Yazar: Ahmet Enes Başkaya

Giriş

Pakistan ya da resmi adıyla Pakistan İslam Cumhuriyeti iki yüz milyona yakın nüfusu ve geniş coğrafyasıyla Güney Asya’nın önemli bir ülkelerinden biridir. 14 Ağustos 1947 yılında Hindistan’dan ayrılarak bağımsızlığını kazanan Pakistan, kurulduğu tarihten günümüze kadar Hint Alt Kıtası ve Güney Asya bölgesinin en önemli ülkelerindendir. Her ne kadar kuruluş itibariyle köklü bir geçmişi olmasa da, Pakistan yüzlerce asırlık kültür ve kadim bir medeniyetin varisidir. Pakistan İslam Cumhuriyeti dünü itibariyle, Hint Alt Kıtası genelinde ortak ve kadim bir medeniyete aidiyetinin yanında bu kültür ve medeniyet farklı etnik unsurlara, ırklara, dillere, dinlere ve renklere ev sahipliği yapmıştır. Pakistan bu ortak medeniyetin bir devamı olarak 1930 yılında ünlü düşünür Allame Muhammed İkbal tarafından tasavvur edilmiş Hint alt kıtası Müslümanlarının bir araya gelerek oluşturduğu ortak bir ülkedir. Nitekim, İkbal’in düşünce boyutunu tasarladığı Pakistan 1947 yılında Muhammed Ali Cinnah liderliğinde İngiliz kolonisi Hindistan’dan ayrılarak bağımsızlığını ilan etmiştir. Bölge Müslümanlarının bir araya gelmesiyle oluşan Pakistan 1971’de eski adı Doğu Pakistan’ın yeni adı Bangladeş’in bağımsızlığını ilan etmesiyle günümüzdeki sınırlarına gerilemiştir. Hint alt kıtası Müslümanlarını temsil amacı 1971’deki ayrılığın ardından gücünü yitirmiştir.

Siyasi Yapı

Pakistan ismi müslümanların çoğunlukta yaşadığı eyaletlerin baş harflerinin bir araya getirilmesiyle oluşmuştur; P=Pencap, A=Afganistan (Hayber Paktunva), K=Keşmir, S=Sind, Tan=Belucistan. Pakistan İslam Cumhuriyeti Pencap, Sind, Hayber Paktunva ve Belucistan adında dört eyaletten oluşan federatif bir yönetime sahiptir. Başkent Islamabad, Pencap eyaletinde yer almaktadır. Her eyaletin meclisi, hükümeti ve başbakanı vardır. Eyalet başbakanları önemli nüfuza sahiptirler. Öyleki, zaman zaman devlet başkanından daha güçlü oldukları durumlar görülmektedir. Bunların yanında yine her eyalette merkezden atanan valiler vardır. Askeri vesayetler döneminde valilerin önemi artarken doğal hallerde sembolik bir göreve sahiptirler. Eyaletler arasında gelişmişlik, nüfus ve kapasite dengesizliği/farklılığı ülkenin hali hazırdaki etnik, dini ve kabilesel ayrımları daha da tetiklemiştir. Örneğin Pencap eyaleti ülkenin nüfus bakımından en kalabalık eyaleti, sanayi ve ekonomide yine en gelişmiş eyaletidir. Bu durum ülke yönetiminde Pencap eyaleti başbakanını diğer eyalet başbakanlarından daha ayrıcalıklı bir pozisyona taşımıştır. 2016 yılı itibariyle ülkenin cumhurbaşkanlığı görevini Memnun Huseyin ve başbakanlık görevini Navaz Şerif yürütmektedir.

Pakistan siyasetinin en önemli sorunu kuşkusuz askeri vesayet ve ordu-siyaset gerilimidir. Kuruluşundan itibaren geçen 65’i aşkın yılda 34 yıllık bir askeri yönetim tecrübesine sahiptir. Bu durum halen daha ülke siyasetinde ve dış-politika kararlarında ordunun en etkili role sahip olmasını beraberinde getirmiştir. Sayısız askeri müdahaleler ile sivil siyaset alanı daraltılmış, istikrara ket vurulmuş ve siyasi demokrasinin inşası başarılı şekilde tesis edilememiştir. Dış politikanın en temel sorunu Keşmir Meselesi ve yoğunlukla Afganistan sınırında sürdürülen terör ve kaçakçılıkla mücadele ordu ve askeri vesayetin konumunu güçlü tutmasına imkân vermektedir. Buna ek olarak, ekonominin temel taşlarından olan nükleer enerji yatırımları ve Pakistan’ın nükleer güce sahip tek Müslüman ordu olması yine ordunun ülke siyasetindeki ağırlığını arttırmaktadır. Büyük şehirler de dahil ülkenin çok büyük bir kesiminde sokaklarda, yollara giriş-çıkışlarda güvenlik güçleri ve polis memurları görev almaktadır. İç ve dış politikada güvenlik sorunu listenin başında gelmektedir. Siyasi yaşam alanını daraltan ve sivil demokrasinin sağlıklı çalışmasını engelleyen bir diğer durum, çoğunluğu etnik yapılı kabile gruplarının (ya da kastların) ve beraberindeki silahlı mafyavari illegal unsurların ülke siyasetine doğrudan etkileridir. Şehirlerde birçok bölge nüfuzlu ailelerin ve kabilelerin kontrolündedir. Bu durum ülkenin en önemli iki siyasi partisi olan Pakistan Halk Partisi (PPP) ve Pakistan Müslüman Birliği-Navaz (PML-N) üzerine de yansımıştır. PHP’nin güçlü olduğu en önemli eyalet Sind olmakla beraber bu parti Butto ailesinin partisi şeklinde işlemektedir. PHP’nin Butto ailesinin partisi olmasına benzer şekilde PML-N de Şerif ailesinin egemenliğinde Pencap bölgesini kontrol etmektedir. Bu iki ailenin kimliği ve yapısı parti ideolojilerini ve siyasi çizgisini ve dayandığı tabanı belirleyici unsurlardır. PHP geniş toprak sahipleri tarafınsan finanse edilen ve kırsal kesimde güçlü bir partiyken, PML-N Şerif ailesiyle ilintili olarak tüccar, sanayici ve iş adamları tarafından finanse edilmekte ve şehirlerdeki oy kitlesi en yüksek olan parti konumundadır. PHP merkez sol ve PML-N merkez sağ çizgiyi temsil eden partiler olarak anılabilmektedir. Ülkede ordu-siyaset geriliminin yanı sıra yargı-siyaset gerilimi de önemli seviyelere ulaşmıştır. Nitekim, ülkenin önemli din adamlarından Tahirul Kadri Anayasa Mahkemesi üzerinden yargıyı ele geçirerek ülkede bir darbe teşebbüsü gerçekleştirmiştir. Kısa süreli de olsa bir başarı elde eden Tahirul Kadri birkaç ay içerisinde başarısız olmuştur. Bu tecrübeye bakıldığında FETÖ lideri Fetullah Gülen’e benzetildiği ve benzer kanallarla yargıya sızarak bir darbe teşebbüsü gerçekleştirdiği belirtilmektedir. Kadri son açıklamalara göre Kanada’da yaşamaktadır.

Tüm bu koşul ve durumda hükümet kalkınma projelerini uygulamaya çalışmakta, tarım ve sanayinin yanı sıra bürokraside de bir dizi reformun uygulayıcısıdır. Ancak gelinen nokta beklentilerin çok altındadır. Hizmet alanında en önemli sorun olan elektrik kesintilerine nihai bir çözüm halen daha bulunamamıştır. Enerji yatırımının güçlü partneri olan Çin, yine bu problemin çözümünde en önemli umut kaynağı olarak görülmektedir. Pakistan’da siyasi mekanizmanın bir diğer itici gücü Hindistan karşıtlığıdır. İç ve dış politikada Hindistan karşıtlığı ve rekabeti yönetici-halk ilişkisini konsolide etmektedir. İslam’ın siyasi bir referans olarak iş yapmadığı Pakistan’da Hint-Hinduizm karşıtlığı Pakistan milliyetçiliğini besleyen en önemli olgudur. Örneğin, Lahor’daki Waga Border sınır bölgesinde her gün iki ülke askerleri arasında gövde gösterisi gerçekleşmekte ve bu nöbet-değişimi halk arasında eğlenceli bir gösteri ve iki milletin kozlarını paylaşacağı bir ring haline gelmiştir. Her akşam nöbet değişimi esnasında halkın yoğun teveccühü ve tezahüratları eşliğinde birbirlerine güç gösterisinde bulunmaktadırlar. Keşmir Meselesi Hindistan-Pakistan devletlerinin en net karşı karşıya geldiği meseledir. İki ülkenin birbirine karşı takındığı tutum ve tavırlar meseleyi kangren bir hale getirmiş, gerek Pakistan-Hindistan dış politikasının gerekse uluslararası örgütlerin bir açmazı haline gelmiştir. Pakistan’ın Hindistan karşıtlığı iki komşu ülke arasında oluşabilecek/genişletilebilecek ekonomik ilişkilerin önünde engel olmaya devam etmektedir. Hindistan karşıtlığı Çin ve ABD ile olan koordinasyonu, ortak çalışmayı ve ilişkiler arası yakınlaşmayı beraberinde getirmektedir. Özellikle Sovyetlerin Afganistan’ı işgali sonrasında Pakistan dünyanın en stratejik konuma sahip hale gelmiş bu da bölgesel ve uluslararası alanlarda ülke münasebetlerinin artmasına sebep olmuştur. 11 Eylül sonrası da devam eden ABD ilişkileri günümüz itibariyle eski yoğunluğunu ve gücünü kaybetmiştir. Şüphesiz bu düşüşte, ABD’nin Hindistan ile artan siyasi ve ekonomik ilişkiler en önemli etkenlerdir.

Dini, Sosyo-kültürel Yapı ve Türkiye İlişkileri

İnsanlığın bulunan en eski ve ilk uygarlıklarının beşiğinde kurulan ve kadim bir medeniyetten tevarüs edilmiş olan Pakistan kültür, gelenek ve din bakımından birçok zenginliğe sahiptir. Her ne kadar ülkenin %96’sını Müslümanlar oluştursa da Hindular, Sihler, Hristiyanlar ve Budistler de toplumda mevcudiyetlerini sürdürmektedirler. Yine Müslümanların %90’ını Sünni Müslümanlar oluşturmaktadır. Ülkenin genelinde 76 farklı dil konuşulmakta ancak en yaygını ve ortak dil Urducadır. Farklı din, dil, ırk, etnisite ortak bir kültür oluşturmuş, tüm bu farklılıklar bir potada eriyerek homojen bir toplumu inşa etmiştir. Yer yer ülkede aynı dili konuşan farklı renk ve dinde insanlar farklılıklarını bir kültür zenginliğe dönüştürebilmiş ve adeta eşsiz bir mozaik eser meydana getirmişlerdir. Bu zenginliği yörenin müziğinde, giyim-kuşamında, mimaride, şehir planlamasında temaşa etmek mümkündür. Çoğunluğunu Müslümanların oluşturduğu Pakistan’da dini cemaat ve kuruluşların sayısı da bir hayli fazla. Cemaat-i Eşrafiye, Cemaat-i Tebliğ, Cemaat-i İslamiye vb. Birçok cemaat toplumun eğitim ve dönüşümünde etkin rol alırken siyasi alanda da etkilerini sürdürebilmişlerdir. Nitekim, siyasi söylem ve yapıya sahip Cemaati İslamiye bu cemaatler arasında en geniş kitleye sahip olanlardandır. İmam Mevdudi’nin kurduğu ve küresel düzeyde münasebetlere ve faaliyetlere sahiptir. Her ne kadar organizasyon bazında birbirlerinden bağımsız olsa da Hindistan’da ve Bangladeş’te Cemaati İslamiye varlığını sürdürmektedir. Merkezi Lahor kentindeki Mansura bölgesidir. Cemaati İslamiye Kur’an ve sünnet çizgisinde eğitim-öğretim faaliyetlerine yoğunlaşmış, ancak ilaveten tüm çalışma ve meslek gruplarında kaliteli ve yetişmiş insan ihtiyacını karşılamaya yönelik çalışmalara da ağırlık vermiş durumdadır.

Pakistan’da gelenek ve modern uygulamalar günlük hayatın hemen her yerine sirayet etmiş durumdadır. Dilde yaşanan “yozlaşma” ve eklenen yabancı kelimelerden de anlaşılabileceği gibi toplumda geleneksel yaklaşım ve modernizm birbirine eklemlenmiş bir halde uygulanmaktadır. Halk arasındaki en popüler spor kriket sporudur. Öyleki mescidlerin yakınlarında, otellerin arka bahçelerinde, tüm kampüslerde sayısız kriket sahası mevcuttur. Pakistan halkı kriketi inanılmaz benimsemiş ve sevmiştir. Kriket sporu eski İngiliz kolonilerinin neredeyse hepsinde en popüler spor olma özelliğini korumaktadır. Pakistan’da Cuma günleri tatil ve bayram havası ile geçmektedir. Müslümanlar en temiz ve güzel elbiseleriyle mescidlere gelir ve bir bayram havasının oluşmasına katkı sağlamaktadırlar.

Toplumda açlık ve işsizlik çok yaygın durumdadır. Pakistan’ın demografik dağılımı göz önüne alındığında geniş genç nüfusu açısından bu hal oldukça endişe verici bir havanın oluşmasına sebep olmaktadır. Bunun yanında eğitim-öğretim alan nüfus oldukça düşüktür. Eğitim alanında farklı tarzlarda okullar mevcuttur. Lise ve üniversite seviyesindeki okullarda farklı müfredatlar okutulmakta örneğin bir özel lise kendine ait müfredata sahiptir. Bu durum hem eğitimde gayri nizami bir duruma hem şartlarda eşitsizliğe/dengesizliğe yol açmaktadır. Fırsat eşitliğinin henüz lisedeyken kaybolması gelecek yıllarda gençlerin sahip olduğu yaşam standartları arasındaki dengesizliğin giderek artmasını tetiklemekte ve durumu daha da problemli bir hale sokmaktadır. Modernite ve gelenek arasında birçok kırılma yaşayan genç nüfus günümüzde bir kimlik problemi yaşamaktadır. Halkına, ülkesine ve devletine olan aidiyetlerindeki kayıp ise yaşanan bu kimlik probleminin doğurduğu sonuçlardandır.

Pakistan-Türkiye devletleri arasındaki ikili münasebetler 1947’den bu yana dostluk ve dayanışma üzerine kurulmuştur. İki ülkenin halkı arasındaki ilişkiler ise çok daha eskiye uzanmaktadır. “Pakistan ve Türkiye iki kardeş ülkedir” sözü adeta slogan haline gelmiştir. Osmanlı sultanı Yavuz Selim’in hilafeti almasıyla birlikte dönemin Hindistan bölgesi Müslümanlarının tamamı Osmanlıya ve halifeye biat etmişlerdir. Bu tarihten itibaren hilafetin ve Devleti Âli’nin her zor durumunda Hindistan Müslümanları yardıma koşmuştur. Sultan Abdülhamit döneminde yürütülen Pan-İslamist politikalar neticesinde Hindistan Müslümanları dini aidiyetin ötesinde Türk halkını kardeş olarak kabul etmiş ve bu dostane ilişkiler/kardeşlik günümüze kadar süre gelmiştir. Toplumda Türklere olan sevgi çok üst düzeyde olmakla birlikte özellikle gençler arasında Türkiye ve Türkler rol model konumundadır. Fakat, iki ülke halkı arasındaki bu güçlü kardeşlik ilişkisi ekonomide istenilen seviyede değildir. Ekonomik ilişkilerin artması şüphesiz bu dostluğu perçinleyerek kalıcı hale getirilmesine olanak sağlayacaktır.

Pakistan siyasi tarihi Türkiye ile benzer noktalara sahiptir. Askeri müdahaleler ve askeri vesayet yönetimleri, birbirine benzeyen siyasi liderler (Tansu Çiller-Benazir Butto, Kenan Evren- Ziyau’l Hak) ve dini liderler (Tahirul Kadri- FETÖ lideri Fetullah Gülen) Pakistan ve Türkiye arasındaki ortak/benzer noktalar olarak görülmektedir.

Sonuç

Güney Asya’da enerji yollarının geçiş yollarında bulunan ve terörle mücadele sahalarında aktif rol alan Pakistan gelecekte bölge açısından büyük öneme sahiptir. Büyüyen ekonomisi ve sahip olduğu dinamik nüfus ile kapasitesini üst seviyelere taşıyacak olan Pakistan küresel ve bölgesel siyasette ağırlığını korumayı sürdürecektir. Sahip olduğu nükleer enerji ve dünyanın en büyük 6. ordusuna sahip olmasıyla İslam ülkeleri arasındaki ayrıcalıklı konumu devam etmektedir. Nihayetinde, tüm bu öngörüler neticesinde bölgenin önemi ve bölgeye olan ilgi artmaktadır. Uzun yıllara dayanan dostluk ilişkilerimiz Türkiye olarak bu özelliklere sahip ve büyük bir kapasiteye sahip Pakistan’ın bu büyümesine nitekim umarsız kalamayız. İkili münasebetlerimiz ve karşılıklı sevgimiz soyut düzeylerden uzaklaşarak daha somut adımlara dönüşmeli ve kurulan bu dostluğumuz başta ekonomik olmakla birlikte sosyo-kültürel alanlarda ilerleme kaydetmelidir. Ancak bu şekilde küresel siyasette ağırlık sahibi olabiliriz. Aksi halde iç piyasanın Çin ve Japonya’nın büyük ölçüde kapatıldığını düşündüğümüzde Pakistan içinde güçlü bir Türkiye etkisinden söz etmek yersiz kalabilir.