Yazar: Ahmet Selim Turan

Rusya Federasyonu, kurulduğu tarihten bu yana, gerek Osmanlı İmparatorluğu döneminde gerek daha sonra Türkiye Cumhuriyeti döneminde yakın ilişkilerde bulunduğumuz en önemli komsularımızdan biridir. Bu yakın komşuluğun bir sonucu olarak da ilişkilerimiz  dönem dönem iyi dönem dönem kötü olsa da mutlak bir şekilde devam edecektir. Bu yüzden Rusya’yı bilmek, Rusya’yı anlamak ülkemiz adına vazgeçilmezdir.

Seyahatimizin 6 haftasını geçirdiğimiz St. Petersburg yaklaşık 5 milyon nüfusa sahiptir. Avrupa’nın en büyük 4. şehridir. Büyük Petro tarafından 1703 yılında, ülkedeki bütün işçiler toplandıktan sonra, “bataklık doldurularak” inşa edilen şehir, yaklaşık 200 sene boyunca Rusya’ya başkentlik yapmıştır.

Şehrin göze çarpan özelliklerinden bahsedecek olursak. Petersburg’daki binaların mimarisi tam bir Avrupa şehrini andırıyor. Bu nedenle, Petersburg’un neden “Rusya’nın Avrupa’ya açılan kapısı” olarak isimlendirildiğini çok rahat bir şekilde anlayabiliyorsunuz.  Petersburg’un özellikle merkezindeki yapıların tamamı bir şekilde korunmuş. Bunu gözlemlemek harika. Dünya savaşları geçirmiş bir şehrin, özellikle 2. Dünya Savaşı’nda yoğun bir kuşatma altında kalan bir şehrin bu şekilde korunduğunu görmek büyük bir saygı ve hayranlık duymama neden oldu.

Petersburg’un merkezindeki yapılar 1700’lerde nasılsa bugün de aynı şekilde. Devasa binalar neredeyse hiç yok. Caddeler ve sokaklar çok geniş, ferah. Şehirde yükselti hiç yok. Bu yüzden bisiklet ya da paten kullanımı çok yaygın. İnsanlar işlerine ya da okullarına bisikletleriyle çok rahat bir şekilde gidebiliyorlar. Trafik neredeyse hiç yok. Özellikle İstanbul’un karışıklığına alışmış biri olarak benim için cennet gibi geldi diyebilirim. St. Petersburg’a gittiğimizde “beyaz geceler” dönemindeydik. Günün yaklaşık 18 saati gökyüzü aydınlıktı. Bu da benim açımdan değişik bir tecrübe oldu.

Petersburg’da şehir yapılanması çok düzenli. Caddeler ve sokaklar geniş. Çok temiz. Yolda herhangi bir çöp vs görme durumu yok. Şehirde oldukça yeterli oranda yeşil alan var. Özellikle merkezden uzaklaştıkça yerleşim yerlerinin yeşillikler arasında kaldığını belirtmem gerekir.

St. Petersburg’da birçok tarihi ve turistik yeri gezme fırsatımız oldu. Şehirde çok fazla sayıda katedral, saray, park ve müze gibi turistik alanlar mevcut. Bundan dolayı şehrin özellikle yaz aylarında fazla derecede turist çektiğini söylememiz mümkün. Turistlerin büyük çoğunluğunu Asya bölgesinden gelen insanlar oluşturuyor. Özellikle Çin’den gelen turistler, Rusya’nın turist ihtiyacının büyük bir bölümünü karşılıyor diyebiliriz. Örneğin, gittiğimiz dil kursunda öğrencilerin yarıdan fazlası Çinli’ydi. İki ülke arasındaki ilişkilerin ne kadar yakın olduğunu buradan da anlayabiliriz.

Rusya’da, özellikle Moskova’da, metro kullanımı çok yaygın. Moskova’da harika bir metro var. Mükemmeliyet derecesine ulaşmış diyebilirim. Bu yüzden insanlar ulaşım için çoğunlukla metroları kullanıyorlar. Moskova’da her istikamette dakikada bir metro gelecek şekilde harika bir yeraltı ulaşım düzeni var. Petersburg’da bu süre 2 dakikayı bulabiliyor. Rusya’da kaldığımız şehirlerin bu açıdan gelişmiş olduklarını söylemek gerekir. Ulaşımla ilgili bir diğer konu ise, Rusya Federasyonu’nun jeopolitik özelliklerinin bir sonucu olarak, akaryakıtın ucuz olması. Bu yüzden de taksi ücretleri ülkemize göre neredeyse yarı fiyatına. Bu da bizim için olumlu bir gelişme oldu.

1 Hafta vakit geçirdiğimiz Moskova ile ilgili de gözlemlerimi paylaşmalıyım. Moskova Rusya’nın metropol şehri. Nüfusu yaklaşık 12 milyon. Bunun sonucu olarak farklı şehirlerden ve ülkelerden iş imkanı için gelen insanların fazla olduğunu gözlemledim. Kültürel olarak ise tam bir Rus şehri. Petersburg’un Avrupai bir şehir olduğunu belirtmiştim. Moskova ise tam tersi. Rus kültürünün odak noktası. Petersburg’a göre çok daha renkli bir şehir. Farklı etnik yapıdan insanlar görmek mümkün. Moskova’da gezerken adım başı şarkı çalan dans eden insanları görebilirsiniz. Özellikle alt geçitler adeta bu iş için tasarlanmış gibi. Özellikle gençlerde yoğun bir sanat/müzik ilgisi olduğunu gördüm. Aslında sadece müzik değil, tek başına tiyatro performansı sergileyen insanlar görmek de mümkün. Bu açıdan, Moskova halkının daha hareketli olduğunu söyleyebilirim. Bir diğer konu ise Moskova’da da yeşil alanların, ormanların çok fazla olduğu. Şehrin sadece belirli yerlerinde değil, her yerinde sık ağaçlara parklara rastlayabilirsiniz. Bu da yeşile verdikleri önemi gösteriyor. Gerçekten takdire şayan.

Ruslardan ve toplum yapısından bahsetmek gerekirse, yaklaşıl 2 aylık gezim boyunca hiçbir zaman biriyle sorun yaşamadım. İnsanlar birbirine saygılı. Başkalarıyla çok fazla ilgilenmiyorlar. Ama gereğinde de çok yardımseverler. Toplumda alkol tüketimi oldukça fazla. Ama bundan dolayı çevreye herhangi bir zarar verme durumları yok. Bir diğer dikkat çeken konu ise kadınların çalışma hayatındaki etkinlikleri. Daha çok bilek gücüne ihtiyaç duyulan işlerde azımsanmayacak derecede kadın işçi olduğunu söylemeliyim. Bir diğer nokta ise Rusya’da İngilizce bilen kişi sayısının çok az olduğu. Gençler nispeten İngilizceye karşı ilgili fakat orta yaş ve üstü halk İngilizce bilmiyor. Bu durum da Rusça bilmeyen biri için büyük bir sıkıntı oluşturabilir.