardan Çin her açıdan etkilenmekte ve özellikle Tibet Budizm’ini kontrol altında tutmak için pek çok yolu denemektedir. Bunun yanı sıra Sincan’da Müslüman azınlığa karşıda pek çok sınırla getirilmekte ve baskı yapıldığına dair hem uluslararası kuruluşlardan hem de bağımsız toplum kuruluşlarından çeşitli zamanlarda sesler çıkmaktadır. Ayrıca Çin, dünyada artmakta olan radikal hareketlere karşı içeride oldukça sert bir tutum takınmakta, bu hareketlerin risklerini oldukça ciddiye almaktadır. Tabi bu durum tarihte yaşanmış olaylarında bir sonucudur. Çin’deki dinler şayet devlet işlerini etkilerlerse mensupları öldürülüş veya hapsedilmiş ve bu dine ait yapılar yıkılmış ya da tahrip edilmiştir. Devlet dini siyaset alanından uzak tutma noktasında bir tavra her zaman sahip olmuştur. Bugün dahi ÇKP Marksist-ateist kimliği ile bilinmekte ve üyelerinden de bunu beklemektedir. Parti bu kurala uymayanların disiplin soruşturmasına maruz kalacağını ve cezai yaptırımların olabileceğini vurgulamıştır.[28]

“Unutulmamalıdır ki Çin’deki kapalılık nedeniyle dinle alakalı bazı konular tahminlere dayanmaktadır. Ancak deneyim olarak denilebilecek şey, özellikle ziyaret ettiğim şehirleri ele aldığımda Çin’de din özgürlüğünün olduğudur. Örneğin Şangay kentinde 6 tane cami bulunmaktadır. Bu camiler izlenmekte ve özellikle radikalizm endişesi nedeniyle kontrol altında tutulmaktadır fakat buna rağmen Müslümanların ibadetlerini yapmalarının önünde bir engel yoktur. Aynı durumun Sincan bölgesi için söz konusu olup olmadığı ise bir soru işareti. Çinliler bölgede bir baskının olduğunu her şartta reddetmekteler.[29] Ancak bu tür bir baskının varlığı noktasında kanıt hem bölgeye gidenlerin şahit oldukları hem de bölgede var olan ağrı sansür nedeniyle ortaya konulmaktadır. Bunun yanı sıra Çin hükümeti Katolik Kilisesinin de Çin içerisinde faaliyetlerine uzun süre izin vermemiştir ve bu konuda hala eşitli seviyelerde müzakereler yapılmaktadır. Konfiçyancılık ve Taoizm varlığını sürdürmekte ancak bunların bireylerin yaşamsal faaliyetlerine etkisi oldukça sınırlıdır. Son olarak halk seviyesinde dinin oldukça az bir yer tutmakta oldukça az yer tuttuğu görülmektedir. Bunun en belirgin nedeni Çin’de çok ileri seviyede madde odaklı bir anlayışın olmasıdır. Para Çin’in şuan ki tanrısıdır.”

Son olarak, Çin toplumu incelendiğinde uç noktalarda olan gruplar dikkat çekmektedir. Çinliler pek çok zaman bilinenin aksine oldukça sevecen ve arkadaş canlısıdırlar. Bu belki bir seviyeye kadar var olan yabancılara özel ilgiden kaynaklanmaktadır. Özellikle bu ilgi bazen çok garip noktalara çıkmaktadır. Diğer taraftan Batılılara karşıda özel bir ilgi dikkatleri çekmektedir. Beyaz adamın üstün olması noktasındaki algıya Çin’de pek çok kişinin halen bile sahip olduğu bir gerçektir. Ancak uzun süreden beri var olan ve son yıllarda artış gösteren milliyetçilik, Çin’in uzun vadede bu yüzünü değiştirebilir. Ülkede bir kısım yabancıların varlığını tehdit olarak görmekte, kimin zaman ise siyahiler özellikle hedef alınmaktadır.[30] Ancak bir diğer taraftan bakıldığında Amerikan hayranlığı özellikle genç nesil tarafından hem sözel hem de alışkanlıklar açısından pek çok kez ortaya konulmaktadır.

[1] Kaynak: https://www.cia.gov/library/publications/the-world-factbook/geos/ch.html

[2] Dünya Enerji Konseyi. (2016). Dünya Enerji Kaynakları Raporu. World Energy Council. https://www.worldenergy.org/wp-content/uploads/2017/03/WEResources_Hydropower_2016.pdf adresinden alındı

[3] Bu tren saatteki yaklaşık hızı 450 km’ye kadar çıkabilir ve teorik olarak bunun çok üzerinde potansiyele sahiptir. İlk defa bu tarzda hıza sahip bir trenle alakalı çalışmalar Japonya’da başlamış ve halen devam etmekte olsa da, Dünya’da ki tek aktif hat Çin’dedir.  Yapımı oldukça maliyetli ve çok kısa mesafede hizmet vermesi nedeniyle Çin içerisinde de pek çok tartışmaya neden olmuştur.

[4] Çin Halk Cumhuriyeti’ne göre 23. eyalet Tayvan (Çin Cumhuriyeti)’dır. Bu hem uluslararası ilişkilerin hem de Çin’in en önemli sorunlarından birisidir. Birleşmiş Milletler’in 2758 Sayılı kararına göre Çin’in Güvenlik Konseyindeki yeri Çin Halk Cumhuriyeti’ne devredildi ve Tayvan’ı o dönemden beri süren belirsiz bir pozisyona itti. Ancak Çin hali hazırda fiili olarak Tayvan adasına sahip değildir. Bunun yanında Tayvan kendi hukuk sistemi, kendi yasama-yürütmesi olan bir bölgedir. Hali hazırda Dünya’da Çin Cumhuriyeti’ni tanıyan 22 ülke bulunmaktadır ve bunlar Çin Halk Cumhuriyeti’ni tanımamaktadır.

[5] Burada ki eyalet ifadesini ABD’deki eyalet sistemi ile karıştırmamak gerekir. Çin her şeye rağmen üniter bir devlettir yani merkezde verilen kararlar ulusal çapta uygulanır. Bu açıdan eyaletler sadece merkezin kendilerine izin verdiği ölçüde güce ve yetkiye sahiptir.

[6] Özellikle Çin’deki bazı şehirlerin metropol haline gelmesinden sonra uygulanmaya başlanan bir sistemdir. Bu şehirler Çin’deki diğer şehirlere göre daha ayrıcalıklı bir konumdadır ve nüfus açısından da oldukça yoğun nüfuslu yerlerdir.

[7] Özel İdare(Yönetim) Bölgesi [Special Administration Region(SAR)] Özerk bölgelerin aksine Çin tarafından direkt yönetilmemektedir. Örneğin Hong Kong kendi para birimi olan, iç hukukuna sahip, yasama ve yürütme yetkisi olan bir bölgedir. Ulusal güvenliği ve uluslararası ilişkilerdeki temsili Çin tarafından yapılmakla beraber iç işlerinde bağımsızdır. Ancak son yıllarda yaşanan ve Çin’in oldukça artan etkisi bu dengelerin eskisi gibi olmayacağının bir işareti olabilir. Özellikle Çin’in Hong Kong’un eğitim sisteminde daha milliyetçi bir planın izlenmesi noktasındaki değişikliği diretmesi ve bunun Hong Kong’un geneline yayılan bir eyleme dönüşmesi sonrası Çin-Hong Kong ilişkileri gerilmiştir.  Yaşanan olaylar ve göstericilere yapılan müdahaleler Hong Kong’ta yaşayan nüfusta da Tek Ülke-İki Sistem anlayışının sonu mu geliyor noktasında şüpheler doğurmuştur.

[8] Aljazeera. (2012, Kasım 9). Aljazeera Türk. Ekim 5, 2017 tarihinde http://www.aljazeera.com.tr/haber-analiz/cin-ulusal-kongresi adresinden belli bilgiler alındı.

[9] Çin bir anayasaya sahiptir ancak yargısal açıdan bunu güvence altına alan bir kurum yoktur. Tabi bu kıyaslama dünyada hali hazırda ki normal çerçevesinde yapılmaktadır.

[10] Amensty International’in verdiği rakamlara göre (resmi olmadığını belirtmek gerekiyor, çünkü Çin bu konuda resmi rakamlar açıklamıyor) Çin dünyada idam cezasını en çok uygulayan ülke. 2009’dan beri Amnesty’nin raporunda yayınlanmamakla beraber (çünkü Çin bu cezalarla ilgili bilgileri devlet sırrı sayıyor) hala ölüm cezalarında dünyada 1. sırada. Rapora ulaşmak için: https://www.amnesty.org/en/what-we-do/death-penalty/

[11] Verilen rakam özellikle şehirde yaşayanlar için oldukça düşük bir miktardır ve bununla birlikte Çin’in nüfusu düşünüldüğünde %3.3’lük bir rakam bile oldukça yüksektir.

[12] Phillips, T. (2016, 8 13). The Guardian: https://www.theguardian.com/world/2016/jul/13/china-damns-international-court-after-south-china-sea-slapdown adresinden alındı.

[13] Bu durumun bir benzeri Hong Kong’daki öğrenci ayaklanmasında da yaşandı. Umbrella Movement (Şemsiye Hareketi) adı verilen ve büyük çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu grup Hong Kong’da günlerce eylem yaptı ve bu durum uluslararası alanda Çin’in imajına zarar verdi. Özellikle Hong Kong polisinin olaylara müdahalesinin yankıları uzun bir süre devam etti. Bu durum Hong Kong’da hali hazırda var olan Hong Kong milliyetçiliğini daha da körükledi.

[14] Tabi Çin’in BRİCS (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’nın oluşturduğu sosyo-ekonomik blok) gibi uluslararası sistemi bir şekilde büyüyen ekonomilerinde sözünün olduğu bir yere çekmeye çalıştığı kesindir. Ancak bu hareketin başarısı oldukça şüpheyle bakılan bir mevzudur. Hem bu ülkelerin kendi aralarında yaşadığı sorunlar, hem bu ülkeler arasındaki sınırlı oranda ki işbirliği ve kültürel farklılıklar temel tartışma mevzularıdır. Ancak kimi yorumlara göre böyle bir hareketin emekleme düzeyinde olsa bile varlığı gelecek noktasında ve çok kutuplaşma açısından atılmış ilk adım olarak değerlendirilebilir.

[15] Çin özellikle Afrika’da kendisini oldukça güçlü bir konuma getirmek için mücadele etmektedir. Afrika’nın pek çok yerinde alt ve üst yapı çalışmaları yapmanın yanı sıra, kendine ait askeri üstlerde inşa etmektedir. Bunun yanı sıra BM Barış Gücü’ne ciddi oranda destek vermekte ve bu şekilde bir başka nüfuz alanı oluşturmaya çalışmaktadır. Çin’in hali hazırda hem askeri alanda devam ettirdiği modernizasyon ve özellikle uçak gemisi inşa süreci oluşturulmak istenen güç projeksiyonunun işaretidir. Ancak burada özellikle altı çizilmesi gereken nokta Çin’in tüm bu çalışmaları olabildiğince barışçıl amaçlarla yaptığı noktasında Dünya’yı ikna etme çabasıdır. Halen Dünya geçmişi ve komünist sistemi nedeniyle Çin’e şüphe ile bakmaktadır ve bu kolayca yok olabilecek bir algı gibi görünmemektedir.

[16] Huhou Sistemi Çin’de hali hazırda uygulanmakta olan bir tür oturma izni sistemidir. Herkes doğuştan bir Hukou ya sahiptir ve bunun değiştirilmesi neredeyse imkânsızdır. Hukou bir bireye iş, sağlık ve eğitim sistemine erişim, devlet kurumlarından tam yararlanma hakkı gibi yararlar sağlamaktadır. Ancak bir işçi büyük şehirlere çalışmaya gittiği zaman Hukou’suda onunla birlikte değişmemektedir. Bir tür yasadışı işçi gibi gittiği şehirde yukarıda bahsedilen hizmetlere erişim sağlayamamaktadır. Bu nedenle aileler çalışmaya gittiklerinde çocuklarını yanlarında götürmemektedir. Ancak bu durum ciddi sosyal sorunlara sebep olmaktadır. Ebeveynleri olmadan büyüyen bir nesil oluşmaktadır Çin’de ve bunun ileride oluşturacağı başka problemleri kestirmek zordur. Çin son yıllarda bu sistemi bir şekilde dönüştüreceğine ve daha makul hale getireceğine dair planlardan ÇKP bahsetmiştir. Ancak hali hazırda bir değişim sağlanmış gözükmemektedir. Kaynak: https://www.thoughtco.com/chinas-hukou-system-1434424

[17] Çin 2015 yılında aldığı kararlar 1979’dan beri uygulamakta olduğu tek çocuk politikasından vaz geçti. Tek çocuk politikası gereği Han etnik grubuna dahil olan Çinlilerin bir çocuktan fazla çocuk sahibi olmaları kanunla yasaklanmıştı. Ancak diğer etnik gruplar ve kırsal kesimde yaşayanlar (2 çocuk yapma izinleri vardı) bu kanundan muaftı. Kaynak: https://www.thoughtco.com/chinas-one-child-policy-1435466

[18] Çin ismi Çincede 中国 (Zhōngguó) yani Merkez Krallık/Ülke’dir. Bu da Çin’in tarih boyunca kendini nasıl konumlandırdığı ile alakalı önemli bir göstergedir.

[19] Tabi bu durum ne düzeyde kendini propagandaya borçlu, sorgulama yapılması gereken bir mevzu. ÇKP milliyetçi söylemleri uzun yıllardır kullanmakta ve şu ana kadar bu konuda başarıya ulaşmış görünmektedir.

[20] Bu konu ile ilgili daha detaylı bilgi öğrenmek isteyenler için: https://www.youtube.com/watch?v=MFJBgsr939c. Çin’in zengin çocuklarının özellikle Çin dışında nasıl hayatlar sürdüğü ile ilgili oldukça çarpıcı bir belgesel.

[21] Freedom House’un raporuna göre Çin’in internet sansürü noktasında skoru 100 üzerinden 88 ile özgür değil statüsündedir (0’a doğru özgür-100’e doğru özgür değil). Bu derecelendirme 3 ölçüt üzerinden yapılıyor: 1-) Erişim önündeki engeller, 2-) İçerik Sınırlamaları ve 3-) Kullanıcı Haklarının İhlali. Çin 2016’da yayınlanan rapora göre birinci ölçütten 25 üzerinden 18, ikincisinden 35 üzerinden 30 ve üçüncüsünden de 40 üzerinden 40 almış durumda. Raporun ayrıntısı için bakınız: https://freedomhouse.org/report/freedom-net/2016/china

[22] The Great Firewall of China için bakınız: https://www.opendemocracy.net/china-correspondent/great-firewall-of-china

[23] Haas, B. (2017). China moves to block internet VPNs from 2018. the Guardian. Erişim 6 Ekim 2017, Ayrıntı için bakınız: https://www.theguardian.com/world/2017/jul/11/china-moves-to-block-internet-vpns-from-2018

[24] Yelp 2004 yılında ABD’de kurulmuş olan bir servis sağlayıcısıdır. Özellikle bir bölgedeki restoranlarla alakalı kullanıcıya yönelik her türlü bilgiye erişilebilecek kullanıcı bazlı bir puanlama sistemi olan uygulama, Dünya’da pek çok ülkede popülerdir.

[25] Daha ayrıntılı istatistiklere ulaşmak için bakınız: http://www.stats.gov.cn/tjsj/ndsj/2016/indexeh.htm

[26] Şangay metrosu toplamda 337 istasyona ve 15 tane hatta sahiptir halen bu sayı artmaktadır. Toplam hat uzunluğu 548 km ve bunun 800 km’ye çıkartılması planlanmaktadır. Pekin metrosu ise toplamda 319 istasyona ve 527 km uzunluğa sahiptir.

[27] Chinese Religion | Data on Chinese Religions | GRF. (2017). Globalreligiousfutures.org. Erişim 9 Ekim 2017, ayrıntılar için bakınız: http://www.globalreligiousfutures.org/countries/china#/?affiliations_religion_id=0&affiliations_year=2010&region_name=All%20Countries&restrictions_year=2015 Not: Bu araştırma Pew Research Center tarafından yapılmış olup, Pew uluslararası önemli bir araştırma grubudur.

[28] Ayrıntı için bakılabilir: https://www.thetimes.co.uk/article/china-bans-religion-for-communists-bqd80zhn9

[29] Bunun nedeni Çin devletinin orada terörizmle mücadele ettiğini iddia etmesidir. Çin özellikle bu bölgede artan El-kaide ve İŞİD aktivitesini kendi iç güvenliğine en büyük tehditlerden biri olarak görmektedir. Ayrıca Orta Doğu bölgesine gitmiş olan Uygur kökenli İŞİD sempatizanlarının Çin’e geri dönmeleri Çin için çok büyük bir endişe kaynağıdır. Ayrıca bu bölgede uzun yıllardan beri var olan bağımsızlık düşüncesini de dikkate almak gerekiyor. Sincan’da yaşayan Uygur haklı bağımsız bir Uygur devletinin varlığını istemekte ancak böyle bir durum Çin açısından asla mümkün görünmemektedir. Bölgenin bir tür tampon bölge işlevi görmesi, Çin’in nüfuz alanı içersin de olması, yeraltı zenginlikleri ve Çin’in tarihsel iddiaları nedeniyle bölge Çin açısından çok değerli ve stratejiktir. Bu mesele Türkiye ile Çin arasında uzlaşmanın olmadığı en önemli sorun olarak varlığını sürdürmektedir. Çin hem Türkiye’deki Uygurların faaliyetleri noktasından hem de Türkiye’nin Uygur mevzusunda ki tutumu noktasında Türkiye ile güven inşa edememektedir. Türkiye pek çok noktada ki haklı taleplerini devam ettirmekte ancak bu durum uzun vadede iki ülke ilişkilerinin düzelmesine büyük engel teşkil edecek gibi görülmektedir.

[30] Özellikle ifade etmek gerekiyor ki bu tarz bir söylem kesinlikle Çin’in tümü için geçerli değildir. Irkçı söylemler var olsa bile bu oldukça sınırlı düzeydedir. Yabancı düşmanlığı ise Çin’de var olmakla birlikte pratikte karşılaştığım bir şey değildir.