Yazar: Semih Sargın

İran Orta Asya, Hazar Denizi Havzası ve Orta Doğu üçgeninin tam ortasındadır. Bu bölgeyi enerji kaynakları bakımından değerlendirdiğimizde dünyanın ana merkezi ya da dünyayı enerji yönünden besleyen bölge diyebiliriz. Coğrafi konumuna baktığımızda İran sadece doğal kaynaklara sahip olmasıyla değil doğal kaynakların ulaşımı ve Dünyaya dağılmasıyla da önemlidir en belirgin etkeni de Hürmüz Boğazını kontrol etmeleri olarak sayabiliriz.

İran’a yapmış olduğumuz seyahatimizin baş faktörü İran’ı uzmanlaşmak için seçtiğimiz sene başından ileri geliyor. Bir dönem boyunca İran’ı anlamaya çalıştık dilleri olan Farsça’yı öğrenmek için uğraştık fakat temmuzda başkent Tahran’a iniş yaptığımız andan itibaren bölgeyi yerinde görmenin Ortadoğu havasını solumanın İstanbul’dan öğrenmekten ne kadar farklı olduğunu anladık. İmam Humeyni havaalanına iniş yaptığımızdan itibaren İran’ın bizi hayal kırıklığına uğrattığını söylemesem olmaz çünkü biz Ortadoğu’nun en gelişmiş ülkesiyle karşılaşmayı beklerken karşımıza sosyal hayatta gözlemlediğimiz kadarıyla Türkiye’den modernleşme anlamında çok geri bir ülke bulduk. Binalardan araçlara neredeyse her alanda bu gerilikten bahsetmek mümkündür sanıyorum. Devam ettiğimiz kurs sayesinde kursa gidiş ve dönüş sırasında ulaşım sırasında tanıştığımız sohbet ettiğimiz yeri geldiğinde tartıştığımız birçok insan olması hasebiyle İranlıların düşünce ve fikriyatları açısından da önemli gözlemler yaptık. Ülkede ‘Devlet’ kavramı her alanda kendini hissettirir derecede asker ve polis çok etkin ve güçlü, devlet istediğini dayatma ve gerçekleştirme konusunda bir hayli etkin. Bu durum metro ve şehrin heryerine asılan propaganda afişlerinden ve Cuma hutbelerine kadar yapılan propaganda çalışmalarından anlaşılmakta. Diğer yandan insanların büyük bir çoğunluğu ülke siyaseti hakkında fikir sahibi; bindiğimiz çoğu takside İbrahim Tatlıses eşliğinde siyaset tartışmaktan geri durmuyorlardı. Yumuşak gücümüz olan şarkı, dizi ve filmlerimiz ayrıca İran’da çok etkin, çanak uydu kullanmanın yasak olduğu İran’da aslında yasağı dinleyen  yoktu ve çanak uyduların yüzde sekseninin yönü Türkiye’ye çevrilmiş durumdaydı. Neyse, günlük hayatta halkın siyasi düşüncelerine dönecek olursak, halk bu konuda oldukça ilgili ve bilgili, çoğu kişinin bölge siyaseti hakkında bir görüşü var, Türk liderlerini de oldukça iyi tanıyorlar. Kısacası onlar bizi bizim onları tanıdığımızdan daha iyi tanıyorlar benim gözlemlediğim kadarıyla. Bir diğer dikkatimi çeken konu ise konuştuğum insanlardan azımsanmayacak kadar çok kişi şuanki yönetimden memnun değil ve ülkenin ileri gitmediğinden şikayetçi ki bende bu görüşe katılıyorum.Çünkü şu bir gerçek ki ülkede yapılan üniversiteler ve kalkınmaya yönelik batılı reformların çok büyük bir kısmı şah Rıza Pehlevi zamanında yapılmış. Bu yüzden bazı insanlar ülkelerini kendi tabirleriyle ‘molla’ ların yönetmesinden bir hayli rahatsız durumdalar.

Rapor mahiyetindeki gezi yazımı yazarken gözlemlediğim İran toplumu hakkında da bilgiler vermeden geçmeyeceğim. Yani halkın ekonomik düzeyi, bu ekonomik düzeyin günlük yaşantıya yansımaları ve başkentteki halkın günlük hayattaki mücadelesi gerçekten anlatmaya değer nitelikte. Tahran ülkenin başkenti ve 10 milyonu aşkın nüfusu ile Batı Asya’nın en kalabalık şehirlerinden biri. Hemen her türlü insanı bulmanız mümkün: zengin, fakir; Fars, Türk, Kürt, Pakistanlı, Arap… Şehrin görünmez bir duvarla Kuzey-Güney diye ikiye ayrıldığını kuzeyin bakımlı ve düzenli caddelerinden güneyin düzensiz ve pis sokaklarına geçerken sarsıcı bir şekilde anlıyorsunuz Kuzey’de ‘nispeten’ lüks araçlara rastlayabilirsiniz ve lüks evler lüks alışveriş merkezleri de şehrin kuzeyinde konumlanmış. Günlük hayatta bu iki bölge hayatındaki fark elle tutulur derecede belirgin. Zengin kesim azımsanmayacak bir refaha sahipken fakir kesimde asıl olan mevzu karın doyurmak. Anadolu Ajansının İran temsilcisi olan abinin ‘’Bu kesimden insanların evini geçindirmek için minimum 2-3 işte çalışması gerekir’’ sözleri de bizim için kanıt niteliğinde oldu.

Sokaklar da yürürken karşılaşacağınız bir diğer garipseyeceğiniz durum ise burnu bantlı kadınlar olabilir.Çünkü Kuzey Tahran’da tam bir estetik ameliyat çılgınlığı var;hatta estetik ameliyatlı olmak bir sınıfsal üstünlük olarak algılanmaya bile başlanmış.Ki yalnızca kadınlar değil erkeklerde de bu estetik ameliyatını görmek mümkün. Hatta estetik yaptıramayan fakir kesimde bile sırf o şekilde gözükmek için bandaj ve bant takmalarını da bazı kişilerden duydum.

Ayrıca ülkede bir de kozmetik çılgınlığı yaşanıyor kozmetiğin zaten çok yaygın olduğu ülkede mollaların olumlu fetvaları muhafazakarları da bu alana çekmiş ve asgari ücretin 300 dolar olduğu İran’da korkunç bir kozmetik harcamasının olduğu sayısal verilerle de sabit.Sırf İran Ortadoğu’daki kozmetik ürünleri piyasasının yüzde 29’unu oluşturuyor. Özellikle gençler makyajsız sokağa çıkmıyorlar. Bu bakımdan da Türkiye’de ki şeriatle yönetilen ‘kara çarşaflı’ kadınlar ülkesi İran algısına tamamen tezat oluşturan bir İran görüyoruz.

İran çok köklü bir medeniyet, binlerce yıldır birçok devleti aynı topraklar üzerinde gerek Türkler gerek İranlılar kurdular ve bu medeniyetlerin izlerini görmek gerçekten harika. Birçok medeniyetin mimarisinden esinlenmiş yapılar ve yüzlerce Pers sarayını bulunduran İran aslında turizm açısından çok büyük bir potansiyele sahip.Fakat gerek İran’ın dünyadaki imajı gerek ülke içinde uygulanan kısıtlama ve yasaklar turistlerin İran’a olan ilgisini azaltmış.Fakat son dönemde turizm yükselişte. İran’da benim gördüğüm kadarıyla dini mekanlar ağırlıkta.Fakat bu yerlerin haricinde benim hoşuma giden en çarpıcı yerler Isfahan’daki 40 Sütun, Rey’de yer alan Tuğrul Bey’in Kümbeti ve Tahran’da Gülistan Sarayı. Sonuç olarak iki aylık İran maceramızda birçok macera yaşadık ve anavatanımız dışında Ortadoğu’da hayatın nabzını tutmaya çalıştık benim ve arkadaşlarım için çok yararlı bir tecrübe olmuştur.