Yazar: Özgür Dikmen

9 Nisan 2019’da gerçekleşen İsrail seçimleri, İsrail’deki sağcı toplumsal tabanın ilgisini çekmeye çalışan siyasetçilerin birbiriyle yarışan vaatlerine sahne oldu. Bunlardan İsrail’deki sağcı kesimin belki de en çok ilgisini çeken vaat, Binyamin Netanyahu’nun, İsrail’in elli yıldan fazladır işgal altında tuttuğu Batı Şeria’yı tamamen ilhak ederek topraklarına katacağı vaadiydi. Sadece sağcı çevrelerde değil uluslararası medya ve diplomatik kanallarda da oldukça dikkat çekti ve tepkilere neden oldu. Bunun popülist bir vaad mi olduğu yoksa Kudüs ve Golan’ın ABD’nin oldubittisiyle İsrail haritasına dahil edilmesinde olduğu gibi bir yolla ‘48 sınırlarının silgiyle silinip Batı Şeria’nın artık İsrail toprağı olarak ilan mı edileceği soruları zihinleri bir süre meşgul etti. Bu bağlamda İsrail’in Batı Şeria hususundaki pozisyonunun jeopolitik, askeri ve toplumsal veçhelerden değerlendirilmesi, genel seçimlerden beşinci defa galip çıkan Binyamin Netanyahu’nun neden Batı Şeria’yı ilhak edemeyeceği göstermek açısından önemlidir.

1967 yılından bu yana İsrail 1948 hattıyla Ürdün Nehri arasında yer alan Batı Şeria topraklarını işgal altında tutuyor. Ancak kendi durduğu yerden bunu bir işgal olarak değil daha çok “atalarının topraklarına bir dönüş” olarak görüyor ve bu bölgeyi kendi bürokratik sisteminde de “Yahuda ve Şomron” olarak adlandırıyor. Diğer yandan, idaresi tamamen Filistin Otoritesi’ne bırakılan büyük şehir merkezleri haricinde, bölgenin idaresi İsrail askeri yasaları üzerinden yürütülüyor. Bu çerçevede İsrail’i uluslararası hukuk çerçevesinde bağlayan Oslo Anlaşmaları olmasına rağmen, İsrail diğer pek çok mekanizmaya olduğu gibi Oslo Anlaşmaları’na da büyük bir ciddiyet atfetmeksizin Batı Şeria’daki statükoyu kendi lehine çevirmek için adım atmaktan çekinmiyor. Bu bağlamda İsrailli Yahudilerin Batı Şeria’da kurdukları ve genişlettikleri yerleşimler İsrail’in bu topraklar üzerindeki iddiasının en önemli göstergeleri. İsrail’in kurulmasına ve genişlemesine kesintisiz destek verdiği yerleşimlerden en büyüğünün Maale Adumim’in nüfusu 42.000’e yaklaşmış durumda. Şimdiye kadar İsrail tarafından şehir statüsü verilen dört yerleşimin toplam nüfusu 2017 rakamlarıyla 182.000’i geçmiş durumda. Bu “şehirler” diğer küçük yerleşimlerle birlikte İsrail’in yerel yönetimlere ayırdığı bütçenin dörtte birini de alıyor. Kendi başına siyasi bir blok olan Dindar-Siyonist Yahudilerin toplumsal dağılımda en yoğun olarak yaşadığı yerleşimler, İsrail’deki sağcı partilerin oy deposu konumunda. Binyamin Netanyahu’nun Batı Şeria’nın ilhakına yönelik vaadi de bu çerçevede anlaşılabilir.

 

YAZININ TAMAMI (PDF)