Yazar: Cihat Aydın

Giriş
Bu raporda TÜGVA Bölge Uzmanı Yetiştirme Programı kapsamında Hindistan / Pakistan masası öğrencileri olarak Hindistan’da bulunduğumuz iki ay içindeki izlenimlerim ve gözlemlerimin yanı sıra yaptığım okumalarım / araştırmalarım da yer alacak.

Raporda Hindistan’ı ekonomik, sosyolojik, siyasi olarak ele alıp gözlemlerimi yazacağım. Ayrıca Hindistan‘da, İngiliz sömürgesinin etkilerini, Hindistan- Pakistan ilişkilerini ve Keşmir sorununu da elimden geldiğince irdelemeye çalışacağım.

Hindistan Hakkında Genel Bilgiler ve Genel İzlenimler
Hindistan; Güney Asya bölgesinde bulunan, dünyanın en büyük ikinci nüfusuna sahip ülkesidir. Ayrıca Hindistan, Endonezya’dan sonra en büyük Müslüman nüfusa sahip ülkedir. Hindistan, dünyanın en büyük demokrasisidir.
Hindistan’ın komşuları Pakistan, Çin, Nepal, Bhutan, Bangladeş, Myanmar’dır. Güneyinde Hint Okyanusu, Batısında Umman Denizi ve Doğusunda Bengal Körfezi vardır.

İndus Vadisi Uygarlıkları, tarihi ticaret yolları ve büyük imparatorlukların yer aldığı Hint yarım adası önemli bir kültürel, medeni ve tarihi mirasa sahiptir. Özellikle Müslümanların, Hinduların, Sihlerin, Budistlerin, Hristiyanların içinde yaşadığı Hindistan ‘’çok kültürlü’’ bir ülkedir.

Hindistan, 28 tane eyaletten ve 7 tane birlikten oluşan parlamenter demokrasisi olan bir ülkedir. 1991’den bu yana yapılan ekonomik uygulamalar nedeniyle bugün dünyanın en büyük ekonomilerinden biridir. Buna rağmen ülkeye adımınızı attığınızda, ülkede ekonomik seviyenin çok düşük seviyede olduğunu görürsünüz. Fakat Pakistan ile karşılaştırıldığında, Hindistan’ın refah seviyesi Pakistan’a göre daha yüksek ve Hindistan Pakistan’a göre daha gelişmiş bir ülke.

Hindistan genel olarak kirli bir ülkedir. Hindistan halkı yoksuldur. Hinduizmde olan kast sisteminden dolayı ülkede gelir dağılım adaletsizliği var. Hindistan sokaklarında yaşayan milyonlarca insan var. Aynı şehirde bazı insanların sokaklarda uyuduğunu görürken, bazı insanların lüks otomobiller ile dolaştıkları görebilirsiniz.

Hindistan’a ayak basar basmaz İngiliz sömürgesinin etkilierini görüyorsunuz. Hemen hemen her şey sömürgenin izlerini taşıyor. Mesela hemen hemen herkes İngilizce konuşuyor. Daha üzücü olan şey ise, yeri geliyor insanlar birbirleriyle de İngilizce konuşuyor. Bizim vaktimiz Hindistan’da sınırlı olduğu için hem dilimizi geliştirmek, hem de bölgeyi yakından tanımak için olabildiğince buradaki insanlarla konuşmaya çalıştık. Yabancılara, turistlere ve özellikle de Hindistanlı Müslümanların Türkiye’ye ve Türklere ilgileri çok fazla olduğu için onlar da merakla bizimle konuşmaya çalıştılar. Fakat biz Urduca konuşmak isterken, onlar İngilizce konuşmakta ısrar ediyorlardı. Hatta bazen onlar İngilizce konuştu, biz Urduca. Bütün bunlar İngiliz sömürgesinin etkileri. Oysa dil bir milletin ruhudur, benliğidir. Diline sahip çıkan hiçbir millet sömürgeleşmez.

Hindistan’ın Sosyal Yapısı
Hindistan’da birçok etnik ve dini grup var. Hindistan’da bir çok etnik grubun oluşunun neticesi, bu kadar fazla dilin konuşuluyor olmasıdır. Bölgeden bölgeye, eyaletten eyalete, şehirden şehre, köyden köye, hatta bazen mahalleden mahalleye, sokaktan sokağa dil değişebiliyor. Tıpkı Pakistan gibi. Bazı diller birbirine karışmış durumda.

Hindistan, çok sayıda farklı dinlerden, çok sayıda etnik, mezhep ve meşrep farklılıklarından oluşan bir toplumdur. Maalesef Hindistan halkı birleşeceği ortak bir mirastan mahrumdur. Hindistan halkı illi birlik ve beraberlik şuurundan yoksun bir halk. Dolayısıyla etnik ve dini kimliklerin yarattığı farklılıkları bir zenginlik bilerek, bir ‘’Hindistanlılık’’ üst kimliğini benimseme konusunda ciddi sıkıntılar yaşanıyor ülkede. Bu sorunun diğer etkenleri ise az gelişmişlik, ekonomik zorluklar, eğitim seviyesinin ülke genelinde çok düşük olması, siyasal kültürün ülkeye yerleşememesidir. Bu etkenlerden dolayı ülkede ‘’aşiretleşme’’, ‘’kabileleşme’’, ‘’gruplaşma’’ çok ön plandadır.

Maalesef kast sistemi Hindistanlıların çok büyük bir kısmını yokluk ve sefalet içine itmektedir.

Biruni’nin ‘’Tahkikü Malil Hind’’ adlı eserinden edindiğim bilgilere göre Hint kast sistemi MÖ 2500-1500 yıllarında Hindistan topraklarını işgal eden Aryanlardan kalan bir sistemdir. Aryanlar ülkeyi işgal ettikten sonra Hindu medeniyetini inşa etmeye başlarken kölelikten farkı olmayan sosyal hiyerarşi sistemi olan kast sistemini kurdular.

Kast sistemi efsanelerle ve hurafelerle dolu olan kutsal Hindu metinlerinde halka dayatılmakta ve halk tarafından bir dini vazife olarak görülmektedir. Üstelik bu sistem ülkedeki adaletsizliklerin, düzensizliklerin, sosyal çarpıklığın temel nedeni olduğu halde. Anlatılana göre ilk insan Manu’nun kafasından din adamları, kollarından savaşçılar ve krallar, belinden çiftçiler ve tüccarlar ve ayaklarından da işçiler türemiştir. Yani kast sistemi şu şekildedir;
1-) Brahmanlar (Din adamları)
2-) Kşatriya (Krallar ve Askerler)
3-) Vaikya (Tüccarlar ve Çiftçiler)
4-) Sudra (İşçiler)
Kast sistemine göre bir kast sınıfında bulunan biri başka bir sınıfa geçiş yapamaz.

Gözlemleyebildiğim kadarıyla Hindistan’ın sosyal dönüşüme çok ihtiyacı var. Fakat bu sosyal dönüşüm hemen birkaç yılın içinde olabilecek bir şey değil. Sosyal değişim ve dönüşümün uzun bir süreye ihtiyacı var ve bu sürecin sağlıklı bir şekilde gerçekleştirilmesi gerekir. İçerideki güç unsurlarının ve uluslararası düzeyde Hindistan’a dost olan ülkelerin, bu uzun süreçte çok çaba harcamaları gerekmektedir. Grupları, aşiretleri, kabileleri bu dönüşümde rol oynamaya davet etmeleri gerekmektedir. Söz konusu unsurlar eğer bu süreci sağlıklı yürütmezse, ortaya çok daha ciddi sıkıntılar çıkacaktır.

Hindistan’da Eğitim
Bu kadar çok etnik kökenin, farklı dilin, farklı dinin beşiği olduğu halde ciddi ve emin bir şekilde ayakta durmaya başaran bir ülkenin eğitim sistemi; bizim gibi dünyada söz sahibi olmaya çalışan yine ciddi bir ülke tarafından konuşulması gerektiğini düşünüyorum.

Öncelikle Hindistan’ın eğitim amaçlarını incelediğimizde tek tip insan modeli yerine çoğulcu, kendi özlüğünü korumanın yanında ülke bütünlüğüne katkıda bulunan, modern, araştırmacı ve kendi değerlerine saygılı bireyler yetiştirmeyi hedeflediğini görürüz. Buradan hareketle Hindistan her etnik ve dini gruba kendi şartları içinde anayasaya uygun serbest eğitim imkânı vermektedir. Her Hindistan vatandaşı kendi istediği dini ve kültürel eğitimi devletin resmen tanıdığı okul ve üniversitelerde tamamlayabilir. Buna Hindistan kanunları şöyle düzenleme getirmiştir. Farklı eyaletlerde farklı diller konuşulduğu ve her dinin kendine özgü eğitim tarzı olduğu için çoğulcu bir eğitimi seçmiştir. Birçok yerel dilde eğitim veren aynı zamanda Hintçe İngilizce eğitim veren ulusal okullar mevcuttur ve bunu devlet desteklemektedir. Tüm Hindistan’da eğitim işlerini düzenleyen ulusal en üst kurum, İnsan Kaynakları ve Gelişimi Bakanlığıdır (Ministry of Human Resource and Development). Bu bakanlığın altında faaliyet gösteren birimler mevcuttur. Aynı zamanda her eyaletin de hükümetinde eğitim işlerinden sorumlu bir bakan mevcuttur. Bu yapı içerisinde Milli Eğitim ve Eyalet Eğitim bakanlıkları eğitimi kontrol eder ve yön verir. İlk görünüşte karmaşık ve çok başlı bir sistem gibi gözükse de uygulamada, herkesin yetki ve sorumlulukları belli olduğu için güzel işlemektedir.

Hindistan’ın Ekonomisi
Hindistan dünyanın en hızlı büyüyen ekonomilerinden birine sahiptir. Hindistan ekonomisi 2014 yılında Çin’i de geçerek dünyanın en hızlı büyüyen ekonomisi haline geldi. Hatta şurası çok ilginçtir ki; geçenlerde okuduğum habere İngiltere’nin ekonomisi sömürgesi olan Hindistan ekonomisinin gerisinde kalıyor.

Böyle ekonomisi hızlı büyüyen bir ülke ile mutlaka ekonomik ve ticari işbirliği yapmamız ülkemizin gelişimi için de çok büyük önem arz etmektedir.

Sayın Cumhurbaşkanımızın 30 Nisan – 1 Mayıs tarihlerinde Hindistan’a gerçekleştirdiği ziyarette, Sayın Cumhurbaşkanımız ile Hindistan Başbakanı Modi himayelerinde Hindistan – Türkiye İş Forumu tertip edilmiştir. İş Forumu iki ülkenin ekonomik ve ticari işbirliği açısından çok önemli bir adımdır.

Hindistan’ın Siyasi Yapısı
Hindistan 15 Ağustos 1947 yılında İngiltere’ye karşı bağımsızlık kazanmış ve 26 Ocak 1950 yılında kabul ettikleri Hindistan anayasası ile bugünkü Hindistan Cumhuriyetine dönüşmüştür.

Federal devlet olan Hindistan’da, eyaletler kendi parlamentolarına ve hükümetlerine sahiptir. Yönetim merkezi hükümet ve eyalet hükümeti arasında bölünmüştür. Birlik bölgeleri ise merkezi hükümetin yönetimi altında, Cumhurbaşkanı tarafından atanan valiler ile yönetilmektedir.

Çok partili parlamenter demokrasiyle yönetilen Hindistan’da iki tane meclis vardır. Birisi Eyalet Meclisi, diğeri ise Halk Meclisidir.

Halk Meclisi 552 sandalyeden oluşur ve seçimleri de beş yılda bir yapılır. Halk Meclisine eyaletlerden 530 ve Birlik bölgelerinden ise 20 üye kabul edilir. Eğer Hindistan Cumhurbaşkanı Anglo-Hint toplumunun temsil edilmediğine kanaat getirirse, meclise iki Anglo-Hint kökenli üye atama yetkisine sahiptir.

Eyaletler Meclisi ise 250 sandalyeden oluşur, fakat üyeleri genel seçimlerde seçilmez. Eyaletler Meclisi üyeleri Eyalet parlamentoları ve Birlik bölgelerinden seçilmektedir. Eyaletler Meclisinin 12 üyesi Cumhurbaşkanı tarafından atanır. Hindistan’da seçme yaşı 18; seçilme yaşı ise Halk Meclisi için 25, Eyaletler Meclisi için 35’dir.

Ülkede ulusal ve eyalet partileri olmak üzere iki çeşit parti vardır. Ulusal partiler ülke genelinde seçimlere katılabilirken, eyalet partileri sadece bir veya iki eyalette seçimlere katılabilmektedir.

Ülkedeki en büyük iki siyasi parti; Gandhi-Nehru çizgisini takip eden merkez sol Kongre Partisi ile Hindu milliyetçisi olan sağ Hindistan Halk Partisidir. Üçüncü önemli parti ise Avam Halk Partisidir.

Hindistan’da 2014 yılında yapılan seçimleri ‘’Bharatiya Janata Party’’ (Hindistan Halk Partisi) kazanmıştır ve Narendra Modi Hindistan Başbakanı olmuştur. BJP Hindu milliyetçiliğine entegre olmuş sağ-muhafazakar bir partidir. Kongre Partisine göre kökleri çok eskide olmayan bir partidir. Ayrıca şuan Hindistan Başbakanı olan Narendra Modi Gucerat Eyaleti başbakanlığı yapmıştır.

Hindistan-Türkiye İlişkileri
Hindistan ile ilişkilerimiz maalesef zayıf kalmış. Oysa iki ülke arasında kadim ve tarihi bir geçmiş var. Özellikle Hindistanlı Müslümanlar Türkiye’yi ve Türkleri çok seviyor. İstiklal Harbi sırasında Hint Müslümanlarının ve Müslüman kadınlarının mücevherlerini bize gönderdiklerini, İngilizlerin onları Osmanlı Devleti’ne karşı savaşmaya zorladıklarını, fakat onların bize karşı savaşmayıp İngilizlere karşı koyduklarını ve hilafetin yıkılmaması için Hilafet hareketini başlattıklarını ve Anadolu’ya heyetler gönderdiklerini kardeşlik duyguları içinde anlatıyorlar. Bu onlar için bir gurur kaynağı. Fakat iki ülke arasındaki ilişkiler zayıf.

Başkent Delhi’de Büyükelçimiz Sayın Şakir Özkan Torunlar ile bir araya geldiğimizde, kendileri iki ülke ilişkilerinin çok zayıf olduğundan bahsetti, bize bilgiler verdi. Oradayken Sayın Büyükelçimizi ziyaretimizde, onun da bu hususu dile getirmesi, bu eksikliğin devletimiz tarafından da fark edildiğini göstermektedir. Anadolu Ajansı, TİKA, YTB, Yunus Emre Enstitüsü ve Türk Kültür Tanıtım Merkezlerimizin daha aktif ve Hindistan’ın her bölgesinde faaliyet göstermeleri gerekmektedir.

İHH, Kızılay gibi Türk STKlarının oradaki faaliyetleri sonucunda Hindistanlı Müslümanların gönlünü fethetmiş durumdayız. Özellikle bölge halkının başına gelen doğal afetlerde mağdur ailelere, yoksul ve fakir halka yapılan yardımlar Hindistan ve Türkiye ilişkileri ve bölgede Hint Müslümanlarının hamiliğini üstlenme açısından büyük önem arz etmektedir. Bu gibi faaliyetlerimizin çoğalması gerekmektedir.

Ayrıca ticari olarak da zayıf kalmışız. Ticari ilişkilerimizin de artması gerekmektedir. Yukarıda belirttiğim gibi dünyanın en hızlı büyüyen ekonomisine sahip olan Hindistan ile ticari ilişkilerimizin gelişmesi, bizim açımızdan da Hindistan açısından da çok önemlidir. Hint pazarında bizim olmamız, gün geçtikçe dünya siyasetinde söz sahibi olmaya başlayan Doğu ülkeleri ile işbirliğimiz açısından da çok önemlidir.

Keşmir Sorunu
Geçen sene Pakistan’da olduğumuz süre içerisinde Keşmir bölgesine çok gitmek istemiştik. Fakat bölgede olaylar olduğu için ve karışıklık olduğu için gidemedik. Fakat Hindistan’da Keşmir’e gidebildik ve bölgeyi yakından tanımış, görmüş olduk.

Hindistan ve Pakistan bağımsızlıklarını kazandıktan itibaren bu sorun baş göstermiştir. Keşmir halkının büyük çoğunluğunun (%90 civarı deniliyor) Müslüman olması dolasıyla Pakistan’a verilmesi istenmiş, Hindistan ise Keşmir Mihracesi’nin Hindistan topraklarıyla birleşme kararından dolayı Keşmir topraklarında hak iddia etmiştir.

Bugün Keşmir bölgesinin %30’u Pakistan’a (Azad Keşmir), %70’i ise Hindistan’a (Cammu Keşmir) ait. Hatta Keşmir bölgesinin az bir kısmı da Çin’e ait.

Keşmir sorunu Pakistan ve Hindistan arasında savaş sebebi dahi olmuş. Keşmir halkının çoğunluğunun Müslüman olmasına rağmen, bu sorunun çözülememesindeki en büyük etken, Keşmir’deki ayrılıkçı hareketler ve Pakistan’la birleşme talepleri için Pakistan’ı suçlayan Hindistan’ın reddedici tavrıdır. Keşmir halkının bir kısmı Pakistan’la birleşmek isterken, bir kısmının bağımsızlığı istemeleri, Keşmir halkını bu sorunun çözülmesinde ayrılığa itmektedir. Hindistan ise tam bir dikta rejimi kurarak, elinde bulundurduğu Keşmir topraklarında Keşmir halkına söz hakkı tanımamaktadır ve baskı uygulamaktadır.

Keşmir sorunun da etkisi ile iki ülke de birbiri ile nükleer silah yarışında. Soğuk Savaş döneminde Hindistan’ın Sovyetler Birliği’ne yakın olması, Pakistan’ı ABD’ye yaklaştırdı. Yani Keşmir sorunu iki ülkenin dış politikasına da yön vermiştir. Bu sorunun çözümü için Pakistan-Hindistan savaşlarından sonra Birleşmiş Milletler Keşmir bölgesinde referandum yapılması gerektiğini belirtmesine rağmen, Hindistan buna yanaşmadı. Hâlâ da yanaşmamaktadır. Cemaat-i İslami’yi ziyaretimizde, bu sorunun nasıl çözüme kavuşabileceğini sormuştum. Aldığım cevap şuydu: Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi bölgeye heyet gönderecek, oradaki halkın isteklerini soracak. Daha sonra ise Pakistan ve Hindistan ile görüşerek bir çözüm yolu belirlenecek. En güzel çözüm ise bölgede referandum yapılmasıdır.