Yazar: Muhammed Enes Akgün

Yaklaşık 3 saat 45 dakikalık yolculuğun ardından Peterburg’a indik. Pasaport kontrolünde çok uzun beklettiler. Görevli bayan neden Rusya’ya geldiğimi, nerede kalacağımı, herhangi bir tanıdığım olup olmadığım hakkında uzunca sorular sordu. Rusça konuştuğumuz için nerede öğrendiğimi niçin başladığım dahi ilgisini çekti. Eğitim için Peterburg’a geldiğimi söyleyince bir polis çağırdı ve polise gideceğim üniversiteden yetkili bir kişiyi arattırıp böyle bir öğrenciye davet kaydınız var mı diye sordurdu. Evet cevabını alınca ne kadar duracağımı ve Türkiye’ye geri dönme gibi bir niyetimin olup olmadığını sordu. Nihayetinde uzun bir bekleyişin sonunda pasaport kontrolünden geçip havalimanından çıkmayı başardık. İhtiyacımız olan bir rus simcard’ı satın alıp taksi çağırmaktı. İlk gördüğümüz Telekom şirketine girip hat satın aldık. Daha sonra taksi çağırmaya çalıştık fakat beceremedik. Havalimanın etrafında kendini taksici gibi tanıtan 10 15 kişilik bir ekip vardı. Turist gördükleri anda yapışıp taksi hizmeti verdiklerini söylüyorlardı. Maalesef taksi çağıramadığımız için mecburen onların arabalarına binmek durumunda kaldık. Baya bir kazık attıklarını Rusya’da yaşadıkça fark etmiş olduk. Uber Taksi ve Yandex Taksi uygulamaları normal ticari aksilerin aksine iki kat daha ucuzdu. Taksiden indikten sonra eve yerleştik. İlk bakışta bulunduğumuz semt korkutucu gelse de daha sonra alıştık. Daha sonraki günler okul kaydı, akbil çıkarma vs. gibi işlerle uğraştık. Bir önceki Belarus deneyimimize nazaran işlerimizi 1-2 günde hemen hızlıca halledebildik. Bunda Rusçamızın daha iyi seviyede olması ve Belarus’a nazaran Rusya’da işleyişlerin daha hızlı ilerliyor olması etkili oldu diye düşünüyorum. Okula gittiğimizde oranın öğrenci işleri diyebileceğim bölümdeki çalışanlar bizimle çok iyi ilgilendiler. Seviye tespit sınavı yapıldıktan sonra ders programını verdiler. Ben, Abdusselam ve Murat aynı sınıfta olacaktık. Ertesi gün okula gittiğimizde geçen seneye nazaran daha mutlu olmuştuk çünkü tam bir sınıf havası vardı. Belarusta bizim dışımızda başka öğrenci yoktu burada ise 4 italyan,1 ingiliz, Güney koreli ve Çinli birçok öğrenciyle aynı sınıftaydık. Sınıfın kozmopolit olması hem yeni kültürleri tanıma açısından hem yeni arkadaşlıklar edinme açısından hem de tam bir okul havasına bürünüp motivasyonu yüksek tutma açısından önemliydi. 3 farklı öğretmen derslerimize giriyordu. Bunların arasında en sevdiğim Dmitry Babuskin idi. Kendisi Peterburg Devlet Üniversitesi mezunuydu. Mezun olduğu okulda akademisyen olarak çalışmaya devam ediyordu. Bir çok konu hakkında yeni bilgiler öğrenmemizi sağlamasının yanında kendisiyle uzun uzun her konu hakkında sohbet edebiliyorduk. İnanılmaz entel bir adamdı. Her derse girdiğinde günlük Petersburg gazetesini bizlere dağıtır, ders sonunda şehirde o gün olacak sanatsal etkinlikler hakkında bilgi verip müsait olanlarla gidebileceğini söylerdi. Tabi Petersburg’da yaşayan insanların çoğu bu şekildeydi. Kültüre ve Sanata inanılmaz değer veren bir şehir sosyolojisinden bahsediyoruz sonuçta.

İnsanların Avrupa’ya karşı aşağılık kompleksi ve Avrupai olma hevesini gözlerinden okuyabiliyordunuz. Ayni zamanda tabiri caizse memleketçiydiler. Yani Peterburglu olmak onlar için bir ayrıcalıktı. Rostov’dan ya da Ekaterinburg’dan buraya gelen birisi onlar için pek fazla bir şey ifade etmiyordu. Bu konuda kibirli oldukları aşikardı. Şehirde oldukça çok Orta Asyalı mevcuttu. Bunun yanında Dağıstanlı ve Çeçenler de bir hayli fazlaydı. Toplumda bu kişilerin yeri net olarak belirli gibiydi sanki. Genellikle ‘amele’ diye tabir edebileceğimiz işleri yapıyorlardı. Hiçbir Rus’u bir inşaat şantiyesinde ya da temizlik görevlisi olarak vs. işleri yaparken göremedim. Özbekler genellikle fırın işleriyle uğraşıyordu ve lokanta işletiyorlardı. Türkiyeli Türklerinde birçok lokanta, restaurant vs. işletmesi mevcuttu. Galata Restorant Fetöcülere ait bir işletmeydi. Hemen hemen şehirdeki tüm ufak bakkal işletmeleri Azerilere aitti. Dinlerini rahatlıkla yaşayabiliyorlardı. Müslüman nüfusu oldukça fazla idi. Cuma günleri camilerde yer bulmakta güçlük çekebiliyorduk. Dağıstan Kültür Merkezi adı altında büyük bir mescidin yanında Peterburg Merkez Camii’si şehirdeki başlıca Müslümanların ibadet yapabileceği alanlardandı. Türklerin iş alanlarından biri de inşaat sektörüydü. Bu alanda çok güçlüyüz diyebilirim. Özellikle Enka ve Rönesans holding en bilinenler arasındaydı. Birçok mühendis Türk’e rastlayabiliyorduk. Şehirde oldukça insanların arasına karışıp onlarla muhabbet etmeye fikirlerini düşüncelerini öğrenmeye gayret ettim. Kimi zaman evsiz insanların arasına karıştım kimi zaman sarhoş insanlarla iletişim kurdum. Rusya’da genel anlamda ekonomik durum kötü düzeyde. SSCB’nin son yıllarında daha da kötü olan bu durumu Putin her ne kadar yapısal anlamda yaptığı değişikliklerle biraz düzeltmiş olsa da yeterli değil. İnanılmaz zengin bir kısmın dışında kalan inanılmaz fakir bir kesim var ve bunun ortası kesinlikle yok. Putin’in en büyük becerisi neredeyse Çarlardan bu yana yok sayılan duyarlılıkları tutup çekmeyi becermesi. Din bu duyarlılıklardan başlı başına bir tanesi. Genellikle refah seviyesi düşük olan halkın dini duyarlılığının diğerlerine göre daha yüksek olması Putin’e bağlılık duymalarındaki en büyük etken. Bir diğer etkende Putin her ne kadar maddi anlamda onları doyuramasa da dış politikadaki başarıları ve kazanımları bunları bu kesimde unutturuyor ve maddi olan boşluğu manevi anlamda kapattırıyor. “Zapadniki” denen iyi eğitimli, ülkelerinin yaşanmaz ülke olduğuna karar verip ittifakı dışarıda arayan bizde ‘Beyaz Türkler’e denk gelen sınıfa ait insanlar Rusya’da da mevcut.. Bunlar geleneksel olana Ortodoksluğa karşı olan kesimler. Geleneksel olan yoksul olan ise hep aşağılanmış durumda Rusya’da. Takdir edeceksiniz ki ‘Zapadnikiler’ Peterburg’da bir hayli çok fazla.  Bir Rus’u karşınıza alırsanız altından Tatar çıkar derler. Alev Alatli’nin deyimiyle Bir Asya toplumu. Yine onun deyimiyle Heyecanlarıyla, fedakarlıklarıyla, ölüme karşı tavırlarıyla, tevekkülleriyle, dayanıklılıklarıyla tipik bir Asya toplumular. Tüm bunlar bir araya gelince herhangi bir Batı toplumu gibi sakin, hesaplayıp ertesi günü de hesaba katan bir toplum yapısına sahip olmadıklarını görüyoruz. Bize çok benzediklerini söyleyebilirim. Aynı zamanda vatanlarına çok bağlılar ve ülkelerini çok seviyorlar. Bulunduğumuz dönem içerisinde Milli bayramları olan Donanma Bayramı’nı kutladılar ve Putin Peterburg’a gelmişti. Vatanlarına olan bağlılıklarını burada fark edebilmek çok ta zor değildi. Dediğim gibi bir çok insanla iletişim kurdum. Genellikle sordukları ilk şey ülkemizin güvenli olup olmadığı ve malumunuz uçak düşürme mevzusu. Hemen hemen konuştuğumuz her 3 kişiden biri tatil için Türkiye’ye gitmiş. Antalya Marmaris Bodrum başlıca bildikleri yerlerden. Türkiye’ye tatil için gelen Rusların çoğu zengin değil. Türkiye tatili uygun fiyatlarda onlar için. Parası olanlar İspanya İtalya vs gibi Akdeniz ülkelerine tatile gidiyor. Ukrayna mevzusuyla ilgili soru sorduğum her insan ülkesinin haklı olduğunu savunuyordu. Ukrayna onlar için ‘Amerikan kuklası’ olmaktan öteye gitmiyor. Ve özellikle genç erkeklerin en çok sorduğu sorulardan biri ise ‘Türkiye’ye gitsem 2 hafta için yanımda kaç ruble bana yeter ? ‘ sorusu oluyordu. Peterburg başlı başına bir müze şehri. Bir hayli müze gezdik. Moskova’da ise Kremlin beni en çok etkileyen yapıydı. Kremlin’e giriş oldukça zahmetli ve pahalı. Kremlin içerisindeki Sobornaya Ploşad yani Kilise Meydanı’nda tarihi bir çok kilise ve katedral mevcuttu. Ortodoks mimarisi gözleri kamaştırıyordu ve içlerinde çar ailesinden kişilerin mezarları vardı. Örneğin Arhangel Katedrali içerisinde Korkunç İvan ve oğlunun yan yana mezarları mevcut idi. Moskova için şunu net olarak söyleyebilirim. İstanbul’un 2 ya da 3 seviye üstü model bir şehir. Peterburg’da çok fazla olmasa bile Moskova’da gerçek anlamda metropolde yaşadığınızın farkına varıyorsunuz ve Moskova aşırı pahalı bir şehir. Moskova’da en dikkat çeken şeylerden biri ise metrosu idi. İlk metro, Stalin’in emriyle 15 Mayıs 1935’te açılıyor. 11 kilometre boyunca Sokolniki – Smolenskaya arasında 13 hattı birbirine bağlayan bu demiryolu şu anda 313 km, 188 durakta, dünyanın Seul’dan sonra en çok kullanılan ikinci büyük metrosu statüsünde; renklerle ayrılmış 12 hatta günde ortalama 7 milyon kişinin kullanımında. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin en şaşalı projelerinden biri olarak düşünülen metro durakları avizeler, mermerler, heykeller, duvar resimleriyle bu dönemde tanışıyor, şu anda yerin altında müze faaliyeti gören çeşitli duraklar, komünist rejimin Moskova’ya kazandırdıklarından. Gerçekten Moskova metrosuna girip büyülenmemek elde değildi.

(Moskova Metrosu Planı)

Peterburg metrosu ise dünyanın en derin metrolarından biriydi. O kadar derindi ki yürüyen merdivenle metroya ulaşmak bir dakikadan sonra çile haline geliyordu. Şimdi ise Peterburg şehri hakkında bazı teknik bilgiler vermek istiyorum:

Rusya’nın Avrupa’ya açılan penceresi olan şehir, Baltık Denizi’nin kıyısında, Rusya’nın Finlandiya sınırında yer alıyor. 18. yüzyılda Çar I. Pedro tarafından kurulan şehir, bu gün Unesco tarafından Dünya Mirası Listesi’ne alınmış durumda. Sankt Peterburg, Moskova’nın 715 km kuzeybatısında bulunan, Rusya’nın 2., Avrupa’nın 4. büyük şehridir. Kültürel merkez oluşunun yanı sıra zarif binalarıyla da bilinir. Baltık Denizi kıyısında Neva Nehri üzerindeki 42 ada üzerine yayılmıştır. Çar Büyük Petro tarafından 16 Mayıs 1703’te Rus Çarlığı’nın Avrupa’ya açılan kapısı olması amacıyla kurulan şehir, 200 yıl Rus Çarlığı’nın başkentliğini yapmış ve (1914–1924) yılları arasında yani Rus İç Savaşı sırasında Petrograd, (1924–1991) yılları arasında yani Sovyetler Birliği döneminde Leningrad olarak anılmıştır. 1991 yılında Sovyetler Birliğinin dağılmasının ardından başa gelen yeni yönetim şehrin ismini yeniden Sankt Peterburg olarak değiştirmiştir. Dmitry bize o sene şehrin adıyla ilgili bir referandum yapıldığını ve referandum sonucunda Peterburg adını halkın seçtiğini söylemişti. Şehir tam anlamıyla Roma ve Venedik’in bir sentezi. Bir Doğu şehri sayılan Moskova’nın aksine Sankt Petersburg, 5 milyonluk nüfusuyla daha Avrupaidir ve kuruluş amacı olan “Avrupa’ya açılan kapı” olma amacını gerçekleştirmiştir. Geniş bulvarları, dingin suları, köprüleri ve çarlık mimarisinin bazı örneklerini her yerde görmek mevcut. Peterburg köprüleriyle meşhurdur. Batı Avrupa kentleri örnek alınarak şehir inşa edilmiştir.