Yazar: Yasir İsmail Doğan

GİRİŞ 

Urdu dili eğitimi almak ve Pakistan’ı daha yakından görmek amacı ile yaklaşık iki aylık bir süre için Pakistan’ın Lahor kentine gittik. Lahor on milyonun üzerinde nüfusu ile ülkenin diğer şehirlerine nazaran gelişmiş ve canlı bir şehir. Küçüklü büyüklü üç yüzün üstünde üniversiteye ve sahipliği yapan şehir Pakistan’ı yakından görmek için en ideal şehirlerden.

Pakistan’a ilk geldiğinizde ilk olarak sizi alışık olmadığınız muson iklimi karşılıyor. Gitmeden internet üzerinden hava durumlarına bakıp İstanbul ile kıyaslıyorduk ve yaklaşık beş derecelik farklar bizi endişelendirmiyordu fakat daha havaalanından çıkar çıkmaz durumun iklimle alakalı olduğunu anladık. Ülke sıcaklığı bakımından büyük bir hamamı andırıyordu. Özellikle ilk hafta dışarı çıktığımız da hava bizi boğuyordu. Fakat buna alışmak çok uzun sürmedi. Konuştuğumuz Pakistanlılar da sıcaklık olarak yılın en yüksek zamanında geldiğimizi söylediler.

Bunun yanında ülkeye ilk gediğimizde trafikteki keşmekeşlik direk dikkat çekiyordu. İleride ulaşım başlığı altında daha fazla konuyu açacağım.

Pakistan’da dil eğitimi için University of Management and Technology’de (UMT) haftanın beş günü günde üç saat olmak üzere altı haftalık bir programa katıldık. Konakladığımız yerde yine UMT’nin konuk eviydi. Kaldığımız ev müstakil ve küçük bir bahçeye de sahip olan güzel bir evdi.

Pakistan’da evler Türkiye’ye nazaran daha büyük. Bulunduğumuz mahalle genellikle müstakil dubleks evlerin olduğu bir mahalle idi. Mahalle sakinleriyle konuştuğumuzu göre bizim gittiğimiz yerde de iki yıl önceye kadar güvenlik problemleri oluyormuş. Fakat son iki yıldır Lahor’da bizdeki yunusların aynısı olan motorlu polis kuvvetleri görev almaya başladığından beri kapkaç ve problemlerde azalma olmuş. Zaten biz de bu konuda herhangi bir şey ile karşılaşmadık.

TOPLUM

Pakistan toplumunda gözümüze ilk çarpan şey zenginlik ile fakirlik arasındaki ayrımın çok keskin olmasıydı. Yani Türkiye’deki gibi sayıca veya siyasi olarak güçlü bir orta sınıftan bahsetmek zor. Bunun yansımaları da ülkenin her yerinde göze çarpıyor. Örneğin neredeyse tüm siyasi partiler veya tarikat gibi oluşumlar bir ailenin ya da bir şahsın tekeli olmanın dışına çıkmayı becermiş değil. Bu konuda Cemaati İslami gibi istisnalar olsa da ülkenin toplumsal yapısını büyük ölçüde ekonomik eşitsizlik belirliyor diyebiliriz. Düşük gelir düşük eğitimi getiriyor ve bu belirli toplum bariyerlerini aşmanızı engelliyor böylece olağan durumlar ile bozulamayacak bir döngünün içine girmiş oluyorsunuz. Bu nedenlerle Pakistan’da Türkiye’deki gibi herhangi bir ekonomik veya siyasi gücü bulunmayan aileden gelen bir kişinin devlette yüksek kademelerde yer alması hele de devlet başkanlığı yapması yakın zaman için mümkün görünmüyor.

Pakistan’da gezinirken bir sokaktaki evlere hayranlıkla bakarken bir sonraki sokaktaki hanelere acıyarak bakabiliyor Türkiye’nin herhangi bir yerinde bu derecede bir fakirliğin yaşanmadığını düşünüyorsunuz. Fakat halk için bu içine doğdukları bir düzen oluğu için onlara bize geldiği şekliyle garip gelmiyor. Zengin bir ailenin yanında başka bir aileyi hizmetli olarak çalıştırması sık sık görülen bir durum. Zaten evleri de buna göre düzenlenmiş. Genellikle müstakil iki veya üç katlı yapılar. Oda sayıları ve büyüklükleri Türkiye’ye göre oldukça fazla. Evlenen kişi eğer ailesinin bulunduğu bölge dışında yaşamayacaksa evin bir odasında ailesi ile yaşamaya devam ediyor. Ne zaman ki çocukları artmaya ve büyümeye başlıyor o zaman o kişi de yeni bir eve çıkıyor. Bu nedenle Pakistan’da aile bağlarının oldukça güçlü olduğunu söylemek mümkün.

Pakistan’da ilgimizi çeken bir diğer husus toplumdaki dini yaşantı oldu. Öncelikle belirtmeliyim ki birçok şey Türkiye’de düşündüğümüzden ve hayal ettiğimizden daha farklı geldi bu konuda. Örneğin Türkiye’de iken kadın erkek ilişkileri adına daha katı bir ülke düşünüyorduk fakat gördük ki bu konuda Pakistan dünyanın geri kalanından çok da farklı durumda değil. Özellikle bulunduğumuz üniversitede çok rahat kızlı erkekli sohbet gurupları ile karşılaşabiliyorsunuz. İlgimizi çeken bir diğer nokta insanların namaz konusundaki hassasiyetleri idi. Namaz vakti geldiğinde alışveriş merkezlerindeki mescitlerin dahi tamamen dolduğunu görebiliyorsunuz ve vakit geldiğinde alışveriş merkezindeki normalde müzik çalan hoparlörlerden ezan ve ardından ezan duası okunduğuna şahit oluyorsunuz. Fakat ne yazık ki Türkiye’dekinden farklı olarak tüm camilerde ezan aynı vakitte okunmuyor. Mesela bizim genellikle cuma namazını kıldığımız camiye iki yüz elli metre uzaklıktaki başka bir camide cuma namazı on beş dakika sonra kılınıyordu. Bu da Pakistan’da konuştuğumuz birkaç kişiden öğrendiğimize göre mezhepsel veya cemaatsel farklılıklardan kaynaklanıyormuş. Onlarda bizim kadar bu durumdan dert yanıyorlardı ve Türkiye’nin bu konuda daha iyi olduğunu söylüyorlardı.

Pakistan’da göze çarpan bir diğer şey dilenen kişi sayısının oldukça fazla olduğu idi. Öncede belirttiğim gibi ülkedeki ekstrem fakirlikten dolayı birçok insan dilenerek yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Fakat ilginç olan işten dönen bir inşaat işçisinin bile yolda geçerken sizi görüp elini açarak para isteyebilecek olması. Böyle bir duruma bizim ülkemizde denk gelmemiz nerede ise imkansız. Ayrıca Türkiye’de kimi dilencilerin aylık ciddi miktarlarda para kazandığını duyuyoruz veya biliyoruz ama Pakistan’da böyle bir durum kesinlikle söz konusu değil. İnsanlarda dilencilere elindeki bozuklukları veriyor ve bunlar da oldukça düşük miktarlara tekabül ediyor. Dilenme hususunda oldukça garibimize giden başka bir nokta trafiklerde dilenen birçok transseksüel insanın olması idi. Pakistan gibi bir ülkede birçok transseksüel kişinin arabaların aralarında gezerek dilenmesi bizler için Pakistan hakkında düşündüklerimizi bir kez daha sorgulamamıza neden oldu.

Dilencilik durumun neden bu kadar yüksek olduğunu anlayabilmek için biraz ülkedeki ekonomik durumdan bahsetmemiz gerek. Bir kere istihdam inanılmaz yüksek düzeyde fakat ülke nüfusu iki yüz milyon dolarlarında olduğundan yine de açıkta kalanlar oluyor. İstihdam yüksek derken şunu söylemek istiyorum örneğin Türkiye’de on kişinin çalışacağı bir süpermarkette Pakistan’da en az yirmi kişinin çalıştığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Küçük bir reyonda bile iki görevli görebiliyorsunuz. Özellikle Karaçi’de gittiğimiz bir sahil restoranında gördüğümüz bir durum bizi hayrete düşürmüştü. Servis sırasının kendisine gelmesini bekleyen en az yirmi garson restoranın bir köşesinde öylece oturuyorlardı. İstihdamın bu kadar yüksek olmasının nedeni tabi ki de ücretlerin oldukça düşük olması. Ücretler bu kadar düşük olunca da insanlar geçimlerini sağlayabilmek için dilencilik gibi durumlara başvuruyor.

GÜNLÜK YAŞAM

Pakistan’da öğlen vakitlerinde sıcaklıktan dolayı dışarıda çok fazla insan göremiyorsunuz. Fakat özellikle Lahor akşam saatlerinde oldukça canlı ve hareketli bir şehir. Gündüz kapalı olan bazı sokak restoranları akşamüstü açılmaya başlanıyor ve insanlar buralarda geç saatlere kadar yemeklerini yiyor.

Bunun yanında ‘kriket’ insanların hayatında oldukça yer kaplıyor. Her sokakta ve arazilerde kendi aralarında kriket oynayan insanlar görebiliyorsunuz. Bizdeki futbolun gördüğü değeri Pakistan’da kriketin gördüğünü rahatlıkla söyleyebiliriz. Bununla beraber ülkenin geçtiğimiz yıl dünya kriket şampiyonu olması da sporun değerini bir kat daha artırdı. Ülkenin en önemli muhalif partilerinden PTI’ın başkanı Imran Khan’ın da eski kriket milli takımı kaptanı olduğu düşünülünce kriketin değerinin ne denli yüksek olduğu bir kez daha anlaşılıyor.

Giyim kuşamdan bahsedecek olursak kadınlar ve erkekler için çoğunlukla kendi geleneksel kıyafetlerini giydiklerini söyleyebiliriz. Erkekler şalvar kamiz dediğimiz bol ve rahat düz renkli elbiseler giyerken kadınlar rengarenk geleneksel kıyafetlerini tercih ediyorlar.

ULAŞIM

Pakistan’da ulaşım ilk başta da belirttiğim gibi oldukça karışık ve can sıkıcı. İslamabad dışında ülkenin her yerinde görebileceğiniz maksimum üç kişi alan fakat Pakistanlıların yedi sekiz kişiye kadar kullandıkları rikşa (rikshaw) adı verilen üç tekerli motorlar taşımacılıkta büyük bir rol oynuyor. İslamabad’da kullanılmamasının sebebi ise bu araçların beraberinde getirdiği trafikteki karışıklık ve gürültü. Bir yerden bir yere gitmek için oldukça pratik ve ekonomik olan rikşaları biz de sürekli kullandık. Fakat yarım saati geçen yerlerde diğer ulaşım araçlarını tercih etmek daha akıllıca oluyor. Çünkü başta da belirttiğim gibi Pakistan sıcağında klima hayat için bir zorunluluk ve rikşalarda böyle bir durum söz konusu değil. Uzun yolculuklarda rikşayı kullandığımız da hamama girmiş gibi terlediğimiz oluyordu. Bir de rikşa şoförlerinin büyük bir kısmının ağızlarında uyuşturucu ot çiğneyen insanlar olması bizi zaman gibi bir problemimiz olmadığında diğer ulaşım araçlarına yöneltiyordu.

Biz uzun bir yola gideceğimiz ve zaman gibi bir problemimiz olmadığı zamanlarda Türkiye’de de kullanımda olan ‘Uber’ uygulamasını kullanıyorduk. Türkiye’de taksilere göre daha pahalı olan bu uygulama Pakistan’da oldukça ekonomik. Sürücülerinin de genelde eğitimli insanlar olması anlaşma açısından bizim için daha rahat oluyordu.

Bunların yanında Lahor’da (Pakistan’ın genelinde de) karayolu taşımacılığı İstanbul’a nazarak kıyaslanamayacak kadar kötü durumda. Minibüs diyebileceğimiz arabalar oldukça az, pis ve havasız. Türkiye ile işbirliği ile Lahor ve İslamabad’a ‘metrobüs’ sistemi yapılmış fakat biz kullanma ihtiyacı duymadık. Metrobüsün Pakistan insanı için ne kadar büyük bir şey olduğunu Lahor hakkında okuduğum bir Pakistanlı tarafından yazılan gezi rehberinde metrobüsün de yer aldığını görünce fark etmiştim. Şuan daha büyük bir metrobüs ağının Türkiye ile birlikte Karaçi’de de inşaat halinde olduğunu belirtelim.

Bunların yanında Pakistan’da şehirler arası ulaşım da Türkiye standartlarının altında. Lahor-İslamabad arasında güzel alternatifler olsa da Peşaver gibi şehirlere gitmeye kalktığınızda güzel bir seçenek bulamıyorsunuz. Bu hatlar da yirmi yaşının üzerinde otobüsler çalışıyor ve oldukça konforsuzlar.

Pakistan’da havayolu taşımacılığı diğerlerine göre hayli pahalı. Bir devlet şirketi (PIA) ve birkaç özel havayolu şirketi (Shaheen, Airblue) bu alanda çalışıyor. Biz Pakistan içinde bir kez Karaçi’den Lahor’a dönerken Shaheen Air’ı kullandık. Herhangi bir problem veya farklılıkla karşılaşmadık.

Raylı taşımacılığa gelecek olursak bu konuda Pakistan Türkiye’nin ilerisinde diyebiliriz. Konfor açısından tabi ki de problemli fakat hatların sıklığı ve kuşatıcılığı konusunda gayet tatmin edici bir ağ var. Biz Lahor’dan Karaçi’ye giderken tren yolunu kullandık. Bu konuda çalışan bir çok özel işletme var. Bir günde Lahor’dan Karaçi’ye onun üzerinde tren seferi var. Bizim yaklaşık on yedi saatlik bir yolculuğumuz oldu. Altı kişilik yataklı bir odayı beş kişi olarak kapattık. Business sınıfı olarak biletlerimiz aldık zira ekonomi sınıflarında durum hiç iç açıcı değildi. Klima olmadığından yolculuk boyunca camlar açık seyahat ediyorlardı. Gördüğümüz kadarıyla karmakarışık bir yatma düzenleri vardı ve en önemlisi güvenlik açısından problemli olarak görünüyordu.