Yazar: Ali Emre Özcan

St. Petersburg yaklaşık üç asır önce dönemin “aydınlanmış” hükümdarlarından bizim deyişimizle ‘Deli’ Rusların deyişiyle Büyük Petro tarafından kurulmuş tabiri caizse tam bir Avrupa şehridir. Sanılanın aksine şehrin ismi kurucusu Petro’dan değil on iki havariden biri olduğuna inanılan Petrus’dan gelmiştir. Çar I. Petro Avrupa’ya gerçekleştirdiği seyahat sonrası Rus İmparatorluğun’da batılılaşma sürecini başlatmaya ve bu batılılaşmanın sembolü olarak Neva Nehri’nin Fin Körfezine döküldüğü topraklara İtalya gezisi sırasında hayran kaldığı Venedik’in bir benzerini inşa etmeye karar verir. I. Petro on binlerce köylüyü şehrin inşaasında işçi olarak kullanır ve Petersburg dışında taş bina yapımını yasaklayıp ülkenin bütün taş ustalarını Petersburg’a toplar. Sonuç olarak onlarca adacığın üzerine yayılmış birçok kanala sahip St. Petersburg’un temelleri atılmış olur. Şehir, Vladimir Lenin’in başkenti Moskova’ya taşıdığı tarihe kadar yaklaşık iki asır Rusların başkenti olarak varlığını sürdürmüştür.

Şehrin ansiklopedik özgeçmişini verdiğimize göre artık daha önemli konulara başlayabiliriz sanırım. Öncelikle Piter’e (Ruslar şehre kısaca böyle diyor.) gittiğinizde havasından suyundan mı kaynaklanır bilinmez sizi soğuk insanlar topluluğu karşılıyor. Ülkemizin güzel insanlarının aksine Ruslar her daim hiçbir duygu belirtmeyen suratları ve sert bakışlarıyla oldukça ‘soğuk’ insanlar. Bu durum ilk başta insana biraz korku verse de insanlarla tanışıp konuştuktan sonra aslında onların da sıcak kanlı olabileceğine kanaat getiriyorsunuz. Tabi Petersburg’da sadece Ruslar yaşamıyor. Şehirde oldukça fazla Azeri, Özbek, Kırgız, Kazak ve Dağıstanlı vatandaş var. Bu sebeple bir Özbek lokantasında veya bir Azeri bakkalında çatpat Türkçe konuşma imkanına erişebiliyorsunuz. Ayrıca şehirde öğrencisinden öğretmenine, işçisinden turistine heryerde tarihi komşularımız Çinlilerle karşılaşabilirsiniz. Özellikle şehre gelen turistlerin yüzde seksenini Çinliler oluşturuyor. Çinli üniversite öğrencilerinin de çok olması sebebiyle her caddede bir Çin lokantası görmeniz mümkün.

Şehrin genel yapısından bahsedecek olursak Petersburg çok ama çok düzenli bir şehir. Bu özelliği itibariyle aslında şehir genel olarak Rus şehirlerini pek andırmıyor. Şehre ilk geldiğinizde kendinizi Almanya’da falan sanmanız oldukça olası. Şehirde hemen hemen hiç yükselti yok. Caddeler dümdüz ve oldukça geniş. Caddeler ve sokaklar bir düzen içinde birbirlerine paralel ve dik olacak şekilde sıralanmış. Şehre yukarıdan bir bakış attığınızda Piter size bir kareli defteri andırabilir. Yolların ve binaların düzeni dışında Petersburg oldukça yeşil bir şehir. Çok fazla park var ve iklim sağolsun en ufak bir sulama zahmetine girmeden bu parkları yemyeşil tutmak mümkün. Çünkü bu şehirde bir günün yağmursuz ve güneşli geçmesi nadir bir durum. Bu yüzden güneşli bir günde  halkın büyük kısmını çimlere uzanmış güneşlenir şekilde bulabilirsiniz.

Metro şehrin en önemli ulaşım aracı olma özelliğini taşıyor. Metro ağı nüfusa oranla oldukça gelişmiş. Metro dışında otobüs, tramvay, dolmuş ve ilk defa orada gördüğüm troleybüs adında otobüs tramvay birleşimi ulaşım araçları da mevcut. Ama şehrin ulaşım yükünün büyük kısmını metro taşıyor. Toplu ulaşım araçlarının dışında kalan taksi de ulaşım alternatifleri içinde. Ama Rusya’da taksi olayı biraz değişik. Öyle ki Rusya’da Türkiye’deki gibi bir taksi sistemi yok. Şehirde hizmet veren beş altı tane taksi şirketi var ve bu şirketlerin çoğu mobil uygulama üzerinden hizmet veriyor. Ayrıca caddedeki herhangi bir kişisel araba da bir anda taksi olabiliyor. Benzin fiyatlarının ülkemize oranla oldukça ucuz olması sebebiyle taksi de kullanılabilecek ulaşım araçları arasında.

Şehir ekonomisinin başlıca dayanaklarından biri hiç şüphesiz turizm. Petersburg; müzeleri, sarayları, katedralleri, kanalları ve estetik mimarisiyle her milletten turist için çekici bir şehir ama daha önceden de belirttiğimiz gibi turistlerin çoğunluğunu Çinliler oluşturuyor. Tabi bunda Çin ile Rusya arasındaki ‘dostane’ diplomatik ilişkilerin payı büyük. Konsolosumuzdan edindiğimiz bilgiye göre uçak krizi öncesinde Türk turistlerin sayısı da azımsanmayacak derecede fazlaymış. Ama malum krizden sonra Rusya’nın Türklere vize uygulamasını geri getirmesi ve dahası girişte sebepsiz sorgu, bekletme gibi uygulamalarından dolayı şu an Türk turist yok denecek kadar az. Genel olarak şehrin turistik mekanlarından bahsedecek olursak en başta zikretmemiz gereken yer Nevski Caddesi. Bağdat caddesini andıran ama daha geniş ve daha düzenli olan bu caddeye şehrin merkezi diyebiliriz. Restoranlar ve  hediyelik eşyacılar cadde boyunca yayılmış durumda. Her türlü alışverişi bu caddeden yapmanız mümkün fakat şehrin geneline göre fiyatlar pahalı. Nevki caddesine geldikten sonra yürüyerek ziyaret edebileceğiniz birçok tarihi yapı ve müze var. Bunlardan başlıcaları Kazan Katedrali, Dökülen Kan Kilisesi, Dom Kinigi (Kitap Evi), Rusya Devlet Müzesi. Bunların haricinde yeryüzündeki sayılı müzelerden biri olan Ermitaj da Petersburgda yer alıyor. Müze tam anlamıyla bir iki günde gezilebilecek bir müze değil. Öyle ki içinde üç milyondan fazla eser barındırıyor. Nevski civarında olan mekanlar dışında şehir kurulurken tamamlanan ilk yapı olan Petropavlovsk Kalesi de kesinlikle görülmesi geren yerler arasında. Ayrıca şehrin dışında kalan Puşkin’deki Çariçe Katerina’nın yazlık sarayı ve Petergof’daki Çar I. Petro’nun yazlık sarayı da kesinlikle gidip gezilmesi gereken mekanlardan.

Genel olarak bir değerlendirme yapacak olursak St. Petersburg “Avrupalı” olmasıyla Rusya’daki diğer şehirlerden ayrılan, kurulalı daha üç asır olmasına rağmen her köşesi tarih kokan, insanı aşırı kuralcı, bürokrasisi kaplumbağa hızında olan, kışı soğuk yazı serin, yabancı biri için eğitim ya da gezmek-eğlenmek amacıyla gelinebilecek en uygun Rus şehirlerinden biri.