Yazar: Abdüsselam Başarır

RUSYA HAKKINDA GEZİ VE GÖZLEM YAZISI

Rusya’ya THY uçağı ile geldik. Bizimle aynı uçakta gelen yolcuların çoğu Rus yolculardı. Uçuşumuz 3 saat 20 dk sürdü. Uçak Petersburg Pulkovo havalimanına indiğinde bütün Rus yolcular alkışladı. Geçen yıl Belarus’ indiğimizde de aynı durum olmuştu.Bu Ruslar için bir çeşit gelenek galiba çünkü Trükiye dönüşümüzde de yine Rus yolcular alkış tuttu. Pulkovo havalimanında indiğimizde yabancıları ayrı bir gümrük sırasına aldılar. Bizim pasaportlarımızı resmen mikroskopla incelediler. Ayrıca Türkiyedeki havalimanındaki pasaport gümrük memurundan farklı olarak her memurun etrafı korunaklı bir kabini var. Kontrolleri o kabin içindeki memur yapıyor. Ayrıca ilginç olan ir şey de gümrük memurlarının tamamına yakını kadındı. Daha Rusya’ya adım atar atmaz kadınların iş hayatındaki varlığı kendini hissettiriyordu. Bizim bir arkadaş gümrük memuru ile konuşma sırasında 6 kişi Türkiye’den Rusça eğitimi için geldiğimizi söyleyince oradaki memur bir görevliyi çağırıp Üniversiteyi aramışlar. Ve kendilerine Türkiye’den 6 kişilik bir öğrenci grubunun gelip gelmediğini sorarak öğrendiler. Böyle bir durumun Türkiye’de olabileceğini düşünemiyorum bile. Devletin yabancılara yönelik güvenlik konularında oldukça kısıtlayıcı ve paranoyak olduğunu düşünüyorum. Sonraki birkaç durum da bunu göstergesi olacaktır. Havalimanında Türkiye’ye nazaran çok daha uzun süren gümrük pasaport kontrolünden sonra çıkış yaptık. Bu arada Yabancılar yanlarında en fazla 10 bin dolar nakit para ile giriş yapabiliyor. Bu miktardan fazlasıyla giriş yapandan sınırda vergi alıyor olabilirler. Bunu kesin olarak bilmiyorum. Taksi tutmak için bize ruble gerekeceği için havalimanında gördüğümüz ilk exchange bürosundan 100 dolar bozduk. Sonradan fark ettik ki 1 doları şehirdeki bir bankadan 59-60 rubleye bozabilecekken 47 rubleye bozmuşuz. Üstelik havaalanı içinde yurt dışı yolcu geliş yerinde bir tane banka şubesinden uygun kurdan dolar bozdurulabiliyormuş. Ev sahibi ile iletişim için kendime bir adet sim kart aldım. Petersburgta en çok kullanılan Gsm operatörü MTC olduğu için ve de havalimanında şubesi olamdıı için diğer arkadaşlara kart almayı şehir merkezine varışa erteledim. Havalimanı çıkışı taksi ararken ve de okula vaktinde kayıt için yetişme telaşı bizi kaplamışken her kafadan da ses çıkarken üzerlerinde iki ‘’offical taksi’’ yazan taksici gördük. Normalde önceden internet üzerinden yaptığım araştırmada şehir merkezine giden normal bir taksi ortalama 1200 ruble alıyordu. Ama tam da fiyatlardan da emin olmadığımız için bu iki taksiciye 4000 ruble üzerinden anlaştık. Okula vaktinde yetişemeyeceğimizi anlayınca eve gitmeye karar verdik. Ben ev sahibi Olga’yı arayıp eve geleceğimiz bize anahtar teslimi için evin önünde bizi karşılamasını söyledik.

Bu arada taksici ile biraz konuştum. Meğerse sadece taksicilik yapmıyormuş ayrıca Çin’den mal getirip internet üzerinden de satıyormuş. Ayrıca tatil için de Türkiye’de Marmaris’te bulunmuş. Eve varınca taksiciler okul ile ev arası ekstra mesafe için bizden ekstradan 1000 ruble daha koparmaya çalıştılar. Bunun üzerinde zaten kendilerinin pahalıya getirdiğini yanımızda o kadar ruble olamadığını söyleyip onlarla tartıştık. Biz direttikçe onlar da diretti sonra bizi polis çağırmakla tehdit etti. Biz de daha fazla uğraşmamak için 700 ruble kadar verdik. Onları gönderdik. Sonradan öğrendik ki aslında Uber taksi ve Yandeks taksi saatlere göre değişmekle beraber havalimanı ve tuttuğumuz ev arasında ortalama 800 ruble kadar alıyormuş diğer taksi firmaları da 1200 ruble civarında. Bunu öğrendikten sonra o taksicilerden yediğimiz kazığın acısı daha da derinleşti bende. Ömür boyu unutacağımı sanmıyorum. Bu sebeple taksi ihtiyacımız olduğu zaman daima Uber ile yolculuk yaptık. Hava alanına dönüşü de Uber ile yaptık. Eve geldiğimizde bizi Olga’nın yardımcısı Larisa diye 40’lı yaşlarda bir kadın karşıladı. Evde çoğu şey beklediğimiz gibiydi. Ama tek sorun mutfakta tezgah ve lavabo olmayışıydı. Halbuki resimlerde mutfakta lavabo görünüyordu. Larisa’ya lavabo olmadığını bütün evdeki tek lavabonun banyo lavabosu olduğunu söyledim. Bulaşıkları yıkamanın sorun olacağını söyledim. Zaten buşlaşıklar için banyo lavabsunu göstermesine ve sorunu anlamaması beni sinir etti.  Mecbur kaldığımız için yine de evi tuttuk. Kira sözleşmesi imzalattı. Sözleşmeyi ben imzaladım. Bir de Rusya’ya giriş yaptıktan sonra 24 saat içinde yer bildirim kaydı yapmak gerekiyormuş. Bizim için kişi başı 1000 ruble karşılığında kaydımızı yapacaklarını söyledi. Biz de okulun belki de bizim için yapacağını söyleyip bizim için yarına kadar mühlet istedim. Tabi haklı çıktım. Üniversite bizim kaydımızı yapıyormuş. Daha önceden yer bildirimi için verilen süre 1 hafta imiş. Ama 2017 Fifa Konfederasyonlar Kupası nedeniyle bunu bir güvenlik önlemi olarak 1 güne düşürmüşler. Ayrıca bu yer bildirimi yapılan kişiye polise vs istediğinde göstermesi için ‘registration card’ adlı bir kağıt veriyorlarmış. Daha sonra bankadan döviz bozduracağımız sırada da bu kağıdı bize sordular. Ayrıca bizden vereceği iki ev anahtarı karşılığında sonradan geri vermek üzere 5000 ruble istedi. Bir nevi depozito olarak. Sonraki gün ödeyip ikinci anahtarı öyle aldım kendisinden. Yerleşmeye ilk önce Türkiye’den getirdiğimiz kahvaltılık malzemeler ile başladık. Ev tozlu olduğu için temizlemek gerekiyordu. Sonra herkese MTC sim kart aldık. Rusya’da mobil paket tarifeleri Türkiye’ye nazaran oldukça ucuz. Örneğin 10 gb internet MTC ‘liler ile sınırsız kunuşma diğer hatlar ile 600 dk aylık 400 ruble(yaklaşık 24 TL). Ordan metro durağına herkese aylık kart almak için geçtik. Aylık otobüs, tramvay, troleybüs sınırsız metro 70 binişlik kartı kişi başı 2900 rubleye aldık.

Ayrıca bütün ulaşım araçaları belli süreye has olarak sınırsız olan 1, 3, 5, 7, 15 günlük akpiller de vaar. Sadece Tramvay, Otobüs ve Troleybüsün bir arada olduğu metronun dahil olmadığı kartlar da var. Bu kartları alanlar metro için 45 rublelik jeton alıyor. Öğrencilere yönelik akpil indirimi de sadece 1 Eylülde okullar açıldıktan sonra başlıyormuş. Yani öğrenciler yazın öğrenci kartı indiriminden faydalanamıyor. Sonuç olarak bizdekine nazaran çok fazla akpil çeşidi var. Market alışverşine çıktığımızda ürün fiyatlarını inceleme şansımız oldu. Öncelikle sebze ve meyveler Türkiye’dekine nazaran daha pahalı. Hele domates gerçekten pahalı. Türkiye’ye nazaran en ucuz meyve muz. Meyve olarak muzu bolca tükettik. Et ürünleri de Türkiye’ye kıyasla ucuz dana etinin kilosu 30-35 TL civarında. İthal kozmetik ve gıda ürünleri Türkiye’ye kıyasla daha pahalı. Alkol ve sigara fiyatları ise Türkiye’ye kıyasla çok ucuz. Alkol lokantalarda fiyat listesinde meyve suyundan daha ucuz. Bira 2013 yılına kadar Rusya’da alkollü içecek olarak değerlendirilmedi. Ondan öncesinde yasal olarak alkollü içecek sayılmıyormuş bile. Ayrıca yapılan bir araştırmaya göre Ruslar ortalama olarak yıllık 18 litre alkol tüketiyormuş. Bu rakam uzmanların tehlike olarak gördüğü sınırın 2 katına eşit. Her yıl alkole bağlı olarak 500 binden fazla ölüm yaşanmakta. Rus insanlarının %25’i 55 yaşına gelmeden ölüyor. Bunun nedeni olarak vodka görülüyor. Rusya’da kadın nüfusu erkek nüfusundan yaklaşık 9 milyon daha fazla. Sebebi erkeklerin kadınlardan erken ölmesi. Büyük ihtimalle de bunu başlıca sebebi erkeklerin daha fazla alkol içmesidir. Alışveriş yaptığımız marketin adı Perekrestok’tu. Sonradan öğrendik ki Petersburg ve Özellikle Moskova’da birçok şubesi olan geniş bir market ağıyımış. Ürün çeşit yelpazesi ve fiyatları diğer yerlere nazaran idealdi. Bundan sonraki alışverişlerimizi de bu marketten yaptık. Eve temizlik malzemelerimiz de alıp döndük. Baştan aşağı evi güzelce temizleyip düzenledik. Hemen ertesi gün sabah erkenden kaydımızı verilen süre içinde yapabilmek için okula gittik. Okul yürüyerek evden 25-30 dk mesafede idi. En kısa şekilde 12 dk yürüme ve 8 dk otobüs ile gidebiliyorduk. Bu da 20 dk demekti. Okula her birimizin pasaport sayfalarının ve Rusya vizesi ile birlikte gümrükte bize verilen göçmen kartının fotokopisini verdik. Fotokopiyi okul içindeki parayla çalışan bir fotokopi makinesinden kendimiz çektik. Sonrada oturduğumuz adresi söyledik. Böylece üniversite bizim yer bildirim kaydımızı yaptı. Normalde önceden üniversite bize altı haftalık kurs üzerinden ücret alınmadığını kurların aylık olarak verildiği için de 7 hafta da eğitim alsak da bizden 2 aylık ücret talep edeceklerini söylemişti. Ama onlarla konuşup 7 hafta üzerinden toplu ödeme yapacağımızı söyledim. Onlar da kursu o şekilde ayarladı. Bu yüzden kişi başı 8875 ruble eğitim parası cebimizde kaldı.  Bu da toplamda 62.125 ruble yani 3 bin 700 TL civarı bir para yapıyor. Ayrıca kurs bitiminden sonra 3 iş günü içinde Rusya sınırlarını terk etmeliymişiz.

Sonra da seviyelerimizi öğrenmek ve ona göre bizi sınıflara yerleştirmek için bize 100 soruluk bir sınav yaptılar. Sınav sorularını biz ikinci sınıf öğrencilerine göre basitti. Ben, Murat ve Enes B2-1 seviyesindeki bir sınıfa yerleştik. Diğerleri de B1-1 seviyesindeki bir sınıfa yerleştirildiler. Kursta her seviyeyi kendi içinde ayırmışlar. Örneğin B1 seviyesi B1-1’ den B1-4’e kadar dört parçaya ayrılmış. Parayı elden nakit ve ruble olarak teslim edebiliyormuşuz. Bu sebeple bankadan elimizdeki doları rubleye çevirmek için gittim. Gittiğim banka Rusya’nın en büyük bankalarından biri Sberbank’tı. Ayrıca bizdeki Denizbank’ın da sahibi. Öncelikle şunu söylemek isterim ki Rusya’daki bankacılık sektörü Türkiye’ye nazaran çok yavaş işliyor. Basit işleri dahi komplike hale getirip kendi kendilerini yavaşlatıyorlar. Bizdeki bir Ziraat banka şubesinin ilgilendiği müşteri ile Rusya’daki 5 banka şubesi ilgilenemez. O derece pratikten yoksunlar. Sadece döviz bozma işlemi sırasında pasaportumun her sayfasını bir tarayıcı benzeri cihazdan kontrol ettiler. Sonra bana registration card sordular. Öğrenci olarak geldiğimi kayıt için para bozdurmak zorunda olduğumu ve kaydımı okulun yaptığını söyledim. Bunda sonra ikinci bir banka görevlsi daha gelip pasaportumun sayfalarını o da kontrol etti. Sonra ilk görevlini önündeki bir şeye anahtar sokup çevirdi. Bundan sonra ilk görevli bendeki parayı bozdurabildi. İkinci görevlinin kontrol için gelmesini bozdurduğum paranın miktar olarak çokluğuna bağladım. Çünkü 500 bin rublelik döviz bozdum. Bu onlar için büyük bir para bozdurma gibiydi. Ayrıca sonraki bozdurmalarda hiç ikinci kişi gelip anahtar çevirmedi. Bazı işlemlere yetki için ikinci bir kişin onay vermesi gerekiyor demek ki. Parayı vermek için okula gittiğimde bana Binbank diye bir banka şubesinin adresini gösterip verdikleri hesaba herkes için ayrı ayrı parayı yatırmamı söylediler. Binbank şubesine gittiğimizde bize kişi başı işlemelerde 0 bin ruble üzeri parayı tek seferde almadıklarını söylediler. Bizim kişi başı ödememiz gereken para 63 bin ruble civarıydı. Ancak kalan 23 bin rubleyi sonraki gün alabileceklerini söylediler. Zaten biz şok olduk. Bir banka şubesi nasıl olur da kendi alacakları paraya sınır koyar. Veya para almaz. Çok komik bir durumdu. Zaten çok da büyük bir banka değildi. Çok şubesine de rastlamadık sonra. Bize Sberbank gibi büyük bir bankadan parayı yatırabileceğimizi söylediler. Ben de üniversiteyi arayıp durumu anlattım. Onlar da şaşırmış gibiydi. Sonra telefonu banka çalışanına verdim. Baya bir konuştular. Sonra banka şube müdürü araya girdi ve paramızı yatırabildik. Ondan sonra bir Özbek restoranına gidip Özbek mutfağından Lahman, mantı yedik. Bizim ev tuttuğumuz bölge Üniversitenin de bulunduğu St. Petesburg’un Vasiliestrovsky bölgesiydi. Aslında ada gibi bir yerdi. Etrafına hep köprüler ile bağlanmıştı. Köprüler gece belli bir saatten sonra açılır ve gemiler geçiş yapabilirdi artık.

Bu bölgede birçok Azeri, Özbek ve diğer Orta Asya Türklerini de gördük. Bunların bazıları market, restoran, fırın, kasap vs. işletiyordu. Biraz daha alt tabaka işleri yapıyorlardı çoğu. Örneğin temizlik işleri, inşaat işçiliği, garson, yol bakım ve tamir işleri vs. işlerde çalışıyorlardı. St. Petersburg şehri hakkında biraz bilgi verelim.  St. Petersburg, Moskova’nın 715 km kuzeybatısında bulunan, Rusya’nın 2. Avrupa’nın 4. büyük şehridir. Kültürel merkez oluşunun yanı sıra zarif binalarıyla da bilinir. Ayrıca şehrin mimari görüntüsünü korumak için merkezi yerlerde yüksek bina yapma yasağı vardır.  Baltık Denizi kıyısında Neva Nehri üzerindeki 42 ada üzerine yayılmıştır. Çar I. Petro tarafından 16 Mayıs 1703’te Rus Çarlığı’nın Avrupa’ya açılan kapısı olması amacıyla kurulan şehir, 200 yıl Rus Çarlığı’nın başkentliğini yapmıştır. Birinci Dünya savaşı süresinde Sankt-Petersburg isminin Almanca olduğu çok fazla dile getirilmiştir. Ve Çar II. Nikolay şehrin ismini Petrograd olarak yeniden isimlendirmiştir(31 Ağustos 1914). 24 Ocak 1924’te Lenin’in ölümünden üç gün sonra Petrograd, Lenin’in anısına Leningrad olarak değiştirilmiştir. Şehrin isminin tekrar adlandırmasının ve bu ismi almasının nedeni Lenin’in Ekim Devrimi’ne liderlik etmesindendir. Şehir 1924–1991 yılları arasında yani Sovyetler Birliği döneminde Leningrad olarak adlandırılmıştır. 1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla Boris Yeltsin yönetimi, şehrin ismini halk oylaması sonucu yeniden Sankt-Peterburg olarak değiştirmiştir. Ancak St.Petersburg ve çevre illerinin bulunduğu bölge Leningrad oblastı olarak adlandırılmaya devam etmiştir. Şehir, Naziler tarafından 8 Eylül 1941 tarihinde kuşatılmış ve 872 gün kuşatma altında kalmıştır. Bir Doğu şehri sayılan Moskova’nın aksine Sankt-Peterburg, 5 milyonluk nüfusuyla daha “Avrupai”dir ve kuruluş amacı olan “Avrupa’ya açılan kapı” olma amacını gerçekleştirmiştir. Ayrıca bir rivayete göre kurulduğu zaman Venedik ve Roma’nın bir sentezi olması düşünülmüştür. Geniş bulvarları, şehrin ortasından geçen Neva nehri, köprüleri ve çarlık mimarisinin bazı örnekleri, şehrin Kuzey’in Venedik’i olarak anılmasına sebep olmuştur.  Gerçekten de şehir görünüş itibariyle bir Rus şehrinden çok Avrupa şehrine benzemektedir. Ayrıca cadde ve sokaklar oldukça geniştir.

Sankt-Peterburg Baltık Denizi’nin Finlandiya Körfezi’nde Neva Korfezi kıyıları ile Neva nehri deltasında bulunan adalar üzerinde bulunan rakımı düşük orta “tayga” bölgesinde kurulmuştur. Bu şehirleşmiş adalar arasında en büyükleri Neva Körfezinde doğal Vasilyevskiy Petrogradskiy ve Dekabristov adalarıdır. Zaten Vasilyevskiy bizim kaldığımız ve Üniversitenin bulunduğu ada. Krestovsky, Yelagin ve Kamenny adaları ise park alanlarıdır. Şehrin kuzeyinde bulunan Karelya Yarımadası şehrin popular mesire alanıdır. Halkın dinlenebileceği çok sayıda yeşil alan vardır.

Bu yeşil alanlara çok sayıda insanın özellikle havanın güzel olduğu günlerde akın ettiğini gördük. Moskova ve Petersburg’u gördüğümde gerçekten de büyük şehirler içindeki büyük yeşil alanların ne kadar önemli olduğunu anladım. İnsanların şehrin yoğun kalabalık ve gürültüsünden kurtarıp doğada bir nebze olsun huzur bulmasını sağlıyor böyle alanlar.

Sankt-Peterburg’in esas şehirleşmiş alanı 605.8 km²’dir. Ama federe şehir olarak yerel idarenin alanı, şehrin esas arazisini içine aldığı gibi (Kolpino, Krasnoye Selo, Kronstadt, Lomonosov, Pavlovsk, Petergof, Puşkin, Sestroretsk ve Zelenogorsk adlı) küçük şehir ve kasabaları; 21 belediyeli yerleşkeyi ve kırsal alanları da ihtiva edip 1439 km² dir. Petergof’a gittik. Finlandiya körfezine inşa edilmiş bir yer. Orda Büyük Petro tarafından yaptırılan   Yaz sarayını ve çok süslü ve büyük bahçesini gezdik. Çok fazla turist çeken bir yer Petergof. Sadece  Aşağı bahçesini gezmek için 45 TL kadar para alınıyor turistlerden. Rusya’da turistlerden alınan müze giriş parasını gördüğümde Türkiye’de müzelerde alınan paranın çok ucuz olduğunu düşündüm. Petergof’un bahçesinde 64 kadar fıskiye vardı. Bir sürü de altın kaplı heykel gördüm. En büyük fıskiye suyu 20 metre kadar yükseğe atabiliyormuş. Zaten Rusların fıskiye merakını da anlamış değilim. Şehrin bir sürü noktasında peyzajda fıskiyeler kullanılmış.

Şehrin rakımı hemen deniz seviyesinde 0’dan 176 m’ye kadar değişir. Yani şehrin ortalama yükseltisi oldukça düşük. 18. yüzyılda kuruluşundan beri şehir yapay olarak yükseltilmiş ve bazı küçük adalar birleştirilmiştir. Buna rağmen şehrin batısında bulunan arazilerinin rakımı 4 m’yi geçmemektedir. Bu nedenle Baltık Denizi’nin sığ olan Neva Körfezi’nde deniz, olağanüstü rüzgarlarla yükselme gösterdiği zaman şehirde sel afeti ortaya çıkmaktadır. Örneğin, 1975’de körfezde deniz 2.81 m yükselme göstermiş ve şehrin alçak arazilerine seller basmıştır. 1978’den itibaren selleri önlemek için körfeze 26.5 km uzunluğunda bir baraj sistemi yapılmaya başlanmış ve bu “Sankt-Peterburg Barajı” 2011’de tamamlanıp açılmıştır.

Sankt-Peterburg Baltık Denizi’nde ortaya çıkan ve ısının hızla düşmesine engel olan yüksek basınç merkezleri dolayısıyla soğuk yazları olan ıslak kara iklimine sahiptir. Tipik olarak yazlar kısa, ıslak ve soğukçadır ama kuzeye yakın olmasına rağmen yaz aylarında sıcaklık 30 dereceye ulaşmaktadır. Kışlar uzun ve soğuktur ama sık sık kışlarda da sıcak günler ortaya çıkmaktadır. Kanallar kış sırasında donar ve kışın toprağın donması olağandır. Ortalama olarak Aralık ve Mart arasında 123 gün her taraf karla kaplıdır ve Şubat’ları ortalama kar kalınğı 24 cm olmaktadır. Buna karşılık yazları ortalama 135 gün hiç don görülmez. Şehrin kuzey semtlerinden ve yazın sonlarına doğru yağışlar en yüksektirler.

Fakat şehrin rakımı düşük; deniz kenarında olan şehrin toprak suyu seviyesi zemine çok yakın olduğu ve iklim yazları nispeten soğuk olduğu için havanın nisbi rutubeti yüksektir ve şehirde hava ortalama 145 günden fazla bulutla kaplıdır ve yağış almaktadır. Bizim yazın orda kaldığımız süre sonunda bir yazıda paylaşılan bilgileri de ayrıyeten eklemek istiyorum. 2017 yazında ortalama sıcaklık +15,8 derece, maksimum +27,2 derece, Minimum sıcaklık ise 2 Haziranda + 3,5 Derece olmuş. Bütün 2017 yazı boyunca 12 bulutsuz gün olmuş. 92 günün 59 günü yağış düşmüş. Neredeyse üç günün ikisi yağışlı. 3 kez de dolu yağdı. Kısacası hava genelde bulutlu ve yağışlıydı. Karşılaştığım Ruslar da bu durumdan şikayetçiydi. Yani adamların bir yazı var onu da bulutlu ve yağışlı geçiriyorlar.

Şehrin inşa süreci ile ilgili ilginç şeyler var. Örneğin; şehirler genelde belli bir yerleşkenin kendiliğinden oluşup sonra büyümesi ile oluşurken St. Petersburg için durum farklıdır. Şehir I. Petro’nun emriyle kurulmuştur. Şehrin kurulması için de çok fazla işçi gerekiyordu. Üstüne üstlük işçilerin kalıcı devamlılığının sağlanması gerekiyordu. I. Petro, Çar imtiyazını kullandı ve ülkenin bütün kısımlarındaki köylülerin çalışmaya katılımını zorunlu kıldı. Yıllık kota olarak 40.000 köylü gerekiyordu. Zorunlu askerliğe alınmış olanların kendi aletlerini temin etmeleri ve yolculuklarında da yiyeceklerini kendilerinin sağlaması bekleniyordu. Yüzlerce mil yürüyerek seyahat ediyorlardı. Onlara sık sık askeri muhafızlar eşlik ediyordu. Bütün bu önlemlere rağmen kaçmalar oluyordu. Buna zor koşullarda eklenince Çar Petro başlangıç kotası olan 40.000 kişinin %50’den fazlasını nadiren alıyordu.

Çar I. Petro, bütün taş ustalarının yeni şehrin inşasına yardım etmelerini sağlamak için Sankt-Peterburg dışında tüm Rusya’da taş bina yapımını yasaklamıştır. Neva Nehri deltasında kurulan şehir aslında büyük bir bataklık alanın dönüştürülmesi, ıslah edilmesi projesi ile bir bütündür. Kent merkezindeki pek çok bina Amsterdam’da olduğu gibi çamur alanlara saplanmış direkler ve tahtalar ile kuvvetlendirilmiş temellere inşa edilmiştir.

Kent genel olarak ve bugünkü kimliğini İtalyan mimar Domenico Trezzini tarafından 1716 yılında Vasilievsky Adası merkez alınarak tasarlanan hali ile kazanmıştır. Kent, Barok mimari tarzının görkemli örneklerini taşımaktadır. Yine İtalyan asıllı bir başka mimar Francesco Bartolomeo Rastrelli tarafından yapılan pek çok bina şehre kimliğini veren öğeler arasındadır. Yani şehir inşa edilirken birçok Avrupa ülkesinden mimarlar getirtilmiştir.

Sonraları Rusya’nın yeni başkenti olmaya niyetlenen Sankt-Peterburg, Baltık Denizi’nin bir kolu olması nedeniyle Puşkin tarafından “Avrupa’daki pencere”olarak adlandırıldı. Ayrıca Petersburg Çar Petro’nun deniz filosuna üs konumunda idi.

Şehirden sonra inşa edilen, Kronstadt’ın ada kalesi tarafından korunuyordu. Çar Petro, bu şehrin kanallarında taşıma anlamına gelecek olan sandal ve kayığı hiçe saydı. Neva Nehri üzerinde karşıdan karşıya hiçbir kalıcı köprüye 1850 yılına kadar izin verilmedi. Ama günümüze geldiğimizde şehirde, farklı zamanlarda inşa edilmiş farklı sitil ve büyüklüklerde 342 köprü var. Uzunluğu neredeyse 1 km olan köprü( Aleksander Nevsky köprüsü) bile vardır. Yaklaşık 100 metre genişliğindeki Mavi köprü(Siniy most) dünyanın en geniş köprüsüdür. Bir sürü turist gece belli bir saten sonra açılan köprülerin yanında ,bunların en ünlüsü Dvortsavoy Most’tur, fotoğraf çektirmektedir.

Şehir Alman saldırısına açık olması sebebiyle Vlademir Lenin döneminde tarihsel başşehri Moskova’ya taşınmak zorunda kalmıştır (5 Mart 1918). Moskova o zamandan beri başkent olarak kaldı.

Turizm, şehrin ekonomisinde önemli bir rol oynamaktadır. Sankt Peterburg , 2012 yılında Avrupalı turistler arasında 10., dünyada ise 20. en popüler şehir olmuştur. 2016 yılında Sankt Peterburg Dünya Seyahat Ödülü (World Travel Awards) yarışmasında “Dünyanın Önde Gelen Kültürel Şehir İstikameti 2016” kategorisinde birinci olmuştur. Rus sentezi ve Avrupa trentlerinin birleşmesiyle St.Petersburg’un güzel ve görkemli bina ve köprüleri ortaya çıkmıştır. Şehir Batı Avrupa kentleri örnek alınarak inşa edilmiştir. Bu yüzden Rusların geleneksel soğan biçimli kubbelerine nadir rastlanır. Fakat Yeniden Diriliş Katedrali (Khram Voskresnia Khristova) buna uymayan örneklerden biridir. Katedral, Moskova Kızıl Meydan’daki Saint Vasil Katedrali örnek alınarak yapılmıştır.

St.Petersburg şehrinin bu kadar turist çekmesinin başlıca özelliklerinden biri ise dünyanın en çok müze bulunduran şehri olmasıdır. Dünyaca ünlü Ermitaj müzesi bu şehirde bulunmaktadır. Bu müze çarların geniş özel sanat koleksiyonlarına ev sahipliği yapar ve dünyanın en büyük müzelerinden biridir.  Müze yaklaşık içinde 3.5 milyon eser bulundurmaktadır.

2.Dünya savaşı döneminde eserlerinin bir bölümü trenlerle Moskova devlet müzesine kaçırılmıştır. Ermitaj müzesini gezip gördük. Gerçektende çok sayıda eser vardı. 6 saatten fazla gezmeme rağmen göremediğim birçok eser oldu. Ki bu eserlere ayrıntılı bakmaya kalksak orada birkaç gün geçirmek zorunda kalırdık. Ama bu eserlerin çoğu tablolar, heykeller, Rus çarlığı dönemi ve öncesi kıyafetler,  sarayda kullanılan porselen vs mutfak eşyalarıydı. Mısır, Fransa, İngiltere gibi birsürü ülkeye ait eser de vardı. Mumya mezarları ve mumya bile gördüm.

İslam eserlerinin sergilendiği bölüm restorasyonda olduğu için görmeye fırsatımız olmadı.  St.Petersburg sınırları içerisinde yaklaşık 306 müze bulunmaktadır. Ayrıca Dostoyevski, Puşkin, Anna Akhmatova ve Rimsky-Korsakov’un evleri de müze olarak kullanılmaktadır.  Gerçekten de sadece müzeleri gezmeye kalksanız baya bir vaktinizi alır. Ruslar gerçekten de müzelere önem veriyor. Ve verdikleri önemin de karşılığını turizm geliri olarak fazlasıyla alıyorlar. Örneğin Ermitaj Müzesinin yıllık ziyaretçi sayısı 2013 verilerine göre 2.898.562 kişidir. Ve bu sayıyla dünyada 15. sıraya girmiştir. Kişi başı 700 ruble (yaklaşık 42 TL) alındığını söylersek ne kadar yüksek gelir elde ettiğini anlamış oluruz.