Yazar: Abdullah Tanrıkulu

Doğu Asya’da Çin’in ve Japonya’nın güneyinde, Filipinler’in kuzeyinde bir ada ülkesidir. Başkenti Taipei(台北) olup Çin’e en yakın olan ada ülkesidir. Astropikal iklim görülen ülkenin havası çok sıcak ve nemlidir. Nüfusu 23 milyondur.

Tarihi

Ülkenin tarihi 30.000 yıl öncesine dayanır. Zira o zamanlar adada Tayvan Aborjinleri yaşamaktaymış. Çinlilerin adaya yerleşmesi Ming Hanedanlığı döneminde başlamış.1544 yılında adaya Portekizliler ayak basmış ve buraya Porktekizce güzel ada anlamına gelen ‘’Ilha Formoza’’ adını vermişler. Ancak adayı sömürmediklerini bilinmekte. Adayı kısa bir süre (1624-1662) Hollandalılar koloni üssü olarak kullandıktan sonra Tayvan Çin’e tekrar bağlanmıştır. Birinci Çin-Japon savaşından sonra ada Japonlara terk edilmiş ve 1895 ile 1945 yılları arasında Japon kolonisi olarak kalmıştır. 2.Dünya Savaşından sonra ada Çin Cumhuriyeti’ne teslim edilmiş. Adanın kaderi sürekli el değiştirme üzerine kurulmuş olsa ki anakara Çin’de meydana gelen iç savaş (1949,Milliyetçi Parti ve ÇKP arasında) sonrasında Çin Cumhuriyeti hükümetinin Başbakanı General Chiang Kai Shek,Mao ve Komünist Devrimine karşı verdiği mücadelede başarısız olarak Tayvan adasını elindeki birkaç bin asker ve yaklaşık 2 milyona yakın yandaşıyla işgal etmiştir ve hükümetini bu adaya taşımıştır.

Chiang Kai Shek (蔣介石)

Adayı işgal eden General Chiang, olağanüstü hal ilan ederek(1949-1987),Milliyetçi Parti (KMT) dışındaki tüm faaliyetleri yasaklamıştır. Batıyla tüm ilişkileri koparan Çin’i (Sovyetler Birliği hariç) 1970’lerin başına kadar Birleşmiş Milletlerde Tayvan’daki Çin Cumhuriyeti temsil etmiştir.1970’lerde ABD’nin Pingpong Diplomasisi sayesinde Çin ile ABD ilişkileri düzelmiş, ve Çin Halk Cumhuriyeti tüm Çin’i temsilen BM’ye kabul edilmiştir. Tek Çin politikası uyarınca 1971’de Birleşmiş Milletlerin Çin Halk Cumhuriyeti’nin kabulü ve çoğu devletin Tayvan’ı tanımaktan vazgeçmesi Çin Cumhuriyetini dış ilişkiler alanında zor durumda bırakmıştır. Günümüzde Tayvan’ı tanıyan 23 ülke vardır, çoğunluğu Afrika ve Orta Amerika ülkeleridir. Adnan Menderes’in Asya Seyahati sırasında Çin diye ziyaret ettiği ülke Tayvan Çin Cumhuriyeti olmuştur.

Adnan Menderes ve Chiang Kai Shek

1975’te Chiang Kai-shek’in ölümü üzerine başlayan Tayvan’ın demokratikleşme süreci, 1978’de Başkanlığı devralan Chiang Ching-kuo döneminde hızlanmıştır, 1948’de yürürlüğe giren Olağanüstü Hal, 1987 yılında nihayet sona ermiştir. 1996 yılında seçimle iş başına gelen ilk Tayvan Başkanı Lee Denghui’yi 2000 yılında Tayvan Bağımsızlığı taraftarı Chen Shuibian takip etmiştir.

İnsanlar

Gelelim günümüz Tayvan’ınını tanımaya,günümüzdeki Tayvan gerçekten tarihindeki şanssızlıklara nazaran çok daha parlak bir geleceğe uzanıyor. Teknolojinin getirdiği büyük imkanları iyi değerlendiren ve dünyada çip sektöründe bir numara olan bu ülkeyi şimdi biraz daha yakından inceleyelim. Tayvan halkının %98’i Han ulusuna mensup yani Han Çinlisi,geriye kalan %2’lik kısım yani 440.000 civarında Tayvan Aborjinleri oluşturmaktadır. Bugün hükümetçe tanınan 12 kabile vardır: Aris , Atayal, Paiwan, Bunun, Puyuma, Rukai, Tsou, Saisiyat, Yami, Thao, Kavalan ve Taroko. Tayvan halkının yaklaşık %93’ü Budizm, Konfüçyüsçülük ve Taoizm karışımı dinin mensuplarıdır. %4.5’i ise Protestan, Katolik ve diğer Hrıstiyan mensubu üyesidirler. Kalan %2,5 kesim ise İslam ve diğer dinlerin mensuplarıdırlar.

Gözlemlerim doğrultusunda Tayvan’da Hristiyan misyonerliği çok fazla iş yapmakta. Yerel tapınak sayısı kadar kilise gördüğümü hatırlıyorum. Halkın genel yaşamında kültürün etkisi çok fazla. İnsanları güler yüzlü ve nazik bu ülkenin. Sadece bununla da kalmayıp insanların gayet bilinçli olması da beni şaşırtıcı bir taraf oldu. Kurallar son derece uygulanabilir ve sorunsuz bir şekilde işlemekte. Genel olarak kuralların getirdiği bir zorunluluklar ve sonuçları bilindiğinden dolayı halk kurallara rahatça uyuyor. Burada insanlarla tanışmak bize çok basit geldi, yabancılara özel bir ilgisi olan insanlar, bizlere gayet sıcakkanlı ve misafirperver davrandı. Batılılara hayranlığın doruklarda olduğu ve özellikle Amerikan kültürünün insanları nasıl etkilediğini gözlerimizle görme imkanına sahip olduk. Gençler arasında popüler markalardan eşyalar, giyim kuşam ve hal ve hareketler noktasında bir Asya ülkesinden çok farklılık sezdik. Gençler arasında bir de popüler bir oyun var ‘’POKEMON GO’’. Bu oyun o kadar popüler olmuş ki insanlar geceleyin bile pokemon yakalamak için ellerinde telefonlarıyla sokak sokak, cadde cadde gezmekteler. Sayıları azımsanacak kadar değil, geceleyin yüzlerce binlerce insanı sokaklarda, caddelerde parklarda, sahilde görmeniz sıra dışı bir durum değil. Genel olarak insanların hayatlarında savaş ,terör, ekonomik bunalım gibi problemlerle karşılaşmadığı için böyle manzaralarla karşılaşmak çok sıradan. Genel bir Çinli davranışı olsa ki insanlar kesinlikle net cevap vermiyor. Örneğin bir şeye direk cevap vermek varken dolaylı anlatımı tercih ediyorlar. Bir şeyi yapmak istemiyorlarsa bahaneleri hemen hazırdır. Bu yüzden biz pek sorun çekmedik çünkü aynı şey Türk toplumunda da görülen bir hareket. İnsanlar gündüzleri işlerinde, akşamları gezmelerde. Öyle ki geceleri de uyuyorlar, pokemon oynayanlar hariç. Dakik insanlardır, çalışkan ve işlerine bağlıdırlar. Öyledir ki bir işin yapım yolunu biliyorlarsa öteki yolları denemezler. Son derece sabırlı olmaları da güzel bir özellikleri. Trafikte bekleme sürelerinde biz dayanamayıp yolu geçerken, insanların sessizce beklemeleri bunun en belirgin örneği olabilir. Bu ülkede insanlar bir başkasının ne yaptığını pek umursamaz. Genel düzeni bozmadığı sürece kimse kimsenin işine karışmıyor. Geceleyin sokaklarda rahat gezebiliyorsunuz hem de her yerde sabaha kadar… Ulaşım çok düzenli ve programlı, dakikası dakikasına beklediğiniz aracın geldiğini görebilirsiniz. Sokaklarda bisiklet yolları mevcut, insanlar bisiklet ile istedikleri yerlere gidebilmekte. Ayrıca bayağı da yaygın olduğu için belediyelerden bisiklet kiralayabiliyorsunuz.

Metrolarda yaşlılar ve ihtiyaç halinde kullanabilecekler için özel koltuklar mevcut ve metro tıka basa dolu olsa dahi insanlar ihtiyacı olacak biri gelir diye oturmuyorlar genelde. Yabancılar olarak biz boş gördüğümüzde oturuyorduk ve ihtiyacı olana veriyorduk. Bir anımı anlatmak istiyorum bu konuda,bir gün LongShan Tapınağı’ndan evime dönüyordum,o boş koltuklardan görüp oturmuştum,iki tane yaşlının geldiğini görünce yerimden kalkıp onlara vermiştim ki daha önce görmediklerinden mi şaşırdılar bilinmez ama bir yabancının kalkıp onlara yer vermesi ilginç gelmişti onlara. Yaşlı kadının yanındaki amca kalkınca kadın bana oturmamı söyledi ben de oturdum yanına,bana nereden geldiğimi sordu ben de ona Türkiye dedim. İlk defa duymuş olmalı ki bana nerede olduğunu sordu. Anlayabilmesi için Avrupa dediğimde çok hoşuna gitmişti. Telaffuzu zor olan Çinceyi anlamak yeterince zor iken yaşlı kadının aksanını anlamak da bir o kadar zor olmuştu . Çince konuşmam hoşuna gitmişti bana sürekli soru sorup durdu,o esnada gözüm metrodakilere kaydı ki herkesin beni izlediğini fark ettim. Yaşlı bir kadınla konuşan ve gülen bir yabancı. Gençlerin garip bakışları arasında kadının durağı geldi ve indi.

Beni en çok şaşırtan bir bilgi de şu olmuştu;Binaların girişinde resepsiyona benzer bir bölge var ve orada hep yaşlı adamlar bekliyor bir nevi kapıcı gibi… O insanların eskiden yüksek rütbeli subaylar olduğunu ve çoğunun Yüksek Lisans ve Master yaptığını öğrenmek gerçekten beni şaşırtmıştı. Bizim ders gördüğümüz binanın içindeki yaşlı adamın ( 70 80 yaşında olması çok yüksek bir ihtimal) gelip benimle İnglizce konuşmasını ve rahat bir şekilde istediğini anlatabilmesi artık o kadar garip gelmiyordu. Bu ülkede insanlar hep dolu,en kötüsü bile Yüksek
Lisans yapmış insanlar. Gerçekten bir uğraşları var ve çok kibarlar.Burada pek çok dost edindik,aralarında Türkçe’yi akıcı bir şekilde konuşabilenler de var. Bize gerçekten çok ilgi gösterdiler ve bizi evimizdeymişiz hissine soktular. Türkiye’yi bizimle öğrenenler de oldu,Türkçe öğrenmeye bizimle başlayanlar bile oldu.

Turizm

Tayvan turizm açısından güzel bir konuma ve imkana sahip bir ada ülkesi ancak siyasi olarak dünyada tanınmaması kendisini zora sokmakta. Tayvanın doğal güzellikleri ve tarihi yapısı turizm için avantajlar sağlıyor. Her ne kadar da tarihi son 200 yıl içerisinde şekillense de eski Çin mimarisi ile yapılan tapınaklar, binalar çok göz alıcı. Taipei turist sayısı bakımından diğer şehirlerden daha üstte kalıyor. Başkent oluşu ve imkanların fazlalığı turistlerin ilk tercih ettiği şehir olmasında Taipei’ye avantaj sağlamakta. Şehrin merkezi geceleyin bile ışıklarla adeta gündüz havası yaşatmakta. Taipei 101 isimli Tayvan’ın en yüksek binası da şehrin merkezinde. Dünyan’ın en hızlı asansörü sayesinde 100 katı 30 saniyeden az bir sürede çıkıp inme imkanımız da oldu ancak kulaklarımız basın yüzünden başlarda çok ağrıdı. Bütün şehri tek bir binanın tepesinden izlemek çok keyifliydi. Çok fazla turist her gün bu manzarayı görmek için buraya geliyordu. Giriş ücreti ise 500 NT ( yaklaşık 50 TL). Turizm genel olarak beşeri yapılar üzerinden ilerlemekte ve teknolojinin imkanları gayet iyi kullanan Tayvan, turist çekme konusunda teknolojisini de gayet güzel kullanmakta.

Taipei 101 tepesinden şehre bakış

Chiang Kai Shek Anıt Mezarı,giriş kapısı

 

Tayvan Demokrasi Hatıra Parkı

Xi Men Caddesi

 

Long Shan Tapınağı

Dil Eğitimi

Biz özel bir dil kursu olan TMI ile anlaşarak Çince derslerimizi almaya başlamıştık. Fiyatı bize pahalıya patlamıştı çünkü biz aslında Çin’e gitmemiz gerekirken bir anda Çin işinin olmayacağı haberini aldık ve son dakikada kursta olmayan bir kontenjan açtırarak ek ücret ödemek zorunda kaldık. Burada sorumluluğu olan kişilerin görevlerini yerine getirmemesinden kaynaklanan bir problemin yükünü hem vakıf hem de biz çekmiş olduk. Gittiğimiz zaman dilimi içerisinde neredeyse tüm kursların kontenjanı doluydu çünkü orada güz mevsimi kursları bitmişti. Öncelikle şunu söylemek istiyorum, orada aldığımız 1 haftalık bizim Türkiye’de aldığımız 1 senelik Çinceyi kapsamış oldu ve diğer kalan 3 haftada üzerine bilgi koyarak geri döndük. Şunu söylemek de istiyorum ki Tayvan’da kullanılan yazı Geleneksel Çince olup bizim ülkemizde öğrendiğimizden farklıydı, geleneksel karakterler sayesinde 3000 4000 yıllık Çince metinleri rahatça okuyabiliriz ancak şu an Çin’in kullandığı yazı şekli ile hepsini anlamak mümkün değil. Tayvan’ı bu konuda büyük bir şans olarak nitelendiriyorum. Eğitim olanakları olsun, kullanılan yazı dili olsun Çin’den daha iyi bir eğitim anlayışı ve şansı olanağı olarak Tayvan bizim bir kez daha gitmemiz gereken bir ülke diye düşünüyorum. Sonuçta bizler Çin bölge uzmanı olarak Çin ile ilgili olan her şeyi iyi öğrenmeliyiz. Dil eğitimi konusunda hızlı bir adım alarak üzerinde çalıştığımız ülke hakkında daha çabuk bilgi sahibi olmalıyız. Asıl merak ettiğimiz soru şu ki bu sene bizim için tutulacak hocalar bize Geleneksel Çince mi yoksa Basitleştirilmiş Çince mi dersi verecek? Dil eğitimi konusunda Tayvan’ın en iyi üniversitelerinde hatta bu üniversiteler dünyada ilk 50 üniversite sıralamasında da olan okullar ki bizlere daha iyi imkanlar sağlayabilir. Burada tanıştığımız bir iş adamı sayesinde imkanlardan haberimiz oldu ve bizi elçiyle görüştürme olanağını da bizlere sağlamış oldu. Elçi bize Tayvan’dan burs bile sağlayabileceklerini ve ucuza kurs bulabileceklerini de söyledi. Kendisinden ülke ilişkileri hakkında da bilgi almış olduk ayrıca. Tayvan bizim için büyük bir deneyim oldu. Böylece vakıf da bir sonraki programda kimlere görevin verilmesi gerektiğini ve artık bu işlerin daha programlı olması konusunda da dikkatli olacaktır diye umut ediyoruz. Bu sene gelecek arkadaşlar için en azından kolaylık sağlanmalıdır. Bu program devletimiz için insan yetiştiriyor o yüzden güçlü bir devlet için eğitimin önemi çok önemlidir.

Tayvana Dair Kendi Düşüncelerim

Tayvan belki de bizim hayatımız için bir dönüm noktası oldu. Çünkü burada yeni insanlar, yeni bir kültür, yeni bir hayat ve yeni bir deneyim elde etme tecrübesini kazandık. Tayvan gerçekten başka bir dünya oldu bizim için. Yemeklerinden tutun insanlarla olan münasebetlerine kadar bu insanlar bizden farklı. Benzer yönleri de var, sonuç olarak bizler de Asya kökenli insanlarız ve doğunun sahip olduğu ortak değerlerini de barındırdığı bu ortamda, ne kadar uzak olursak olalım her zaman bulunabilecek ortak yanlar vardır. Bir Müslüman Türk olarak gerçekten anlam veremediğim birçok adetleri ve gelenekleri var. Onların da bizlerde olanları anlamdıramadığı da aşikardı. Orada tanıştığımız Türkoloji okuyan Tayvanlılar bile üzerinde yıllarca çalıştığı insanların birçok şeyini hala anlayamıyorlar.

Orada belki de özellikle ilk haftalar çektiğimiz en büyük problem yemek olmuştu. Helal olmayan gıdaların çoğunlukta olması bizi şaşırtmadı ancak helal damgası olan ürünlerin sayısının azımsanmayacak kadar olması bizleri çok şaşırttı. Et yiyememek benim için gerçekten en büyük problemdi çünkü ben et yemeyi diğer şeylerden üstte tutuyorum. O yüzden orada en çok bu konuda ben sıkıntı çekmişimdir. Tanıştığımız bir iş adamı sayesinde orada helal et lokantalarından haberdar olduk ve bu benim için gerçekten çok rahatlatıcı bir gelişme olmuştu. Müslüman Çinli olarak adlandırılan Hui’ler orada sayısı azımsanmayacak kadar helal et lokantası açmışlar. Sağ olsunlar biz de onlardan yararlandık. Oradaki Müslüman nüfusun çoğunluğunu Endonezyalılar ve Malezyalılar oluşturmakta. 50 bine yakın Tayvanlı Müslüman da dahil olmak üzere 200 bin civarında Müslüman Tayvan’da yaşamakta. Cami sayısı az çünkü cemaat sayısı az. Hristiyanların özellikle misyonerlik faaliyetleri çok yaygın. Kiliselere cemaat çekmek de ve sürekli kilise açmakta zorlanmıyorlar. Popüler din konumunda olan Hristiyanlık orada hızlıca yayılmakta. Tayvan’ın da kendine ait bir geleneksel dili ve dini var. Dinleri tam bir karmaşa bana göre. Ortaya karışık bir şekilde Tao, Budizm ve Konfüçyonist bir din anlayışı var. Sorduğum zaman hepsine inanıyorum diyen arkadaşlarım vardır. Bu durum da bize gayet ters bir durum.

Asya’nın 4 kaplanından biri olan Tayvan siyasi olarak diğer 3 ülkeden şanssız. Siyasi varlığı tanınmayan bu ülke dünyada önde gelen ekonomilerden. Teknoloji sektörü çok hızlı gelişip büyümüş ve hala bu durum devam etmekte. Kardeş ülkeleri olarak nitelendirdikleri Japonya gibi onlar da aynı yoldan ilerlemekte. Herkesin şaşırdığı gibi ben de kardeş olarak neden Japonları seçtiklerini anlayamamıştım. 2.Dünya savaşında milyonlarca Çinliyi öldüren Japonlar nasıl kardeş oldu? Onun da bir hikayesi var. Dünya savaşı sonrası Çin’de meydana gelen iç savaşta başarısız olan Chiang Kai Shek Tayvan’a yerleşir. Eski hükümet ancak yeni bir devlet kurulur. Anakarada kalan rejim Japonları düşman, yeni rejimi de vatan haini ilan edince. Japonya-Tayvan yakınlaşması başlar. Önceden de Japonların elinde bir sömürge kolonisi olan ada Japonlarla kurulan yeni ilişkiyi kabullenmekte zorluk çekmez. Tayvan’ın gelişmesinde de etkileri olan Japonya ilişkileri kuvvetlendirmiş ancak siyasi olarak bu yakınlık 70’lerden sonra söz konusu olmamıştır.