Yazar: Ahmet Enes Başkaya

HİNDİSTAN ÜZERİNE

Geçtiğimiz iki ay boyunca Bölge Uzmanlığı programı dahilinde Hintçe öğrenme amacıyla yaz kursu için Hindistan’daydım. Bu süre zarfında, devam eden dil eğitiminin yanı sıra kültürel ve turistik ziyaretlerde bulunduk. Aynı ülke içerisinde birbirlerinden farklı dil, din, etnisite ve micro kültürler ile karşılaşma ve bunları karşılaştırma imkanımız oldu. Bir milyarı aşkın nufusuyla Hindistan, Dünya’da Çin’in ardında en kalabalık nufusa sahip ülke konumunda. Britanya’nın eski sömürgesi olan bu coğrafya, daha genel ifadeyle “Hint Altkıtası”, ikinci dünya savaşından kısa bir süre sonra 1947 yılında ilk kez sınır değişikliklerine sahne olmuştur. Müslümanların çoğunluğunu oluşturduğu Pakistan devleti Hindistan’dan ayrılmıştır. Sınır değişiklikleri bununla da kalmamış, 1971 yılında müslüman nufuslu Bangladeş Pakistan’dan ayrılarak bağımsızlığını kazanmıştır. Hint Alt-kıtası bünyesinde sayısız farklı micro kültür, dil, etnisite vb. unsurlarını barındırsa da sosyokültürüel ve sosyo-ekonomik anlamda geniş bir ortak paydaya sahiptir. 47’den bugüne geldiğimizde, Hindistan devleti bu coğrafyada nufusu, ekonomisi, askeri gücü, siyasi istikrarıyla diğer komşu devletlere görece bölgede lider konumdadır. Bunun yanında geopolitik olarak dünya ticaretinde önemli bir güce sahip bulunmaktadır. Ülkenin güneyinde bulunan adalar enerji ve ticaret yollarını barındırması itibariyle geostratejik noktaları oluşturmaktadır.

Hindistan $2,454 trilyon dolarlık GDP (GSYH) ve yıllık %7 ile büyüyen ekonomosi ile Asya’da Çin ve Japonya’nın ardından üçüncü sırada gelmektedir. Ancak bu devasa büyüme ve kalkınmaya yönelik sektörel yatırımları karşılayacak altyapı ülkenin en büyük eksikliği olarak gözeçarpmaktadır. Başkent Delhi’de dolaşırken düzenli, temiz gelişmiş yapıların bulunduğu alanları görürken, 5km ötede en basit alt yapının ve temel ihtiyaçların karşılanamadığı  “getto” vâri geniş meskenlere rastlamak da mümkündür. Kolayca göze çarpan bu fiziki tezatlık, ülke genelinde sosyo-ekonomik dağılımda çok büyük uçurumların olduğu tezini de destekler niteliktedir. Nitekim, başkent de dahil olmak üzere ülke genelinde etkisi çok büyük olan kast sistemi sosyo-ekonomik dağılımdaki bu uçurumu besleyen en büyük etken olarak karşımıza çıkmaktadır. BJP’nin 2014 yılında çok büyük bir seçmen desteğiyle iktidara gelmesinin ardından Başbakan Modi geniş çaplı bir demokratikleşme sürecini başlattı. Ancak bu politikalar söylemsel olarak kalmış pratikte çok da karşılık bulabilmiş değil. Kast anlayışı tepeden tırnağa psikolojik olarak kurumsallaşmış gözükmekte. Metropollerde eğitim, medya, iş ve finans kurumlarının sayısının fazlalığı sebebiyle sosyal mobilizasyon kısmı olarak sağlanabilmekte ancak bu oran hedeflenen sayıdan çok çok uzaktadır. Demokrasi ve eşitlik politikalarının bir yansıması olarak İyi üniversitelerde eğitim gören farklı kastlara mensup hindular, kast dışı sayılan müslümanlar ve sihler daha kaliteli ve üst düzey ve dolgun maaşlı iş bulma imkanlarına sahip olmaktalar. 1.3 milyar nufusa sahip Hindistan’ın zayıf altyapı ve geniş çaplı fakirlik-yokluk içerisinde böylesi bir büyüme ve kalkınmayı nasıl başardığı, şüphesiz benim sorulması gereken en önemli soruydu. Orada bulunduğum süre zarfında bu soruyu kısmen de olsa şu şekilde cevaplayabildim: Tarih boyunca bu coğrafyada küçük bir yönetici azınlık grup büyük çoğunluğu eğiterek değil, yönlendirerek yönetmişlerdir. Günümüzde de durum çok farklı değil gibi gözüküyor. Nufusun %10 undan daha az bir topluluk ülkenin siyasi, ekonomik ve kültürel politikalarına yön veriyor. Ülke genelinde özel sektör ve sermaye oranı halen daha az ve  büyük yatırımlar devlet eliyle gerçekleşmektedir. Nitekim sınırlı sayıda ancak yüksek nitelikteki üniversitelerdeki öğrenciler ülkenin en önemli kurumlarında çalışmak ve kalkınmayı sürdürülebilir kılmak için gerekli insan kalitesini, teknolojiyi ve üretimi sağlamak üzere yetiştirilmektedir. Sonuç olarak, Hindistan yazılım, sağlık ve iletişim teknolojilerindeki başarısını bu sisteme borçludur.