Yazar: Mustafa Yeten

Pakistan, çalkantılı siyasetiyle, renkli sosyo-kültürel yapısıyla, her ne kadar az gelişmiş olsa da kendine göre var olan ekonomisiyle ve özellikle askeriyyesiyle Asya Kıtası’nda önemli bir yere sahiptir.

Pakistan 1947’de bağımsızlığını ilan etmesinden bu yana sürekli bunalımlı bir siyasi hayat yaşamıştır. Her on yılda bir yaşanan askeri darbeler ve uyarılar başa geçen hükümetleri diken üstünde siyaset yapmaya zorlamıştır .Bu da hâlâ apaçık bir şekilde görülmektedir .Ülkede istedikleri gibi at koşturan ordu mensupları kendilerince uygun görmedikleri herhangi bir şey karşısında önemli cadde veya kurumları kapatarak protestolar ve uyarılar yapmaktadırlar. Böylelikle hükümet ve idarecilere gözdağı vermeye çalışmaktadırlar.

Ayrıca Pakistan siyasi ve idari kurumlarında en üst mevkîden en alt mevkîye varıncaya dek idareciler ve siyasetçiler arasında yolsuzluk ve hırsızlık oldukça fazladır. Ne trajiktir ki her canı istediğinde hükümete ve siyasete karışan askeriyye, yolsuzluk ve hırsızlım karşısında suspus kalmaktadır. Çünkü askeriye ve güvenlik güçleri arasında da yolsuzluk ve özellikle rüşvet çok yaygındır. Bu sebepledir ki yolsuzluk ve hırsızlık Pakistan’da önü alınamayacak raddeye ulaşmıştır.

Pakistan’ın İslam Cumhuriyeti(!) olması hasebiyle siyasette dini cemaatlerin yeri oldukça fazladır. Özellikle bir döneme damgasını vuran Cemaat-i İslami’nin yanında Diyûbendi Cemaati ve Cemaat-i Tebliğ gibi cemaatlerin siyasette önemli bir yeri vardır.

Pakistan sosyal ve kültürel olarak çok renkli bir yapıya sahiptir. Taxilla gibi ilk medeniyetlerin kurulduğu bölgelere ev sahipliği yapmaktadır. Bu da kadim bir kültür ve medeniyete sahip olduğunu göstergesidir. Pakistan’da nüfusun çoğunluğunu Müslümanlar oluşturmaktadır.%96’lık bir kesimin Müslüman olduğu tahmin edilmektedir. Müslümanların dörtte biri Şii’dir ve İran’dan sonra en çok Şii nüfusuna sahip ülkedir. Şii nüfus daha çok Sind ve Belucistan eyaletlerinde yaşar. Geri kalanın ise büyük çoğunluğunu Sünni nüfus oluşturmaktadır. Zaman zaman Sünniler ve Şiiler arasında çatışmalar yaşanmaktadır. Zaten keskin bir ayrılık içinde olan Sünni ve Şii cemaatlerinin mescidleri ve camileri de ayrıdır. Hayatlarını büyük ölçüde İslamiyet’e uygun şekillendirmeye çalışan Pakistanlıların böyle bir ayrıştırmaya maruz kalmaları çok acı bir tablodur.

1947 yılından sonra Müslümanlar ve Hindiler arasında büyük çapta bir mübadele yaşanmış olsa da sosyo-kültürel hayatta pek fazla değişme olmadan günümüze kadar gelmiştir. Bunun en güzel örneği renkli geleneksel kıyafetlerde görülmektedir. Özellikle Pencap eyaletinde düğün ve özel törenlerde hâlâ bazı Hindi gelenekleri devam ettirilmektedir.

Pakistanlılar ekseriyetle sakin, güleryüzlü ve misafirperver tabiatlı insanlardır. Fakat ülkelerinin adıyla çok ters düşen bir yapıya sahiptirler. Temiz ülke anlamına gelen Pakistan gerçekte pekte öyle sayılmasa gerek. İnsanlar da temizlik kültürü Türklerdeki kadar gelişmemiş. Bize pis gelen bir şey onlara temiz gelebiliyor. Ve bir pislik necis olmadığı sürece onlar için sorun oluşturmuyor.

Pakistan halkı Çinlilere ve özellikle Türk insanına ayrı bir muhabbet ve sempati duymaktadır. Çin sevdası tamamen çıkar ve menfaat ilişkisi içerisinde iken Türkiye duyulan muhabbet Gaznelilerden daha sonra Osmanlı’dan kalan bir mirastır. Gazneliler, Alt-Hint Kıtası’nın İslamlaştırlılmasında önemli fetihlerde bulunması ve İslamiyet’in yayılması için önemli düşünürleri ve sufileri bölgeye göndermeleri İslamiyet’in bu bölgede yayılmasında önemli bir vesiledir. Aynı zamanda halifeliğin Osmanlı’nın elinde olduğu dönemde halifelik etrafında birleşerek İngilizlerle mücadele edildiği için (Cumhuriyetle birlikte halifeliğin Türkiye ‘de kaldırılmasından sonra da Hindistan’da Müslümanlar arasında hilafet hareketi devam ettirilmiştir). Pakistanlılar Türklere ayrı bir samimiyet ve muhabbet duymaktadırlar. Bu yüzdendir ki iki ülke arasında  kadim bir dostluk vardır.

Pakistan ekonomisinin önemli bir sac ayağını tarım ve hayvancılık oluşturmaktadır. Fakat tarım ve hayvancılık faaliyetleri daha çok geleneksel yöntemlerle yapıldığı için ülke ekonomisine pekte katkıda bulunduğu söylenemez. Ülkede pamuk üretimine  bağlı olarak tekstilcilik gelişme göstermiştir. Az da olsa sanayii faaliyetleri yapılmaktadır. Özelikle son yıllarda kauçuk üretimine bağlı olarak top ve spor malzemeleri üretimi yaygınlaşmıştır.

Pakistan yer altı kaynakları bakımından oldukça zengin olsa da bunları kullanma konusunda geri kalmıştır. Ülkenin ekonomik durumu pek de içi açıcı değildir. Halkın büyük çoğunluğu yoksuldur. Zengin halk ve yoksul halk arasında büyük uçurumlar vardır. Bu da ülkede kapitalist düzenin hakim olduğunun göstergesidir.

Pakistan’da ordu önemli bir yere sahiptir. Dünyadaki sayılı ordular arasında yer almaktadır. Ülkenin önemli oranda genç nüfusa sahip olması ordunun asker ihtiyacını karşılamada oldukça önemlidir. Aynı zamanda nükleer enerji uygulamaları fiilen kullanılmasa da orduya ve ülkeye psikolojik destek sağlamaktadır.

Pakistan’da durum bundan ibaret değil tabi birde bizim açımızdan önemli olduğunu düşündüğüm benim şahsi olarak fikirlerim bulunmaktadır. İlk olarak FETÖ ‘nün oradaki yapılanması zaten bilinmektedir fakat halk bundan bihaberdir. Türkiye’deki darbe girişimini yakından takip etmektedirler yalnız medyayı aktif kullanabilenler yani biraz daha üst tabakadaki insanlar haricinde diğer insanlar bu girişimin FETÖ tarafından yapıldığını bilmemektedirler. Ayrıca Türkiye’de kapatılan Samanyolu kanalının birebir aynısı o malum kanalın burada kapatılmasının ardından orada açılmıştır ve Türkiye aleyhtarı yayınlar yaparak halkın kafasını karıştırmaktadır. FETÖ sorunu Pakistan ile Türkiye arasında aşılması gereken en büyük sorunlardan birisidir. Bu sorunun aşılması için yapılacak en iyi kolay şey ise karşılık ilişkilerin arttırılmasıdır. Üç Türk firması haricinde Pakistan’da hiçbir varlığımızdan söz edilemez. Marketlerdeki raflarda bir sürü Avrupa veya Amerika malı varken Türk malları neredeyse söz edilmeyecek kadar az yer almaktadır. Hem de aramızda bu kadar eski ve sıkı bağ varken. Türkiye’nin nerede olduğunu bilmedikleri halde hiçbir şekilde komşuluğun olmadığı haliyle bile Türkiye’ye ve Cumhurbaşkanımıza duyulan muhabbet ve sevgiyi kesinlikle unutturmamalıyız her zaman yaşatmalıyız ve bunun için insanüstü çaba sarf etmeliyiz.